Archive for December, 2011


Başlık tüm konuyu açıklıyor sanırım, fazla da bir şey yazmaya gerek yok. Böyle bir uygulamanın benden önce birçok kişinin aklına geldiğini ve yine birçok kişi tarafından hayata geçirilmeye çalışıldığını tahmin edebiliyorum. Bir düşünsenize; her yıl geleneksel olarak düzenlenecek bir törenle o senenin Türkçe Rap adına en başarılı sanatçıları ödüllendirilebilir, insanlara eğlence dolu bir gün sunulmasının yanı sıra sürekli vermeye çalıştığımız birlik mesajı her geçen sene güçlenen bir şekilde verilebilir. Sözünü ettiğim organizasyon konusunda istekli, umutlu, hatta hayalci olan herkesi bir araya gelmeye ve bu projeyi canlandırmaya davet ediyorum. İmkansız değil, olmamalı da.

Madem henüz resmi bir törenle bu ödülleri dağıtamıyoruz, gayriresmi bir biçimde bunu gerçekleştirelim diye düşündüm. Aynı Grammy Ödülleri gibi olmasını planladım, hatta kategorileri bile birebir alabilirim. Grammy’de  2012 itibariyle Rap dalında 4 ödüle yer veriliyor. “Best Rap Performance”, “Best Rap/Sung Collaboration”, “Best Rap Album” ve “Best Rap Song”. Ödülleri ülkemize uyarlamaya çalışınca ortaya şu adaylıklar çıktı: “En İyi Erkek Sanatçı”, “En İyi Kadın Sanatçı”, “En İyi Çıkış Yapan Sanatçı”, “En İyi Albüm”, “En İyi Solo Şarkı” ve “En İyi Düet Şarkı”. Rekabet açısından adaylıkları arttırmanın yararlı olacağı kanısındayım. Ayrıca en iyi sanatçı dalında erkek ve kadın olarak iki ödül verilebilir, böylece erkeklerin bariz biçimde domine ettiği bu müziğe biraz canlılık getirebiliriz. Zaten bu sene Grammy Ödülleri’nin sayısını azaltılıp, erkek ve kadın tek kategoride toplanınca dinleyicilerden büyük tepki görülmüştü, önümüzdeki senelerde tekrar bir değişime gidebilirler.

Önce adaylık, sonrasında ödül dağılımında ise en büyük görev sizlere yani dinleyicilere düşecek. Ne mi yapacaksınız? Eğer Türkçe Rap Ödülleri fikrinden hoşlandıysanız ve katılımda bulunmak istiyorsanız; sizden bu yazının altına yorum olarak eksiksiz şekilde her kategorideki 5 adayınızı yazmanızı rica edeceğim (yorumlar yayımlanmadan benim onayımdan geçiyor, bu nedenle eksik şekilde gönderilen yorumları maalesef kabul etmeyeceğim). Adayları belirleme bir oylama şeklinde olmayacak, yani en çok yazılanın adaylık alacağının garantisi yok ama sizlerden gelen öneriler kesinlikle değerlendirmeye alınacak. Adaylar belirlendikten sonra her ödül için ayrı birer anket açacağım ve sizlerden gelecek oyları bekleyeceğim. Bu kez uygulama oylama şeklinde olacak ve en çok oyu alan kişi ve kişiler ödüllerin sahibi olacak. Diyeceksiniz bu ödülleri kazananların eline ne geçecek. Düz bir bakış açısıyla bakarsanız hiçbir şey geçmeyecek, ama başarılı bir şekilde yapabilirsek bu olayın devasa bir adım olduğuna inanıyorum. İleride uygulamaya konması için ilk basamak olarak bile düşünülebilir. Ayrıca şu an için bir tören yapamasak da oldukça keyifli vakit geçireceğimize eminim.

Kategori yazmaya üşenecek olanlarınız için örnek formu da sunayım:

En İyi Erkek Sanatçı:

En İyi Kadın Sanatçı:

En İyi Çıkış Yapan Sanatçı:

En İyi Albüm:

En İyi Solo Şarkı:

En İyi Düet Şarkı:

Önereceğiniz isimleri değerlendirirken yalnızca 2011 senesini düşünmeniz gerektiğini ve her dalda 5 aday yazılacağını unutmayınız. Sizleri selamlıyorum, katılımlarınızı mutlaka ve mutlaka bekliyorum.

Ekleme: Piyasada pek fazla grup olmadığı için “En İyi Grup” kategorisi yapmadım. Grup adaylarınızı erkek ve kadın sanatçı dallarında belirtebilirsiniz.


Ho voluto dire addio al passato io
Eri un ombra su di me
Su di me…
Ora è tempo di essere
Nuova immagine
Cerco la mia isola via di qua
Via di qua…

Se qualche volta ho creduto che
Fosse impossibile
Non ho più niente da perdere
Solo te!

Vamos a bailar
Esta vida nueva
Vamos a bailar
Vamos a bailar
Esta vida nueva
Vamos a bailar

Paradiso magico oltre oceano
E’ una luce che mi da libertà…
Ho voluto dirti addio
Lo sa solo Dio
Eri un ombra su di me
Su di me…

Anche se a volte ho creduto che
Fosse impossibile
Ora mi sento rinascere
Senza te! (yei yei ye)

Vamos a bailar
Esta vida nueva
Vamos a bailar
Vamos a bailar
Esta vida nueva
Vamos a bailar
Vamos a bailar
Esta vida nueva
Vamos a bailar
Vamos a bailar
Esta vida nueva
Vamos a bailar

Se qualche volta ho creduto che
Fosse impossibile
Ora mi sento rinascere senza te!

Vamos a bailar
Esta vida nueva
Vamos a bailar
Vamos a bailar
Esta vida nueva
Vamos a bailar
Vamos a bailar
Esta vida nueva
Vamos a bailar
Vamos a bailar
Esta vida nueva
Vamos a bailar


Geçtiğimiz pazar, Türkiye’deki rap dinleyicileri ve Türkçe rap müziği açısından kritik öneme sahip bir gündü. Hiphoplife Organize Oluyoruz ekibinin büyük kısmının 30 Kasım Çarşamba akşamı Dream TV’de şahit olduğumuz kolay kolay unutulmayacak canlı performansının tetiklediği ve Twitter başta olmak üzere günümüz sosyal medyasının en gözde portallarındaki müthiş hareketlenmenin sonucundan doğan her ilde Türkçe rap eylemi yapma fikri, ortaya atıldığından sadece 96 saat sonra uygulamaya konuldu. Ülkemizin dört bir yanında yapılan yürüyüşlerin İstanbul ayağına Gerçek Yeraltı ekibi olarak katılma şansı bulduk ve ben de şahsım adına önemli gözlemlemeler yapabildim.

Öncelikle şunu kabul etmek gerekiyor ki; yalnızca 4 gün içerisinde böylesi önemli ve detaylı bir örgütlenmeye kalkışmak dahi takdir edilmesi gereken bir davranış. Yapılacak toplu eylemlerin insanlar hevesini kaybetmeden, anlaşmazlıklar yaşanmaya başlamadan hayata geçirilmesi adeta bir zorunluluktu. Bu konunun altından başarıyla kalkılabildiğini söylemek doğru olacaktır. Her ne kadar medyada çıkan haberlerde Taksim’deki topluluktan 100 kişi olarak söz edilse de; hem kendi gözlemlerime, hem de fikir danıştığım insanların düşüncelerine göre yaklaşık 200-300 kişilik bir grup hazır bulunuyordu pazar günü. 100, 200 veya 300, aslında pek farkı yok. Hepimiz bu sayının çok daha yükseklerde olması gerektiğini biliyoruz, organizesi zor bir aktivite olsa da. Haklı biçimde grubun temsilcisi olarak belirlenen Fuat Ergin’in demecinde artık sayımızın milyonları bulduğu sözleri yer alıyor. Gerçekten milyonlara ulaştıysak, tarihimizin en kritik toplanmalarından birine 300 kişinin katılmış olması moralimizi çok yükseltmemeli. Maalesef bazı şeyler bilgisayar başında oturarak değiştirilemiyor. Benim bu yazım da bir devrim niteliğinde olmayacak, sizin Internet aracılığıyla görüşlerinizi aktarmanız da. Bir devrim yapılacaksa; oturarak değil ayakta yapılacaktır.

Dönelim pazar gününün diğer göze batan artı ve eksilerine. Kanaatime göre yürüyüşün en pozitif noktası Türkçe Rap’in sanatçı ve müzisyenlerinin hiç değilse bir bölümünün bu organizasyona katılmayı seçmiş olması oldu. Elbette herkes gibi ben de onların katılımıyla bazı olumsuz yan etkilerin ortaya çıkacağından şüphe duymuyordum. Sayısı azımsanmayacak bir kitlenin durumun öneminden bihaber olarak yalnızca ünlü isimlerle tanışma ve kendileri için hatıralar yaratma amacıyla Taksim’e akın ettiği gözlerden kaçmadı. Müziğimizin geleceği hakkında hiçbir tasası olmayan, arkadaşlar arası rekabeti birkaç rapçiyle çektiği fotoğraflarla kızıştırmaya çalışan insanların kesinlikle evde kalması gerekiyordu.

Yukarıdaki istenmeyen durumu bir kenara bıraktığımızda, ünlü kişilerin eyleme katılmasının bizler açısından ne kadar yararlı ve birleştirici bir etkisi olduğunu görebilmemiz mümkün. “Birlik” hedefiyle çıkılan bir yolda sanatçıların da dinleyicilerle yan yana yürümeleri, onlara yalnız olmadıklarını hissettirmeleri müzikte barış adına atılan en büyük adımlardan birisidir. Dinleyicilerin karakterini veya yaşamını bilmediği, ama yaptığı müzik, çıkardığı albüm ve verdiği konserler nedeniyle çoğu zaman acımasızca eleştirilen bazı isimlerin de bu yürüyüşte yer aldığına şahit oldum. Bu sadece o kişiler açısından değil, bahsi geçen isimlere bir anlamda sorgusuz düşmanlık besleyen insanlar açısından da önemli bir fırsattı. Müzikseverler bu sayede daha önce hakkında olumsuz düşündükleri, belki de sağlıksızca oluşmuş önyargılara sahip oldukları müzisyenlerle birebir diyaloğa girme ve bu kez gerçek anlamda tanıma şansı bulmuş oldular. Bir birlik sağlanacaksa; öncelikle herkesin aynı gayede olduğunun anlanması gerekiyor. Aynı amaca hizmet eden insanları gruplara ayırıp damgalayarak elde edeceğimiz tek şey; toplumun bizlere bakış açısının hiçbir değişiklik sağlanmaksızın korunması olacaktır.  Bu müzikle haşır neşir olmayan insanların büyük bölümü, “Bunlar daha kendi aralarında bile anlaşamıyor, bizimle nasıl anlaşacaklar?” diye düşünüyor haklı olarak. Uzun yıllardır topluma kendini doğru şekilde ifade etmeye çalışırken, iç savaşını bir türlü sonlandıramamış bir kültüre barış elinin değmesinin ne denli olağanüstü gelişim ve sonuçları sağlayacağını hayal edin. Bundan böyle “birlik” kelimesi daha sık ve güçlü şekilde telaffuz edilmelidir.

Yürüyüşün amacına ulaştığını kesinlikle düşünmüyorum. Gelenler de fark etmiştir ki katılımcılarının hatrı sayılır bir kısmının amacın ne olduğundan bile haberi yoktu. Müzikal zevkleri benzer olan insanların bir buluşması olarak değerlendirdiler etkinliği belki de. Ancak bu tip buluşmalar için her hafta sıklıkla düzenlenen konser ve partiler mevcut, pazar günkü eylemi bir konser çıkışına dönüştürmek pek de parlak bir fikir değildi.  Amatörlük, heyecan, bilinçsizlik  ve bu gibi faktörler bir araya gelerek çok daha etkili şekilde uygulanabilecek toplanmayı amacı belirsiz bir eğlenceymişçesine aktardı insanlara. Caddede dolaşan diğer insanların bir kısmı bırakın verilmek istenen mesajı anlamayı, ne için bir araya gelindiğini bile kestiremedikleri net bir biçimde anlaşılıyordu. “Ben bol giyinmiyorum, toplum dar bakıyor” yazılı ince düşünülmüş harika bir pankart ve Fuat Ergin’in açıklamaları dışında topluma anlatılmak istenenleri dile getiren başka bir öğesi olamadı ne yazık ki yürüyüşün. Evet, rap müziğin birçok şekilde işlendiği bir gün oldu (Teoman Karadeniz’in görüşlerine katılıyorum, neden sadece rap işlendi de Hiphop işlenmedi ki?). Örneğin bir çember halinde toplanıp “Freestyle” yapan gruplar vardı, ama bu da çok mantıklı bir hareket olarak kalmadı akıllarda. Freestyle atışmaları sıradan bir gün içerisinde sessiz, sakin ve yüzlerce insan tarafından işgal edilmeyen herhangi bir bölgede yapılabilir, özel bir hedefe yönelerek düzenlenmiş böylesi bir günde Taksim’in göbeğinde değil. “Sessiz yürüyüş” adına toplanıldıktan sonra, sırf eğlence hevesiyle vermek istediğimiz mesajı geri planda bırakıp böyle aktivitelere yönelerek derdimizi insanlara anlatmamız pek olası görünmüyor.

Yazının genelinin eleştirel ve negatif göründüğünün farkındayım, ama zaten böyle olmalı. Yanlışların üstünde durulmalı ki ileride doğrular yapılabilsin. Eksiklik ve olumsuzluklar, pazar günkü buluşmanın birlik ve beraberlik adına uzun zamandır arzu edilen ilk adım olarak gösterilmesine engel değil. Bu tür eylem ve yürüyüşlerin geleneksel hale gelmesine olan isteğin kırılması veya hafiflemesine de asla sebep değil. Asıl hayal kırıklığı, Türkiye çapındaki yürüyüşlerin tek örneği 4 Aralık Pazar günüyle sınırlı kalırsa ortaya çıkacaktır. Ben inanıyorum ki; her buluşma bir öncekinden daha profesyonel, tutkulu ve amaca uygun olacaktır. Buna inanmaya şiddetle ihtiyacımız var.

Not: İstanbul dışında herhangi bir ilde yürüyüşe katılmış olanlar yorum olarak o yürüyüş hakkındaki düşüncelerini ve İstanbul’dakinden artısını, eksisini yazabilirse çok sevinirim.