Archive for September, 2012


Dijital satış kervanına katılan son isim Allâme oldu. Kim olduğunu, nereden geldiğini ve ne amaçla bu müziği yaptığını anlatmamıza hiç gerek olmayan müzisyenin yeni çalışması Bir Zombinin Anatomisi, en az önceki albümleri kadar ses getirmeyi başardı. Allâme’nin dünyasına hoş geldiniz.

Müzik endüstrisinde belli bir üne kavuşmak, sayılı gözde isimlerin arasına girmek iki taraflı oynayabilen bir durumdur. Evvelki başarılar sanatçıyı kimi zaman ayakta tutmak için yeterli olurken, kimi zamansa yeni projelerin olduğundan kötü gözükmesine sebep olabilir. Allâme birkaç senedir zirveye doğru hızla tırmanan, basamakları ikişer ikişer çıkan değerli bir MC. Türkçe rap piyasası gibi insanların baş tacı edilmesinin silinmeleri kadar hızlı gerçekleşebildiği bir ortamda onun işi hiç de kolay değil. Her albümünde bir öncekinden daha iyi olmalı, seviyeyi her şarkısında bir üste çekmeli. Çünkü başta Fare Kapanı olmak üzere dinleyici gözünde efsaneleştirilen o kadar çok çalışması var ki; her yeni albümünün eski efsaneler ile kıyaslanması kaçınılmaz. Bu da güncel çalışmaların kabullenilmesini oldukça zorlaştıracak bir olgu. Bir Zombinin Anatomisi ile Allâme’nin ilk testi başarıyla atlattığı kanısındayım.

Albüm adına uygun ve kaliteli bir çizim ile sunulmuş albüm kapağıyla başlayıp alfabetik şekilde sıralanmış bir şarkı listesi ve albümün en hit şarkısına çekilen video kliple son bulan bir çalışma Bir Zombinin Anatomisi. Albüm boyunca monotonluğun tehlikeli sularında gezmiş, her seferinde ucuz kurtularak karada kalmayı başarmış Trabzon doğumlu rapçi. Kurtuluşunu 3 ana sebepte inceleyebiliriz. Bunlardan ilki ve en önemlisi; Allâme’nin piyasaya adını duyurduğu ilk günden itibaren dinleyiciye yansıttığı yüksek lirikal zekasını korumuş olması. Albümün ilk şarkısından sondan bir önceki şarkının sonuna kadar aynı veya benzeri bir okuyuş tarzını benimseyerek, hızlı ve kesik hecelerde, akıcı ve arkasında bir kovalayanı varmışçasına koşan stilinde ısrar ederek flow’da çeşitlilik yaratmamasını lirikalitesinde bir kademe daha yükselerek örtbas etmiş. Akılcı sözlerini farklı akış tonları ile harmanladığında Allâme rüzgarı şimdi olduğunda bile daha durdurulamaz bir hal alacaktır.

Albümün ikinci güçlü noktası altyapı seçimlerindeki başarı. Eski çalışmalarında standart battle ritimler ve Anadolu ezgileri eşliğinde dinlediğimiz Allâme, ilk yasal çalışması için orijinal prodüksiyonlara yönelerek en doğru kararı vermiş. Kendi üstlendiği altyapılarda yaratıcılık, Cengaver imzalı altyapılarda ise renklilik göze çarpıyor. Özgün bir sound işlendiğinden şüphe etmeyeceğiniz bir albüm B.Z.A. Allâme’nin altyapının türü ve melodinin hızına takılmaksızın neredeyse tüm parçalarda battle rap tercihi ve sert sözlerinden (örnek: “Hayalin Yeri Yok”) vazgeçmemiş olması ise ilgi çekici bir yaklaşım. Nakaratlarıyla ses kalitesini bir kez daha müzikseverlere fark ettiren sanatçının neden aynı kaliteden verse’lerinde yeterince yararlanmadığı kafamda bir soru işareti olarak kaldı. Yeteneğinden şüphe etmediğim bir isim kendisi, farklı ses teknikleri ve okuyuşunda çeşitlemenin etkisiyle sıradanlıktan daha uzak verse’ler ve dolayısıyla sıradanlıktan daha uzak şarkılara imza atabileceğine inanıyorum.

Eski okul bir sound üzeri yeni okul flow ve kafiye düzeninin nefis karışımıyla ortaya çıkmış albümün değinilmesi şart olan üçüncü kuvvetli özelliği; 6. şarkı ile startı verilen standart dışı parçaları. Albümün büyük bölümünde tecrübe ettiğimiz “verse + nakarat + verse + nakarat” serisini bozan ve bir anlamda kulaklara canlılık getiren 4 şarkı öne çıkıyor görüşüme göre. Joker’in eşlik ettiği “Hakkım Var” iki MC’nin örtüşen tarzları, müthiş uyumu ve şarkı sonunun yaratıcılığıyla albümde hit olarak sayabileceğim ilk şarkı. Şarkı listesine bağlı kalarak devam ettiğimizde yazının ilk kısımlarında da dile getirdiğim gibi albümün en iyi şarkısı olan “Manifesto” görülüyor. Her ne kadar Hayki, kendi albümünün şarkısında Allâme’nin bir miktar gölgede kalmasına sebebiyet verdiyse de parçanın kalitesi tartışılmaz düzeyde. Öyküsüz ama yeterli olarak nitelendirebileceğim video klip de tezimi destekleyen bir çalışma. 9. şarkı olan “Sayko” ise Allâme’nin konu dağılımını sembolize ediyor adeta. Melodiden melodiye atlayan geçişli bir altyapı; konudan konuya atlamayı seven Allâme’ye uygun, bir o kadar da zengin bir parça yaratmış. Albümü sonlandırırken dinleyicide çarpıcı bir etki bırakmak isteyen Allâme’nin son şarkısı “Yoluna Devam Et” ise bu görevi layığıyla yerine getirmiş. Albüm boyu aynı okuyuşa başvurduğunu dile getirdiğim sanatçı bu kez farklı bir yaklaşım sergileyip albümü tek tona sahip olma kabusundan uyandırmış.

Allâme sosyal yönü yüksek, hayatın derinliklerine inen ve eleştirellikten çekinmeyen bir albüm hazırlamış. Alıştığımız devrik cümlelerini neredeyse tamamı kendisine ait, ortalamanın çok üzerinde bir prodüksiyon (miksaj, aranje ve 9 altyapı Allâme’nin) ile birleştirmiş. Ve gerçekten çok söz yazmış. Her şarkısında albümler dolusu söz var sanki. Belki de verse’lerinde altyapıyı tamamen doldurma, melodik boşluğa ve dinlenme nefesine pek izin vermeme meylinin sebebi budur. “Geleceği parlak” evresini çoktan geçip kendini kanıtlamış bir MC için bile pozitif bir adım B.Z.A. Yazı boyunca vurguladığım gibi şarkı içerisinde daha fazla sayıda tarza ihtiyacı olacak Allâme’nin. Mevcut rap vokali ve stil seçimiyle kitlesini koruyacak, hatta arttırabilecektir. Ancak eğer albüm tanıtım yazısında belirttiği kemik kitlenin dışına çıkma hayalini taşıyor ise; tarz dışına çıkmayı altyapı ile sınırlandırmaması şart. Yola devam diyoruz, yola devam.

6.9 / 10

Alıntılandığı adres: Allâme – Bir Zombinin Anatomisi (Albüm Kritik)


Üç adet yasal albüme imza atmış bir grubun üyesinden ücretsiz bir internet albümü dinlemek; biz rap dinleyicileri için ötesi olmayan bir hediye gibidir. Abluka Alarm’ın başarılı üyesi Laedri 7 şarkılık İtham albümünü sunarak bir anlamda yeraltıyla olan bağlarını hala koparmadığını da göstermiş oldu.

Uzun bir geçmişe sahip grupların üyelerinden birisi solo albüm yapmaya kalkıştığında bu işe her zaman şüpheyle yaklaşırım. Grup olarak müzik yapmaya alışmış, belli bir uyumu yakalamış insanlar genellikle tek başlarına çalıştıklarında aynı performansı sergilemekte güçlük çekerler, bunu çok kez tecrübe etmişizdir. Ne mutlu ki; buna verebileceğimiz karşı argümanlarımız mevcut ve bunlardan birisi Laedri. İtham’ın bizlere kanıtladığı şeylerden en önemlisi Laedri’nin Abluka Alarm bünyesinde barınan kendine has bir sound seçimi olduğu ve bu sound’ın grup dışında da hayatta kalabildiğidir. Albüm boyunca tek prodüktörün (Ömer Oral) tercih edilmesiyle kopuklaşmamayı başaran, Anadolu ezgileriyle bezeli, oldukça iç açıcı ve rahatlatıcı bir sound’a sahip İtham. Laedri her haliyle, her şarkısıyla müzikal ideallerinin peşinde koşan bir müzisyen olduğunu belli ediyor. Kendisi veya müziğini sevmeyenlerin bile sırf bu sebeple ona saygı duyması gerekiyor.

Albümün miksaj ve düzenlemesi için STBeats ile çalışılmış. Miksajın muhteşem veya kusursuz olduğunu söylemek çok güç. Kesinlikle piyasa seviyesinin üstünde bir prodüksiyonla donatılmış olmasına rağmen yer yer kulağı rahatsız edebilecek özellikleri de bulunduruyor. Ama elbette bulunduracak, bu bir internet albümü. Daha fazlasını talep etmek ücretsiz verilen bir çalışmanın sahibine haksızlık olacaktır. Yanlış anlaşılmasın, Laedri bu albümünde asla dikkatsiz veya savruk davranmamış. Her parçanın üzerinde özel olarak durulduğu, altyapıların özenle araştırıldığı aşikar. Tarzına son derece uygun melodilerle süslemiş albümü. Bir sanatçının başkalarından önce kendini tanıması çok önemlidir. Laedri hem işin teknik kısmında arzu ettiklerine çok hakim, hem de sesi ve stilinin bilincinde. Bir şeyleri kanıtlamaya çalışmadan kullandığı rahat ve sürükleyici flow’u bunun bir örneği. Olağanüstü olarak tanımlayamayacağımız, yine de belli düzeyde bir kalitesi bulunan Laedri vokali de albüm süresince gizlenmeden, tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiş. Müzisyenin elinde kendi sesi ve sesinin sınırları hakkında yeterli farkındalığı bulunduruyor olması her şarkıya yansımış. Verse sonlarında devreye giren nameli köprüler, akabinde yine name ve vurguların ön plana çıktığı nakaratlar, Laedri’nin sesini kullanma konusundaki profesyonelliğini ortaya koyan elementler.

“Kafiye kaygım yok” dizesini okuyor Uzak Dur parçasında İstanbul doğumlu Mehmet Çalışkan ve kendisine olan saygımı bir kata daha arttırıyor. Onun ne kadar üst düzey bir lirisist olduğunu anlatmak için paragraflar dolusu yazı yazmaya gerek yok, birkaç şarkısını dinlemeniz kafi. İtham albümünde de bundan farklı bir tabloyla karşılaşmıyoruz. İçi dolu, gerçekten bir şeyler anlatmayı amaçlayan şarkılar oluşturmuş bu çalışmayı. Dinlediğinizde cümleler içinde kaybolmuyor, kendinizi şarkıyı başa alırken bulmuyorsunuz. Laedri tarzına paralel olarak zaman zaman kopkoyu dizeler ve karamsar ifadeler bulmamız mümkün. Ancak altyapı seçimlerinin büyük etkisiyle albüm karanlıktan çok aydınlık temalarda geziniyor. Sanatçının ağır tempolu şarkılarını dinlerken asla hüzne sürüklenmiyor, depresif bir tavra meyil etmiyorsunuz. Karanlıktan güç alıp insanların içini karartmamak hafife alınacak bir iş değil.

Her açıdan bütünlük içinde bir albümü şarkılara bölüp incelemek doğru olmaz. Bununla beraber kulağımda yer eden birkaç detayı atlamak istemiyorum. “İtham” şarkısının başında ritim ve vokalin aksak birlikteliği 10-15 saniye boyunca kafamı karıştırdı ve tepkimi çekti, sonrasında ise kulak aşinalığının oluşmasıyla bu karışıklığı ortadan kaldırabildim. Orijinal nakaratıyla albümün hit şarkılarından birisi. Üzerinde durulması gereken bir diğer şarkı ise “Hasret Meramı”. Yurtdışında T-Pain, ülkemizde ise Sahtiyan’ın sıklıkla başvurduğu Auto-Tune ses efektini Laedri’nin vokalinin üzerinde görmek hayli şaşırtıcıydı. Daha şaşırtıcı olanı ise efektin yapay veya emanet gibi durmamasıydı. Parçanın tabiatına zarar vermeyen, aksine parçaya olumlu katkı yapan bir ekleme görünümündeydi. “Önce Kendini Bul” ve “Uzak Dur” isimli şarkılar da bahsedilmesi şart olan çekici çalışmalardan.

“İşi dışı aynı değilse güvenmek hayli zor” önermesinde bulunan Laedri, İtham albümünde çok güvendiği Ömer Oral ile çalışarak söylediği sözün arkasında duruyor. Başarılı olmayı amaçlayan bir MC’nin yapması gerekenlerin başında bu geliyor; güven duyulan isimlerle ortaklık kurmak. Duygusal düşünmek her zaman olumlu sonuçlar vermeyebilir, ama duygular olmadan da yaşayamazsınız. Laedri duygusal yönü ağır basan, istediğinde duygu ve mantık dengesini oturtabilen bir müzisyen. İtham bu yüzden hem samimi, hem zekice, hem de ilham verici.

7.4 / 10

Alıntılandığı adres: Laedri – İtham (Albüm Kritik)


Çıkış gününü hepimizin heyecanla beklediği bir albümü konu ediyoruz bu kez. Yıllarca birlikte muhteşem işler yaptıktan sonra bir grup bünyesi altında toplanmaya karar veren Yunus Emre ve Frekans’ın, yeni isimleriyle Canavar’ın ilk dijital satışlı albümleri Matematik’i inceliyoruz.

Çoğunluk tarafından oluşumu yerinde bulunan Canavar grubu, bazı kesimlerce garipsenmiş ve sorgulanmıştı. Sonuçta Yunus Emre ve Frekans uzun sürelerdir kendi kulvarlarında başarıya ulaşmış, birlikte çalıştıklarında da dinleyenlere keyif vermişlerdi. Ancak bir grup halini aldıklarında ortaya ne çıkacağını kimse kestiremiyordu. Bunun üzerine ikiliden gelen açıklamalarda da rap müziğin dışına çıkılmasının amaçlandığı ve deneysel işlere kalkışılacağının yer alması, hatrı sayılır bir topluluğu telaşlandırdı. Matematik’in çıkış tarihi geciktikçe bu telaşların boyutu da arttı. Ne mutlu bize ki artık bu albüme sahibiz ve aylardır peşinde koştuğumuz cevaplarla baş başayız. Peki cevaplardan memnun muyuz, yoksa albümle ortadan kalkan belirsizliğin olumsuzluktan bile iyi olduğunu mu savunacağız?

Albümün sitedeki tanıtım yazısını okumadan önce aklımda Frekans’ın “Alkol” ve yine bu ikilinin grubun adının esinlenildiği “Canavar” şarkılarının sound’ı bulunuyordu. Ciddi rock öğeleri içeren, yer yer nu metal’e yakınlık gösteren bir müzikal yaklaşım bekliyordum Ankaralı gruptan. “Drum & Bass ve Dubstep soundlarıyla donatılan” ifadesini gördüğümde ise piyasanın geri kalanı kadar ne beklemesi gerektiğini bilemez bir konuma sürüklendim. Son zamanlarda hunharca kullanılmaya başlanan ve alay konusu olacak kadar kötü örneklerinin görüldüğü bu iki türden yardım alma kararı gerçekten riskli ve tehlikeli bir işti. Yalnızca 4 şarkıdan oluşan Matematik albümü ise ikilinin bu türlerin altından kalkıp kalkamadıklarına hüküm vermek için yeterli sayıda elemana değil. Ama şu bir gerçek: Ülkemiz rap dinleyicisinin bu kısa albüme alışmak için bile epeyce zamana ihtiyacı var, Yunus ve Frekans yeni şarkılarını kaydederken durumun böyle olacağının mutlaka farkındaydılar. Hiphop’tan sapıldığı, rap ile bağların koparıldığı yorumları şimdiden siteleri doldurmaya başladı. Hoşnutsuzluk gösteren küçümsenmeyecek bir kesim ortaya çıkıverdi, Canavar’ın yapması gereken ise inandıkları müziğin yolunda yürümeye devam etmek.

Sound olarak yüzde yüze yakın bir değişim içinde olmalarına rağmen Yunus Emre ve Frekans’ın lirikal anlayışlarının aynı kaldığı görülebiliyor. Yazdıkları sözler ve uyguladıkları flow’lar eski çalışmaları ile benzerlik gösteriyor. Konular açısından da bu tablo söz konusu. Yine didaktik olmaya çalışmadan güncel konulara değinmiş, esprili anlatımlara başvurmuş ve kendilerine has üsluplarıyla mesajlarını vermişler. Olaya bu pencereden baktığımızda Canavar için “Eski Yunus Emre geri gelsin, Frekans’ın eski tarzını özledik” gibi yorumlar göremeyeceğimizi mutlulukla söyleyebiliriz. Frekans’ın mikrofon başındaki rahatlığı, “CNVR” ve “Al Gülüm Ver Gülüm”de uyguladığı örnek alınası brutal vokal tarzı, Yunus Emre’nin kafiye kaygısı taşımayan sözleri ve ikilinin Jordan – Pippen’ı aratmayan (bu örnek “hangimiz Jordan” tartışmasıyla ikili birbirine düşsün ve grup dağılsın diye verilmiştir) uyumu, değişmeyen bazı diğer özellikler olarak gösterilebilir. Kısacası alıştığımız Yunus Emre, alıştığımız Frekans hala bizimleler. Farklılık gösteren kendileri değil, melodiler ve ritimler.

Albüme ismini veren “Matematik” şarkısı ilk klip için uygun görülmüş olsa da albümün en iyi şarkısı için bir numaralı adayım “Al Gülüm Ver Gülüm”. Diğer 3 şarkıya oranla beni kendisine daha çok çeken, ritmine daha rahat kapılabildiğim bir yapısı var ve özellikle Yunus Emre son birkaç ayın en kaliteli verse’lerinden birini okumuş parçada. Piyasanın içinde bulunduğu olumsuz durumu, belki de farklı müzik türlerine yönelmelerini açıklayan “Türkçe rap’in karizması kadar çizik şu an yüzün” sözüyle biten bölümün uzun süre akıllardan çıkmayacağı düşüncesindeyim. İlerleyen albümlerde çeşitli prodüktörler ve beatmaker’lar ile çalışıldığı takdirde –bu albümde 3 Frekans, 1 de Yusuf Taş altyapısı mevcut- hem ikili kafalarındaki müzikal anlayışı yansıtmak için birden çok seçenek elde edecek, hem de Canavar grubu zaman içerisinde hedeflenen kitleye ulaşabilecektir. Canavar’ın müziği ilk dinleyişte bir Küfürbaz Metin etkisi yapıp bağımlılık yaratacak nitelikte bir müzik değil, burası kesin. Onların müziğine ve ideallerine alışabilmek için herkese zaman ve ara vermeden yeni projeler gerekiyor. Bunu sağlayacaklarına eminim.

Müzik endüstrisindeki rollerine ve müziklerinin kalitesine sonuna kadar güvendiğim iki isimdir Emre Karaca ve Yunus Emre Yılmaz. Şu sıralar genellikle benim gibi kendilerine güvenenlerden gelen “Onlar ne yapsa dinlenir, onlardan kötü iş çıkmaz” benzeri pozitif yorumlar alıyorlar. Hayal ettikleri müziği tam olarak icra edebildiklerinde ve o müziği bizlere aşılayabildiklerinde bu pozitif yorumların kendilerine değil, müziklerine yönelik olacağına inanıyorum. Unutmadan; Yunus Emre’ye “Canavar sana yok” şakasını yapmadan albümü bitirmediği için teşekkürlerimi sunarım. Vallahi içimde kalacaktı.

6.5 / 10

Alıntılandığı adres: Canavar – Matematik (Albüm Kritik)


Dijital satış döneminin start almasından fayda sağlayan isimlerden birisi de Kamufle oldu. Yeni okulun en gözde MC’lerinden olan eski MUCK yıldızı, Olumsuzluklar ile şaşalı olmasa da yeterince sağlam bir giriş yaparak rap dışı müzik piyasasına da kendini tanıtmayı başardı. Bakalım neler yapmış…

Olumsuzluklar albümüne göz attığımda dikkatimi çeken ilk nokta prodüksiyonun bütünlüğüydü. Interlude dışında tüm altyapıları İtaat tarafından hazırlanan albüm, bu özelliği ile gerçek bir proje izlenimi veriyor ve sağdan soldan bulunan şarkıların bir araya gelmesiyle salaş bir şekilde hazırlanmadığını anlamamızı sağlıyor. Kamufle’nin ilk dijital satışlı albümüne büyük değer verdiği ortada. Bu albümün hem tanıtım düzeyinde, hem de teknik özellikler bazında olabildiğince profesyonel bir yapıya sahip olmasını amaçladığını görebiliyoruz. Bu amacına başarıyla ulaştığını söylememiz de yerinde olacaktır. Konsepti belli, konuları bir çerçeve içine oturtulmuş ve teknik alanda bu alanın ehil isimleriyle işbirliği yaparak hataları en aza indirgeyen bir çalışma Olumsuzluklar. Kamufle de kendine özgü tarzıyla, duruşuyla ve şüphe etmediğimiz yeteneğiyle Türkçe rap’in yıldız adaylığından çıkarak parlayan yıldızlarından biri haline gelen genç bir isim.

Beklenenin aksine albümün bir fenomen olma veya Türk Hiphop’ının kült albümlerinden biri durumuna gelme gibi bir mücadelesi olmadı. Kısa sürede sansasyonel işlerle karşımıza çıkarak yeraltı piyasasının gündemini 1-2 senedir fazlasıyla meşgul eden Kamufle, Olumsuzluklar albümünde daha sade ve mütevazı bir tavrı benimsemiş. İtaat’in seçtiği altyapılar da bu şatafattan uzak görünümü kesinlikle destekliyor. Komplike bir sound’dan ve deneysel melodilerden kaçan İtaat dinlemesi kolay, yumuşak içimli bir kahve niteliğinde sunmuş Kamuf’u bizlere. Tek tek bakıldığında diğerlerinin arasından sıyrılan, yıllar boyu konuşulabilecek bir şarkı bulunmuyor albümde. Bunun yerine yapboz parçaları gibi birbirlerine sıkıca kenetlenmiş, bir araya geldiklerinde ise şiddetle izlenesi bir manzara oluşturan 9 şarkı görüyoruz. İçinde hit şarkı bulunmayan hit bir albüm yapmak, hit şarkı yapmaktan daha zor olmuştur her zaman. Geçtiğimiz albümlerinde hit şarkılar ile gözümüze girmiş olan Kamufle, bu kez daha zor olan bu işin altından kalkabilmiş.

Yazının başında profesyonellikten bahsetmiştik, Kamufle profesyonel yaklaşımını vokaline de yansıtmaya başlamış. “Kendime Gelemem” şarkısının nakaratına bir göz attığımızda Basri Fırat Bayraktar’ın vokal gelişimine yakından tanık olabiliyoruz. Dört dizelik sıradan rap nakaratlarıyla bundan böyle yetinmemeye niyetli görünüyor İstanbullu müzisyen ve her fırsatta vizyonunun genişliğini dinleyicilere göstermeye devam ediyor. Söz kalitesi olarak en üst seviyeye oldukça yaklaşan Kamufle, eğer kafiye türlerinde tek tiple sınırlı kalmayıp gerekli çeşitliliği sağlayabilirse ve zorlama kafiyelere kalkışmadığını, rahat olduğu şekilde yazıp okuduğunu bizlere hissettirebilirse müzisyen olarak çoğu ismin birkaç adım ilerisinde olacaktır. Unutmadan belirtmeliyim: Kamufle’nin konu seçimleri ve özellikle Türk Hiphop piyasası hakkındaki cüretkar eleştirileri çok hoşuma gitti. Aynı cesareti gösteremeyen sanatçılara selam olsun.

Kamufle tartışmasız şekilde orijinal bir kişilik. Müziğiyle, hareketleriyle ve tarzıyla (müzikal ve müzik dışı) hiçbir konuda taklide, kopyalamaya kaçmayacağını sezebildiğiniz insanlardan. Olumsuzluklar ile çok yerinde bir hamle yaptı kendi geleceği açısından. Bundan sonra gidebileceği tek yön ileridir, koyacağı tek hedef yükselmektir. İtaat’le çalışmaya devam ettikleri takdirde ortaya bu albümü anında unutturabilecek çalışmalar çıkarabileceğine yürekten inanıyorum. Bu konuda yalnız olmadığımı biliyorum.

7.0 / 10

Alıntılandığı adres: Kamufle – Olumsuzluklar (Albüm Kritik)


Uzun zamandır konsepte bu kadar uygun bir albüm adıyla karşılaşmamıştım. Türkçe rap tarihinin en köklü gruplarından Giyotin, tekrar bir araya gelişlerini Eski Toprak albümüyle kutladı. Sadık Giyotin dinleyicileri için bir rüya gerçekleşmesi anlamına gelen albüm, yeni okul dinleyicilerini ise memnun etmeyebilecek özellikler taşıyor. Fersah ve Narkoz’un dünyasına adım atıyoruz…

Aslında hiçbir zaman dağılmamıştı Giyotin. Fersah müziğe ara vermiş, Narkoz ise her fırsatta onun aktif müzik kariyerine geri dönerek kendisinin eksik kalan yanını tamamlaması konusundaki isteğini dile getirmişti. Giyotin’in son albümü Eski Toprak bu açıdan hem Narkoz’u, hem de uzun soluklu Giyotin dinleyicilerini hayallerine kavuşturan bir çalışma. 8 şarkıdan oluşan albümde Giyotin’in eski havası ve tarzından öğelere rastlamak mümkün. Eski agresifliklerini tam olarak yakalamamış olsalar da albümün oldukça sert bir tona sahip olduğu aşikar. Küfür miktarını bir hayli azaltmış olarak, yine Hiphop’ı ve sokakları sert bir dille betimlemiş Kadıköylü ikili. Giyotin en aktif dönemlerinde bile zaman zaman duygusal şarkılarla bizleri ters köşeye yatırmayı huy haline getirmişti, ancak bu bile grubun müzik anlayışının hiçbir zaman yumuşamayacağı gerçeğini değiştirmiyor. Eğlencelik müziklere albüm boyunca pek el atmayan ikili, Tanrı ile birebir diyaloga girilen “Al Canımı” şarkısında bile isyankar bir görünüme bürünerek sağlam duruşlarından ödün vermemiş.

Konular ve yüksek tempoyla şekillenen flow’ların klasikleşen Giyotin tarzına yakın sularda gezindiği Eski Toprak albümünde en ilgi çekici farklılık prodüksiyon bazında yaşanmış. Parabellum ve Ölüm Kandili gibi grubun önde gelen çalışmalarından da hatırlayacağımız “Kadıköy stili” olarak adlandırılan altyapıları Eski Toprak’ta göremiyoruz. Bu altyapıların yerini daha az muhafazakar, modern Hiphop sound’ına daha yakın, enerjik prodüksiyonlar almış. Albümde çalışılan beatmaker’ların da bu gözle görülür değişimde payı olduğu kesin. Değişimin Narkoz ve Fersah birlikteliğine nasıl yansıdığı tartışılır. Yeni sound’ın Giyotin grubuna yüzde yüz yakıştığı yargısına varamadığımı söylemek zorundayım. Bana göre “Yok Hiç Marifet” ve “Hiç Olur” başta olmak üzere bazı parçalarda özellikle nakaratta etkisini arttıran melodiler Giyotin grubu mizacıyla örtüşmüyor. Narkoz ve Fersah’ın rap anlayışları ile örneğini verdiğim şarkıların altyapıları kesişmiyor, daha doğrusu 5 adet albüme sahip Giyotin geçmişi bunu söylüyor bizlere. Bu belki modern müziğe bir uyum sağlama çabasıdır, belki de Giyotin müziğinin geçiş sürecinin bir parçasıdır. Sürecin başlangıcından tatmin olmamış olsam da, sonucu görmeden kati bir yargıya varmamayı seçiyorum.

Önce eksilerinden bahsetmeyi seçtiğim Eski Toprak’ın Giyotin’in dönüşü dışında en hoşuma giden noktası “Bu Son Değil” şarkısıydı. Şarkıda önceki paragrafta sözünü ettiğim altyapısal uyumsuzluğun tam tersi bir durum söz konusu. Önder Şahin imzalı yapımın yer yer hardcore rap, yer yer rap rock’a çalan altyapısı tüm vokalistleri bir kademe yukarı taşımayı başarmış. Şarkıda yıllardır ısrarla önemine değindiğimiz canlı enstrümanların da bulunması Ünal Aysal’ın pasta – çilek benzetmesindeki çilek rolünü oynamış. Adıyla zıt tınılara sahip “Burası Karanlık” ve samimi diyaloglarla süslenmiş “Neyin Peşindesin”, albümün zirveye oynayacak diğer eserleri.

Giyotin kimilerine göre beklentileri karşılayamamış, kimilerine göre ise muhteşem bir geri dönüşe imza atmış olabilir. Göreceli olan müzik zevkinin içinde göreceli olmayanı görmek gerekiyor: Giyotin geri döndü ve Eski Toprak henüz başlangıç. Devamının gelmemesi pek olası görünmüyor.

6.1 / 10

Alıntılandığı adres: Giyotin – Eski Toprak (Albüm Kritik)


Dijital satışın yaygınlaşması, bugüne kadar yeraltında duyurduğu sesini yerüstüne çıkaramamış birçok isme yeni bir fırsat sundu. Yerüstünde önceden tecrübe olan Sansar Salvo gibi bir yetenek içinse Sigara Yanınca single’ı kendini hatırlatmanın bir yoluydu.

Sansar Salvo şarkılarında vokalin sertliği ve üstünlüğü daima korunmuştur. Altyapının Sansar vokalinden daha fazla ses getirmesi pek alışık olduğumuz bir durum değildir. “Sigara Yanınca” şarkısında sözler ve altyapının hemen hemen eşit oranda takdir toplaması; sözler ve okuyuşunda başarısızlığına değil, Sansar ile Yahya Deniz’in melodi üzerindeki başarısına dikkat çekmelidir. Anadolu ezgileriyle harmanlanmış klasik bir Türk sample’ı olarak başlayan altyapı, ilk birkaç saniye sonrasında herkesi ters köşeye yatırarak müthiş renkli bir hal alıyor. Dinleyicilerin bu ritimleri dinlemekten aldığı zevki Sansar Salvo’nun da şarkının kayıt aşamasında aldığına eminim. Böylesine bir prodüksiyonu söz yazıp okumak bir şanstır, bu şansın verilmesinin en doğru olduğu kişilerden birisi de kesinlikle Ekincan Arslan’dır.

 

Adrenalin ve Seremoni Efendisi albümlerinde şahit olduğumuz bir gerçek var: Albümün bandrollü olup olmaması Sansar’ın tarzını etkilemiyor. Müzikal tercihlerini ilk çıkışından itibaren masaya sertçe koyan ve bu yönde hareket etmekten usanmayan bir rap üstadı kendisi. “Çalışma resmi olacak, daha fazla dinlenmek için şu şekilde bir yol izlemeliyim” cümlesini son kuracak kişi Sansar Salvo olabilir. Son birkaç senedir üzerinde durduğu tarzı benimseyerek takipçilerini hayal kırıklığına uğratmayacak bir çalışmaya imza atmış Psikopat Yazar. Şarkı boyunca konudan konuya atlamış, tamamen serbest bir kafiye düzeni izlemiş ve rap piyasasıyla ilgili mesajlarla uyarılar vermekten çekinmemiş. “Geri dönmüyordum ama dönmüş bulundum / Ve eleştiri ve iftiralar geri dönmüş oldu” sözleriyle yalnızca iki dizede ortama dönüş konusundaki kararsızlığını ve bunun sebeplerini olağanüstü özetlemiş. Benim gibi Sansar da Türkçe rap’in selameti ve geleceği adına bir şeylerin değişmesi gerektiğine inanıyor. “İşte rapçi tam bu yüzden cüzdanımı doldur” diyerek hem şarkının ilk bölümünü, hem de birtakım insanların bu müzikte “para” kelimesini duyduklarında takındıkları önyargılı tavrı sonlandırmayı planlıyor.

İki adet 16’lık ve onları takip eden nakaratlardan oluşan standart dizilime sahip şarkının ısınamadığım tek kısmı nakaratı oldu. Organize Oluyoruz albümünde Rapozof ile yaptığı düette de heceleri uzatarak söylediği bir nakarat yazmıştı Sansar. “Sigara Yanınca” nakaratında, “Ayak Yapma”da ulaştığı başarının pek yakınından geçemediği kanısındayım. Anlam ve flow açısından kalite kokan iki 16’lık sonunda daha doyurucu ve tamamlayıcı bir nakarat şarkıyı olduğundan çok daha yüksek bir mertebeye ulaştırabilirdi. Özetlemek gerekirse; içi dolu sözler, alıştığımız Sansar stili, kalburüstü bir prodüksiyon ve övgüyü hak eden bir single. Diyeceklerim bu kadar.

6.7 / 10

Alıntılandığı adres: Sansar Salvo – Sigara Yanınca (Albüm Kritik)


Yeni incelememde hangi albüm veya single’ı konu edineceğime karar vermem hiç de zor olmadı. Yayımlandığı günden bu yana dillerden ve kulaklardan düşmeyen bir albüm ile karşınızdayım: Resimdeki Sanatçı.

İlk göze çarpan noktanın bir çalışma için en önemli nokta olması gerekmiyor. Yeni albümünü ağustos ayında dinleyicileriyle buluşturan İtaat, bir anlamda bize söz konusu durumun bir örneğini sunuyor. 13 şarkı içeren albümün tam 10 şarkısında sanatçıya başka bir isim veya isimler eşlik ediyor, bu da dinleyicinin dikkatini hemen çekecek türde bir özellik. Şarkı listesi ve dizilimi açısından Volkanik albümüne benzetebileceğimiz Resimdeki Sanatçı’nın kalitesi ise şarkı isimlerinin sağ tarafında değil, sol tarafında gizli. Türkçe rap piyasasının bukalemunu İtaat tarz ve sound olarak oldukça farklılık gösteren konuk isimlerin hepsine uyum sağlayabilmiş ve hemen hemen her şarkıda baskın olan taraf haline gelebilmeyi başarmış görünüyor. Albümü henüz dinlememiş olanlardan ricam; şarkıları dinlerken konsantre olacakları kişinin misafir sanatçı olmamasıdır.

Kabarık bir düet listesi ile albümü tanıtmak, albüme ev sahipliği yapan müzisyeni istemeden de olsa ikinci plana atabilir. Volkanik albümünde İtaat’in aynı sıkıntıyı çektiğine şahit olmuş, dinleyicinin zaman zaman konuk isimlere yöneldiğini gözlemlemiştik. 2 seneyi aşkın süredir taktığı gözlükler ile yek vücut haline gelen İtaat, yeni albümünü 2011 başı çıkışlı albümüne benzer bir formata oturtarak hem cesur, hem de riskli bir işe imza atmış. Üstelik bu albümde Türkçe rap gündeminin en üst sıralarında bulunan güncel isimleri konuk sanatçı olarak görebiliyoruz. Belki de albümün en büyük eksisi İtaat’in kendi albümünde insanların başka sanatçılara yoğunlaşma ihtimalini yaratmış olması. Ancak 13 şarkı da detaylıca dinlenerek fark edilebilecek baskın müziğini keşfetmemeyi tercih edecek, sevdiği rapçilerin yer aldığı 2-3 düete göz atıp albümü toptan silebilecek kişileri göze almış Volkan. Kararının ona yeni dinleyiciler mi kazandıracağını, yoksa albüme beklediğinden az ilgiyle mi sonuçlanacağını zaman gösterecek.

Albümün geneli şaşırtıcı bir şekilde İtaat’in uzun zamandır tercih ettiği yüksek tempodan uzak bir görüntü sergiliyor. Ağır vuruşlu, yumuşak tınılı ve eğlenceden çok ciddi konulara yönelen bir sound’a bürünmüş olarak görüyoruz İstanbullu müzisyeni. Yıllarca istisnasız her albümünden hit çıkardıktan sonra artık başkalarının da albümlerinden hit çıkarma işine el atmış görünen U.L.a.Ş ile ortaya konan “Kondüktör Babam” şarkısı, albümün havasını özetleyen nitelikte bir çalışma. Bu yürek ısıtıcı hikaye dışında Ados’un eşlik ettiği, hayalleri sorgulatan “Fiyasko”, ender sololardan “Küçük Kıyamet” ve her duyuşumda bana mutluluk veren Defkhan’ın sesiyle harmanlanmış “Şehir” albümün akılda kalıcı ve yine ağır tempodan sapmayan eserleri. İtaat’i eğlenceli, hareketli şarkılarla, hızlı verse’lerle tanımış olanlar Resimdeki Sanatçı’da dinlediğimiz İtaat’i yadırgamış olabilirler, oysa kendisi ağır temponun ve duygusal ritimlerin üstesinden Volkanik albümünün çok öncelerinden beri başarıyla gelmekte (bkz.: Biraz Ben, Hey Dost, Kurulmamış Cümlelerim).

Sanatçının melodik yönünü ön plana çıkarmaya başladığı nakaratları dışında vokal tekniğini Volk’M’an’deki vokalinin üstünde büyük çaplı değişikliklere başvurmadan kullandığını söyleyebiliriz. İtaat’in doğuştan geldiğini düşündüğüm kaliteli ve çeşitlemeye açık bir gırtlağı var. Mevcut vokal tekniğini kullanarak vasatın çok üzerinde yüzlerce albüm yapabilir ve yapıyor da, ama sahip olduğu gırtlağın yardımıyla vokalini birkaç seviye daha yukarı çekerse Onun Adı İta’yı kolay kolay kimse tutamaz. Bu kesinlikle kendisinde olan bir potansiyel, kulaklarımızın sağlığı adına bu potansiyele ulaşmak zorunda! Yoksa dinleyicileri olarak topluca Atilla İlhan’a bağlayacağız…

7.1 / 10

Alıntılandığı adres: İtaat – Resimdeki Sanatçı (Albüm Kritik)