Archive for July, 2012


Temmuz ayının üçüncü pazar günü Türk Hiphop tarihine geçmeyi hak eden bir etkinliğe sahne oldu. 2006 senesinden beri düzenlenmekte olan ve asıl amacı dünyanın dört bir yanından grafiti ustalarını bir araya getirerek görsel bir şölen sunmak olan Meeting of Allstars organizasyonu, bu sene bir Hiphop festivaline dönüştü. 15 Temmuz 2012 günü, doğuşundan bu yana kendini ifade etmeyi bir türlü gerekli biçimde başaramayan Türk Hiphop’ının hala hayatta olduğunu ve her geçen gün büyüdüğünü tüm ülkeye bağırarak ilan ettiği tarihi bir gündü.

Organizasyonun sabah 11 ile akşam 22 arasında sürmesini planlamak çok akıllıca bir iş. Bu şekilde Taksim civarında işi olan, olmayan, uzaktan gelen, yakında oturan, canı sıkılan, Hiphop’la alakası olan veya olmayan, kısacası her telden insanın en azından festivale bir göz atmasına olanak sağlanmış bulunuldu. Şahsi konuşmak gerekirse; ben de organizasyona 14 civarı dahil oldum ve kişisel sebeplerden dolayı Ceza’nın sahnesi sırasında ayrılmak durumunda kaldım. Buna rağmen Gezi Parkı’nda geçirdiğim süre, etkinliğin içyüzü ve başarısını anlamam adına fazlasıyla yeterli oldu. Meeting of Allstars 2012, en ince detayına kadar düşünülmüş ve hiçbir açık yerilmeden gerçekleştirilmiş muazzam bir buluşmaydı. İki farklı merkezi giriş noktasının belirlenmesinden Taksim Gezi Parkı’nın grafitiye özel bir alanla çevrelenmesine, Almanya, Danimarka ve Hollanda gibi ülkelerden büyük isimlerin bir anlamda “transfer edilip” hünerlerini sergilemesinden konser için seçilen isimlere kadar her şey bu kültüre gönül vermiş insanların hayalleriyle örtüşüyordu. Sıcak hava öne sürülebilecek tek olumsuz noktaydı; bu durumdan şikayetçiyseniz yukarıdakiyle iletişime geçmenizi öneririm.

Meeting of Allstars 2012’nin “buluşturma” yönü ile ön plana çıkması piyasamıza ilaç gibi gelecek. Festival süresince buluşturma özelliğinin iki farklı boyutu olduğunu gözlemledim. Bunlarda ilki; Türk Hiphop ailesini bir araya getirmiş olması. Bu geniş ailenin içinde yer alan, ancak çeşitli durum ve sebeplerden ötürü bir araya gelmekten kaçınan pek çok ismi Taksim’deki birkaç yüz metrekarelik alanın içerisinde bulabildik pazar günü. Usta yazar Teoman Karadeniz, İzmir’in güçlü sesi Yener, Ankara – Adana arası mekik dokuyan DJ Artz, Gerçek Yeraltı’nın kurucularından büyük DJ Eren Pek, üstat Turbo, yine değerli sanatçılarımızdan Tepki, Elçin Orçun, Emir, Beta, Şehinşah, Grejuva, 5onz4 gibi önemli isimler ve elbette Hiphoplife ekibinin güzide üyeleri haftanın en merakla beklenen günü olarak kabul edilen pazarı İstanbul sıcağının altında, diğer Hiphopseverler ile birlikte geçirmeye karar vermişlerdi. Normal şartlar altında planlanması dahi zor olabilecek bir buluşma bu şekilde kendiliğinden ayarlanmış oldu.

Festivalin ikinci buluşturucu yanı ise Hiphopsever –yeni bir kelime türetmiş olabilirim- insanlar ile Hiphop hakkında bir bilgiye sahip olmayan “diğerleri” arasında etkinlik gösterdi. Ücretsiz bir faaliyet olarak düzenlenmesi, giriş ve çıkışların uğraştırıcı olmaması, belediyenin katkı ve yardımda bulunmaktan çekinmemesi gibi hafife alınmayacak etkenler sayesinde Hiphop kelimesini belki de hayatında ilk kez işitmiş insanlar organizasyona katılma cesaretini gösterebildiler. Sıradan bir rap konserine korkan gözlerle bakacak, böyle bir konserde bulunmayı akıllarının ucundan geçirmeyecek insan topluluklarını pazar günü Gezi Parkı’nda yapılan grafiti eserlerini incelerken veya Pit10 şarkılarına kafa sallarken görebildik. Böylesi bir buluşma, parayla satın alınamayacak bir birlikteliktir.

Türk Hiphop’ı sizin de görebildiğiniz gibi artık daha yüksek sesle konuşuyor, daha emin adımlarla yürüyor, kendini insanlara daha iyi anlatabiliyor ve öyle sanıyorum ki tüm bu adımların, ifadelerin karşılığı olarak yakın zamandan itibaren daha büyük takdir görmeye başlayacak. Ben buna yürekten inanıyorum. Bu köprünün aşılıp karşı tarafa geçilebilmesi de benimle bu inancımı paylaşan, ama aynı zamanda inancını harekete dökebilecek insanları gerektiriyor. Peki, hazır mıyız?


Sevgili Ezgi, röportaja hoş geldin. Müziğe olan ilginin çıkış noktasından başlayalım. Neredeyse dünya üzerindeki her insan müzikten hoşlanır ama rap müzik gibi bazı türler ne sanatçı, ne de dinleyiciler için sıradan bir hobi olarak kalamaz. Senin hayatına müziğin, özellikle de rap müziğin girişinde pay sahibi olan belirli kişiler veya olaylar var mıydı? Zamanla diğer ilgi alanlarını ikinci plana atıp müziğe yoğunlaşmanı neye bağlıyorsun?

Öncelikle merhaba ve röportaj dizisinde bana da yer verdiğiniz için teşekkür ederim. Müziğin, adımın anlamıyla birlikte kulağıma fısıldandığı andan beri ruhumda vazgeçilmez bir yere sahip olduğuna inanırım. Bizim evde çalmayan tek müzik türü rap müzikti. Müziğe verdiğim değer, babamın pazar günleri durmak bilmeyen müzik listesindeki Pink Floyd, Nirvana, Deep Purple gruplarını dinleyerek başladı. Annemin, büyük ablamın ve küçük ablamın da farklı müzik zevkleri vardı. Evde herkes ayrı telden çalıyor yani. Bir rap müziğini başından sonuna kadar dinlememe sebep olan kişi kuzenim Hakan abi idi. Farklı bir his verdi bu müzik bana. Ondan bana CD yapmasını istedim, yaptığında elimde dolaştırdığım CD player’ımda çalan sadece rap müzikti. Zamanla daha da çok dinledim. Sınavda kötü not aldıysam müzik dinledim. Aile içi sorunlar çıkınca müzik dinledim. Dışlandım, nefret duydum müzik dinledim. Diğer ilgi alanlarım beni her durumda motive etmiyordu. Müziğe yoğunlaştım çünkü o hep yanımdaydı.

Henüz 15 yaşındasın, buna rağmen Türk rap piyasasının aktif olarak içinde bulunuyorsun. Yeni çıkan işleri takip ediyorsun, kendi çalışmalarını devam ettiriyorsun, konserlerde sahne alıyorsun… Genç yaşında piyasayla bu denli sıkı bir bağ kurmayı nasıl başardın? Gençlik hevesiyle ilk senelerinde çok aktif olabilen birçok ismin yaşları ilerledikçe bunalıp bir nevi kaçtıklarını görüyoruz. Sen kurduğun bu bağı ileride nasıl korumayı amaçlıyorsun?

Piyasanın bu denli içinde olup daha sonradan kaçan insanları da anlamıyor değilim. Anlıyorum çünkü piyasanın içinde olduktan sonra müziğinin iyi olması yetmiyor. Sabır gerekiyor, umursamaz olmak gerekiyor ama bunu yaparken de tevazudan ödün vermemek gerekiyor. Aktif olunca artık ayna karşısında rap söyleyen birisi değil, hayallerini gerçekleştirmiş, övgü veya kötü eleştirileri duymuş birisi oluyor insan. Ama bu olayın sadece piyasa kısmı. Bu tarafla ilgilenen bir kişi hemen kaçabilir. Eğer gerçekten kalbi müzikle atıyorsa kaçamaz. Durur ve şarkılarını söylemeye devam eder. Yaşım ve bayan olmam çoğu kişiye aslında farklı geliyor. Tanımadığım onca insanın benim hakkımdaki, kardeş gözüyle yapılan yorumları mutlu ediyor. Olması gerektiği gibi düzgünce yapılan eleştirileri dinliyorum. Eleştiriden çıkmış, lafazan insanların kötülemelerini umursamıyorum ve müziğime olan beğenilere tevazu ile cevap vermeye çalışıyorum. Bu şekilde bağı korumak isterim.

Geçtiğimiz sene katıldığın Gerçek Yeraltı Rap Yarışması’nda 400 kişi arasında 5. oldun. Yarışmaya katılan isimlerin neredeyse tamamı yaş, tecrübe ve kitle olarak senden üstündü, ama sen Ayben, Rapozof, Kupa-A, İtaat gibi önemli isimler tarafından çok beğenilerek üst sıralarda gösterildin. Yarışmayı böylesine büyük bir başarıyla tamamlamanın sana göre sebepleri nelerdir? Bu yarışmanın sana neler kattığını düşünüyorsun, gelecekte yapacağın çalışmalara G.Y.R.Y.’nin ne tür etkileri olacak?

Şunu eklemek istiyorum ki, iyi ki katılmışım yarışmaya. Birden ne olduysa oldu ve kendimi 5. olarak buldum. Tabii ki de yaşımın ufak olması, bayan olmam ve liriklerimin bu saydıklarıma oranla insanlar tarafından iyi bulunması… Bu yarışma bana cesaret kattı, beni dinleyen yeni insanlar kattı. Şimdiden bile bana, “seni biliyorum Gerçek Yeraltı Rap Yarışması’nda  5. olmuştun’” diyen insanlar çıkıyor. Bu çok güzel bi’ şey. Gerçek Yeraltı gerçekten  güzel yemeklerin piştiği bir ev gibi. Yapılan her proje gerçekten sağlam ilerliyor. Biz de bu 15 finalist olarak hala çıkan yemekleri yemekteyiz ve yiyeceğiz gibi gözüküyor.

İnsanlar ülkemizde bu müziğe yıllarını veriyor, onlarca albüm yapıyor, yine de maddi olarak herhangi bir doygunluk yaşayamadan manevi mutluluklarla yetinmek zorunda kalıyorlar.  Sen henüz kariyerinin başında olan bir kişi olarak önüne baktığında bunu potansiyel bir sorun olarak görüyor musun? Sana göre başarılı sayılabilmek için hem maddi, hem manevi tatmine ulaşmak gerekir mi? Gerekmez ise bir müzisyen ne ile başarılı kabul edilebilir?

Zaten maddi açıdan doygunluk yaşayan çok az isim var ve bu müzik maneviyatın müziğidir. Sokak için yaptığı müzikle sokaktan son model arabayla geçmek isteyen varsa da hemen yolunu değiştirmeli. Konu müzikse maddi konu manevi konudan çok sonra gelmeli. Müzik; benim kelimelerimin ulaşamayacağı tanımlara uzanıyor bazen. Mesela şu an… Bence bir müzisyenin başarısı dinleyen kişi ile kendisi arasında saklıdır. Ben başarılı buluyorsam bir müzisyeni, onun bana fısıldadığı melodilerde veya sözlerde saklıdır. Bu herkes için değişir. Anlatabildim mi gerçekten merak ediyorum.

Çok sayıda şarkıya imza atmış olmana rağmen henüz tamamlanmış bir albümünün olmadığını biliyoruz. Bu durum kendini bir albümle piyasada yer almaya hazır hissetmemenden mi kaynaklanıyor, zamanı biraz erken mi buluyorsun yoksa yalnızca gereken koşulların oluşmamasından mı olaylar bu şekilde gelişti?

Maalesef ki her albüm muhabbetimin sonu hüsranla bitti. Ya yapılacak stüdyonun sahibi kişiler beni umursamaz buldu, ben yapacağım müzik için bazı önerilere uymadım ya da tam her şey olacakken yine kayıt imkanları için engeller çıktı. Maddi durum sıkıntısından dolayı yine bir çok şey ertelendi. Kendimi kaç kere ilk albümüm için veya MCB ile yapacağım ortak albüme hazırladım, frenledim. Kendimi hazır hissediyorum, bu yüzden imkanlar yaratmaya çalışıyorum.

Önceki röportajda Zeval ile Türk rap ortamında kadın olmanın zorluklarından, insanların sizlere farklı bakış açılarıyla yaklaşmalarından bahsettik. Senin bir genç kız olarak piyasada kadınlara biçilen değer ve yaklaşım konusunda çekincelerin var mı? Bugüne kadar hoşuna gitmeyen bir durumla karşılaştığın oldu mu?

Sadece kendim için değil, piyasada ismi duyulmuş bayan MC’lerin YouTube’da parçalarını açıp yorumlara bakması bile hoşa gitmeyecek durumların başında gelir. Başarılı bayanların rap müzikte önüne örülen duvarların ve heveslerinin kırılmasında en büyük nedendir bence. Çünkü internetinin başında oturan insanlar kendisini, bir bayanın başarılı olmak için dişiliğini kullanması gerektiğine öylesine inandırmış ki; bu önyargıların kırılması imkansız. Sadece internet başında oturan çoğu lafazan yüzünden suçu dinleyiciye yükleyemeyiz. Gayet edep ile güzel cümlelerle kötü eleştiriler yapan da var. Onun haricinde bir ortama girildiğinde bir kişinin orada bulunan bayanın şarkısını dinlememesine rağmen yaptığı iyi huylu gözüken konuşmalarının altında bile farklı amaçlar bulundurması.

Artık piyasamızın vazgeçilmezlerinden biri haline gelen Elçin Orçun ile neredeyse bir abla-kardeş ilişkisine sahipsiniz. Elçin Orçun müziğinin şekillenmesine sana nasıl yardımlar sağlıyor, kendisiyle çalışmak nasıl bir duygu? Onun sektördeki başarısı seni geleceğin hakkında cesaretlendiriyor mu? Kendine rol model olarak gördüğün, örnek alarak izinden yürüdüğün başka kadın sanatçılar var mı?

Elçin abla ile henüz müzik açısından bir çalışmamız bulunmuyor ama onu da yapacağız. Elçin abla bana cesaret verdi, müthiş müzisyenler önerdi. Hakkını ödeyemeyeceğim bir insan. Kesinlikle kendisinin başarısı beni de cesaretlendiriyor. Ama biraz daha konumlarımız farklı olduğu için bu cesarete kendimi kaptırmıyorum. Kendime idol gördüğüm iki isim var: MC Lyte ve Lauryn Hill. İkisinin de kendilerine has duruşları ve “vay canına!” dedirtecek vokalleri beni etkiliyor.

Şarkı sözlerinin yaşınla ters orantılı biçimde zengin, üslubunun erkeklere taş çıkartacak derecede sert olduğunu söyleyebiliriz. Sence şu anda sahip olduğun tarz yaşın ve dönemin ortaya çıkardığı bir ürün mü? İleride bu tarzında değişiklikler görebileceğimizi düşünüyor musun?

Benim içimde zaten böyle kelimeler kurmak isteyen birisi vardı. Ve bu birisini eski  Safra Yeraltı grubundan özellikle Tush, Savaş, Negatif ve Önder dürttü diyebilirim. Onlarla tanıştıktan ve onları dinlemeye başladıktan sonraki değişimim öncekinden çok farklıydı. Ortaya çıkarmadığım Ezgi’yi keşfettim. Şu anda yaptığım tarz “işte ben” diyebileceğim bir tarz. Büyüdükçe bazı şeyler değişebiliyor ve bu konuda kesin konuşmamalıyım. Tarzımı değiştireceğimi düşünmüyorum ama vokalimde denemeler yapacağım.

Her alanda olduğu gibi müzik sektöründe de olağanüstü bir rekabet var. Üstelik Türkçe rap söz konusu olduğunda bu rekabet akıl edemeyeceğimiz boyutlara ulaşıyor. Sıradan olanların arasından sıyrılmak ve kendini dinleyicilere kabul ettirebilmek için neler yapılması gerekiyor? Bir özeleştiri yaptığında hangi özelliklerinin seni üst basamaklara taşıyacağını, hangi özelliklerinin büyük bir çıkış yapmak için henüz yeterli olmadığını düşünüyorsun?

Sıradan olmak bence artık fazlasıyla ikili ilişki içeren parçalar yapmak. Sıradan olmamak için ya çok güzel bir sesi olacak insanın ya da fark edilecek derecede güzel yazacak. Ben biraz eski kafalıyım ve piyasanın tersine giden birisiyim açıkçası. Tarzım insanların içini karartacak ve ben eğlenceli şarkıların insanı değilim. Battle ve karanlık beni daha ne kadar götürecek bilemem ama bunları hep yaptığım takdirde belki çok ileride karanlık dendiğinde ismim söylenebilir. Sesime özen gösterip biraz da onun üzerine gidersem belki de sözlerimle birlikte beni üst basamaklara taşıyabilir.

İlerleyen yaşlarında rap müziği bir meslek olarak icra etmek senin için bir hayal mi, yoksa bir amaç mı? Olur da bir gün herhangi bir sebepten müzikten uzaklaşman gerekirse hangi mesleğe yöneleceksin, bir B planın var mı?

Müzik üzerine çok hayaller kurdum. Küçüklüğümde kurduğum bir çok hayalim gerçekleşti. Ve şimdi yeni hedefler edindim. Gelişmek istiyorum, albüm yapmak ve ileride adım sevilmese bile saygı duyulmak istiyorum. Rap müzik; meslek olarak düşünülmeyecek kadar güvenilmez. Bunu tutturabilen sadece birkaç isim var. İlerde yapmak istediğim şey, café sahibi olup gece işten eve geldiğimde günün yorgunluğu ile 1 kayıt alıp uyumak. Ve bunu sadece kendim için yapmak.

Röportajı nasıl bitireceğimiz kararını tamamen sana bırakıyorum. Neler söylemek istiyorsun?

Röportaj tam bir muhabbet tadındaydı, cevaplarken keyif aldım. Söylemek istediğim en önemli şey; önyargılarınızı her durum için kırın ve tarz fark etmez hisle yapılan tüm müzikleri dinleyin. Müziğimi sevenlere teşekkür ederim.


Merhaba Zeval, öncelikle beni kırmayıp bu röportajın bir parçası olmayı kabul ettiğin için teşekkür ederim. Genç yaşına ve birçok isme nazaran kısa bir süredir aktif olarak müzikle uğraşmana rağmen özellikle son 2 senedir önemli bir dinleyici sayısına ulaştın. Kitlenin bu hızlı artışını neye bağlıyorsun? İçinde bulunduğumuz sosyal medyaya bağlı düzeni de düşünürsek bu artışı başarının bir ürünü olarak görüyor musun?

Asıl ben teşekkür ederim bana böyle bir röportaj fırsatı sunduğunuz için. Öncelikle, 2010 yılından sonra biraz daha bir şeylerin farkına varmaya ve daha doğru işlerde yer almaya yöneldim. Ondan öncesinde özgüvene dair bende hiçbir şey yoktu. Kayıtlarımı bile çekine çekine, ayda yılda bir alırdım. Konserlere, partilere çıkmaya utanırdım. Ama bu bir şeyler bilmediğim ya da yapamayacağım anlamına gelmiyordu. Hatalarım oluyordu, düzeltmek için kimse uyarmıyordu. Etrafımda bana bu işi adam akıllı anlatacak gerçek insanlar da yoktu. Bir zaman sonra gerçek bilgiye sahip insanlarla arkadaşlık kurdum, ufkum açıldı. Zaten yaşım küçüktü, hala da küçük. Daha fazla üretmeye başladım, bir şeyleri yayımladıkça, daha çok heyecanlandım. Sonuç olarak aldığım iyi yorumlar, beni cesaretlendirdi ve ne mutlu ki ektiğim tüm tohumların meyvelerini yavaş yavaş yiyorum.

Rap müziğin çıkışının özgürlüğe dayandığını, insanların bu müzikle başkalarının dile getirmeye çekineceği birçok konuyu anlattığını biliyoruz. Senin rap müzik yaparak insanlara vermeye çalıştığın mesaj nedir, ifade etmeye çalıştığın konular nelerdir?

Ben her zaman bir mesaj vermek amaçlı yazmıyorum sözlerimi. He gerektiği durumlar oluyor, bazen “evet şuraya şu olayı sıkıştırsam süper olur” diyorum. Ama genelde hissiyatla alakalı yazıyorum. Ne hissediyorsam, ne yaşıyorsam… Eskiden sözlerimde daha aşk, bazen daha bir atar, daha bir çocukça ve çağın gerektirdiği ergen duygular vardı. Yani bazen eski şarkılarıma baktığımda gülüp, “haha ne tiki sözler yazmışım” diye kendimle dalga geçtiğim bile oluyor. Kimilerinin o dönemleri pek de verimli geçmez bilirsiniz. Ama halk onları seviyor, ben de anlamıyorum. Bazen en nefret ettiğim şarkılarım Youtube’da en çok dinlenenlerim. Önemli olan benim içime en çok sineni, en çok rapi yansıtanı yapmak. “Heh, işte bu” dediğim bir albüm yolda zaten, çok gecikti belki ama ne kadar geç o kadar iyi…

Ülkemizde yavaş yavaş oturmaya başlayan rap piyasasını göz önüne aldığımızda kadınların kendilerine bu piyasada kolay yer bulamadıklarını görüyoruz. Sen kısa süreli müzik hayatında kadın olmanın zorluklarıyla ne şekilde karşılaştın? Yetenek olarak eksiğinin bulunmamasına rağmen yalnızca cinsiyet nedeniyle ikinci plana atıldığını düşündüğün zamanlar oldu mu?

Açık ve net olarak umursanmıyorsunuz. Umursandığınız zamanlarda ise –her zaman değil, çoğu zaman- yaptığınız müzikle değil de cinsiyetinizle ilgileniliyor. Her bayan MC’nin başına gelmiştir; dışlanmışlık, önemsenmemek. Kayıtlarımızda yine bir ilgi az çok mevcut fakat konserler… Ah, o partiler… Sahneye çıkınca, bir açgözlülük… Elini bile kaldırmıyorlar, bön bön yüzümüze bakıyorlar. Zaten alt gruplara saygı sıfır gibi bir şey. Bu da henüz yeterli olmayan ama gelişmekte olan performansımızı iyice düşürüyor. Aslında olaya bayan olarak baktığımızda çok farklı. Bir parça yapıyorsunuz, gelen yorum: “Kız güzel diye dinliyorsunuz, bilmem ne…” Bu kadar mı açsınız? Bu kadar mı terbiyesizleşti bu ortam? Hakkında zerre bir şey bilmeden yapılan tonlarca edepsiz yorumlar! Cinsiyet ayrımı var, bayanlara rapi yakıştırmayan bir camia bu. Şöyle de bir eşitsizlik var; bayanız, bir parça yapıyoruz, bizimle aynı seviyede olan bir erkek MC’den daha fazla dinleniyor. Bir yarışmaya katılıyorsunuz, bayan olduğunuz için onlarca adamın önüne geçiyorsunuz. Halbuki en başından bayanlar bu işe gönül vermiş olsaydı, bu eşitsizlik de olmayacaktı.

Türk rap piyasasında kadın olmak çoğu zaman zor şartları beraberinde getiriyor dedik, halbuki müzik endüstrisinde feminen özellikleriyle ön plana çıkan çok sayıda ismin kalitesiz müziklerine rağmen gündemde kalabildiğine şahit oluyoruz. Kendi dinleyici kitleni düşündüğünde, aynı durumun başına gelebileceğinden ve bazı insanların müziğin yerine görünüşün nedeniyle sana ilgi gösterebileceğinden çekiniyor musun? Böyle durumlarda dinleyici hayrana dönüşebiliyor, bu durumdan rahatsızlık duyuyor musun?

Tabii ki rahatsızlık duyuyorum. Resmi sayfamdan, çekirdekle gazozla komik teklifler yapan insanlardan tutun da, evimin, okulumun kapısının önünde bekleyenlere kadar… Yaşadığım yer itibariyle insanların çoğu istemsizce benden medet umuyorlar. Ben size ne yapabilirim arkadaşım? Feat istiyorsun, ben seni ne tanırım ne bilirim. “Partide gel yer al” diyorsun, parti dediğin yer düğün salonunda, MC diye çıkardıklarınız arabesk rapçiler! Facebook, Twitter gibi sitelerde adımın geçtiği hayranlık bilmem neleri görüyorum. Bana neden hayran oluyorsunuz Allah aşkına? Ben de sizin gibi bir insanım sonuçta… Benim dinleyicim olun çünkü ben manken değilim, fotomodel değilim, sadece yaptığım müzikle bir yerlere gelmeye çalışıyorum. He yine karakterimi sevin, yine dış görünüşümü güzel olarak adlandırın. Ama benim gururumu incitecek, adımı karalayacak ithamlarda bulunmayın. Bana sevginizi uzaktan gösterin.

Kadınlığın zorluklarına değinmişken bu zorlu yolu kolaylaştıran bazı isimlerden bahsetmek istiyorum. Özellikle 2000’lerin başında adeta Türk kadınının rap müzikte var oluşunu temsil eden ve pozitif enerjisiyle pek çok kadını bu müziğe çeken bir Ayben vardı. Son senelerde ise onun görevini Elçin Orçun’un üstlenmekte olduğunu, Türkiye’de yaşanmaya çalışılan Hiphop kültürüne çok değerli katkılar verdiğini görmekteyiz. Bu iki ismin siz gençlere açtığı yoldan ve sana ifade ettiklerinden bahsedebilir misin? Müzik konusunda seni derinden etkileyen başka isimler oldu mu?

Olmaz mı? Oldu, ben İngiltere’de yaşayan kuzenlerimin getirdiği CD’lerden, televizyondaki yabancı müzik kanallarından rap müziği tanıdım. Daha sonra da İnternet’ten tabii. Break dans ve Hiphop hayatımda hep vardı, bir yerden sonra sağlık durumlarından ötürü bırakıp, rape yöneldim. İyi ki de yapmışım. Wiz Khalifa, Jedi Mind Tricks, Roots Manuva, Eminem, Bahamadia, Vinnie Paz, Nas, Tupac, Biggie, The Roots, Lauryn Hill, Soulja Boy, MC Lyte, Aesop Rock, Dope D.O.D., Wu-Tang, Dr Dre, Keny Arkana gibi daha sayamadığım bir sürü MC beni etkilemiştir. Türkiye’de de tanınan bir çok MC ve oluşum bana bir sürü şey katmıştır. Ayben, Türkiye’nin en iyi bayan MC’lerinden biridir. R&B dersek de Elçin Orçun öyle. Benim çocukluğum onları dinleyerek geçti. İyi kötü etkilenmişimdir. O özenerek dinlenilen bir çok rap sanatçısı ile az çok muhabbetim, bilgi alışverişim olmuştur ama son bir sene için konuşursak; bu kadar bir kitleye ulaştıysam kendi yeteneğimin yanında Elçin Orçun’un desteği çok büyüktür. Onu çok çok seviyorum.

“Rap piyasasında kadın olmak” başlıklı son soruma geçiyorum. Konuları, türleri, kişileri ikiye ayırmayı çok seven bir toplumuz ve kadının Türkçe rap müzikteki rolünün de son zamanlarda ikiye ayrıldığını gözlemliyoruz: Nakarat okuyan, hoş sesli melodik kadınlar ve erkekçe sözler yazan, sert müzik yapan kadınlar. Sen ise bu iki kategoriye yerleştirilmeyi de şiddetle reddediyor gibisin. Bu yaşanan tarz karmaşası ve ayrımın içinde sen nerede durmayı amaçlıyorsun?

Ben şu ana kadar hiçbir konuda “ben şu taraftayım” veya “bu tarafta ilerleyeceğim” diye bir şey demedim, demem de. Düşünsenize, kadın hayatı boyunca battle yapmış. Ee sonuç? Yani diyeceğim o ki bir bayan MC, sert olmak zorunda değildir. Sert olması gerektiği durumlar vardır illa ki, ama bunu “asarım-keserim-biçerim-döverim” tarzında yansıtmamalıdır. Ben öyle bir hataya düştüm, son şarkımda “Öğretmenime kafa attım, risk budur; gider misin?” dedim ve bu ciddiye alındı. Aslında o kadar gülünç ki… Halbuki ben o nesli, o kafayı eleştirmek amaçlı mecazi kullanmıştım. Nakarat okuyan hoş sesli bayanlarımız R&B tarzını çok da iyi şekilde yansıtıyorlar. Bana da rapi bırak ve R&B’ye yönel diyen oldu. Belki ilerde, bilemiyorum… Hayat bu ne olacağı belli olmaz, çok da olumsuz bakmıyorum ama, kim bilir belki rap ve R&B’yi aynı yolda yürütebilirim.

Ülkemizin her alanında görebildiğimiz rekabetçi ortam, Türk rap endüstrisinde de fazlasıyla mevcut ve her geçen gün güçleniyor. Müziğinin birkaç senelik geleceğini hayal ettiğinde, seni bu süreçte bahsettiğimiz ortamda farklı kılacak, diğer müzisyen adaylarından sıyrılmanı ve hedefine ulaşmanı sağlayacak özelliklerin neler olacağını söyleyebilirsin?

Rekabet tatlı şey… Şu anda rap müzik piyasasındaki diğer müzisyen adaylarından sıyrılmamı sağlayacak tek şey; belki her geçen gün gelişen sesim olabilir. Tabii işin şakası bu… Hedefime ulaşmam için; diğerleri gibi birilerini karalamak, arkasından iş çevirmek yerine kendi işime bakıyorum. Yapılan hiçbir yorumu umursamıyorum. İnsanlar üstünde taktik uygulamıyorum. Çünkü o laf edenler de, yani sen bir eleştirmen değilsin, müzisyen değilsin, politikacı hiç değilsin, kitap yazarı değilsin, fotoğrafçı değilsin… Sadece İnternet bağlantın var ve eleştiriyorsun. Seni neden umursayayım? Çok iyi bir MC beni kötü eleştirse herhalde duygusal yönümden dolayı ağlamaya falan başlarım. Ama o kadar hırslıyım ki, onu utandıracak kadar daha iyisini yapmak için dizinin dibinden ayrılmam. Madem ben yanlış yapıyorum, bana doğrusunu öğretmek zorundasın! İşte bana da “2 seneye bırakır, hevesini alsın” diyorlar da ağzı olan konuşuyor, çok komik. Ben bu işi yapacağım, inşallah en iyisini yapacağım…

Kendin ve müzikal kariyerin için kısa veya uzun vadeli planlar yaptın mı? Mesela bundan 5 yıl sonra, 10 yıl sonra ve 20 yıl sonra Zeval ismi ve müziğini nerede görmek, neleri başarmış olmak istiyorsun?

Biraz aileme, biraz kendi özgüvenime bağlı olarak şimdilik bu işi hobi olarak üstlensem de, kim bilir belki bir gün ben de çok iyi yerlere gelirim. Emeğimin karşılığını alırım, o zaman her şey tabii ki de çok güzel olur. Küçüklükten beri istediğim tek şey bandrollü albüm… Ama ilgi çok az, eskisi gibi değil. Neden insanlar bedavaya İnternet’ten indirmek varken gidip parayla satın alsın? Bir de kafa dengi olan arkadaşlarımla bir stüdyom olsun isterdim. Öyle ev stüdyosu falan değil ama adam gibi bir stüdyo ve adam gibi ekipmanlar… Düşünsenize, insanın kendi stüdyosunda kendi beat’lerini yapıp kendi sözlerini yazıp, mix ve mastering’ini kendi yapması ya da kendi dilini bilen insanlarla çalışması kadar güzel bir şey olamaz herhalde. Çok çaba sarf ediyorum, çok olumsuzluklarla karşılaşmama rağmen her seferinde daha da güçleniyorum. Pes ettiğim noktada, elimden tutup kaldıran insanlar var Allah’a şükür. Var olsunlar, ben de yıllar yılı var olayım…

Röportajı sonlandırırken seni takip edenlere, takip etmek isteyenlere, sevenlere ve sevmeyenlere neler söylemek istersin? Gerçi insanlar artık sosyal medya üzerinde dakika dakika hakkındaki tüm haberlere ulaşabiliyor ama duyurmak istediğin yakın zamanlı projelerin var mı?

Albümü bekliyorlar, çok yavaş ilerliyoruz. Prodüktör ve beat’lerle alakalı ufak sıkıntılar yaşadım. Bakalım hayırlısı. Kısa zamanda düetler olacak. Yaz boyunca birçok organizasyonda yer alacağım. Sevmeyenlere ayıracak pek de vaktim yok, ben kendi kitlemle meşgulüm. Bu onlara haksızlık olur. Resmi sayfamdan olduğunda duyuruyoruz zaten. Takipte kalsınlar, beni güçlendiren tek şey destekleri. Nasıl mutlu oluyorlarsa, öyle yaşasınlar. Her şey için teşekkürler…