Archive for July, 2013


Ados - Meze 1

Bir müzisyenin yaptığı müziğe, müzikal gelişiminin yanı sıra kişisel tecrübeleri de büyük katkı yapar. Combo Mekanize’si atılmış Ados’un yeni bandrollü albümü öncesi dinleyicilerine küçük bir armağan olarak sunduğu Meze, Adem Oslu’nun hayatında sahne ismi dışında değişen pek çok şeyin olduğunu belgeliyor. Yaşadıkları ve yaşayamadıklarının getirdiği deneyimlerle yoğrulan albümün gösterişsiz bir etkileyiciliği bulunmakta. Adem hala bildiğimiz eski Adem olsa da müziğinin geçirdiği görmezden gelinemez bir evrim var. Meze’yi birkaç kez dinlemek, gelecek bandrollü albümde karşılaşılabilecek sürprizlerin dozunu bir miktar azaltabilir.

Kendisi bundan pek memnun olmasa da “Sepya” isimli ağır romantizm taşıyan eski şarkılarından biriyle tanımıştır Ados’u pek çok insan. Müzik kariyerinin ilk günlerinden bugüne –Katarsis albümü de dahil olmak üzere- aşk temasına sıkça başvuran, duygusallığını rafa kaldırmaktan hoşlanmayan bir rap müzisyeni olmuştur Şehrin Kartalı lakabıyla da anılan Adem Oslu. Müziği olgunlaşma süreci boyunca değişikliklere uğrasa da asla aşk ve aşkın getirdiği kederden arındırmamıştır şarkılarını. Meze’yi bir bütün olarak ele aldığımızda hüznün ve karamsarlığın her Ados albümü kadar hükmedici bir konumda olduğunu görebiliriz. Ancak Adem Oslu’nun umudu kırılmış, dünyaya kavgalı tavrının sebebi bu kez aşk değil. Bilindiği üzere Ados kısa bir süre önce dünya evine girdi (kendisine tekrar mutluluklar dilerim). Hayatındaki bu radikal değişim müziğe yaklaşımına neredeyse birebir yansımış durumda. Geçmişte dinmeyen bir aşk acısı çeken, kadınlardan yana dert yanan Ados artık isyanını hayatın farklı alanlarına yansıtıyor. 5 şarkılık albümün hiçbir verse’ü aşk konusu üzerine düzenlenmiş değil, hatta aşk hakkında yazılmış tek bir dize bulmakta bile zorluk çekebilirsiniz. Albümde “Meze” dışındaki 4 parçası dolu dolu duygusal müzik barındıran sanatçının hedefinde sahte insanlar, yalan arkadaşlıklar ve karmaşık insan ilişkileri var. Hayatın onu karanlığa sürükleyen yanlarını da es geçmiyor elbette, aydınlığa yürümeye çalışsa da.

“Göğsüm Daralıyor” ile yapılan tatmin edici bir girişi var albümün. Katarsis sayesinde tanıştığımız “derin Ados sesi” yine kulaklarımızda. Bek vokallerle şarkı boyu desteklenen bu ses tonunu albümün genelinde duymamız mümkün. Nakaratta tercih edilen ve verse’ler ile arasında hoş bir tezat sağlayan tiz, yer yer nameli vokal de dahil şarkının tüm öğeleri Katarsis’in bir devamı havası veriyor bu parçaya. Ados’un vazgeçilmezlerinden olan soyutluğu ön plana alma tekniği hem bu şarkı, hem de albüm genelinde mevcut. Yine 4 numaralı şarkıyı dışarı tutarak değerlendirirsek altyapıların yarattığı karamsar atmosfere paralel şekilde yaşam mücadelesi, gelecek endişesi gibi konular işlenmiş. İlk şarkısında dünyaya isyanını “Dünya seni sevemiyorum, beni unutsan artık?” diyerek dile getiren Ados, “Toprak ve Gökler” parçasında huzurlu bir hayata sahipken şimdiki karamsarlık ruh haline nasıl ulaştığını anlatarak, “Bugün Yolculuk Uzun”da ise “Benim ellerimde şekil bulur bir çocuk öfkesi” ve benzeri dizelerin beslediği agresif bir flow benimseyerek albümdeki ton bütünlüğünü sağlıyor.

Özellikle prodüksiyon ve vokal açısından övgüye değer “Göğsüm Daralıyor”u önce artısı eksisinden fazla olan, ölüm temasının içten içe sezdirildiği, kaybedilen insan ve hayallerin sıralandığı “Toprak ve Gökler”, daha sonra ise monoton flow ve vokaliyle şarkıya yeterli rengi katamadığını düşündüğüm Önder Şahin eşliğindeki “Bugün Yolculuk Uzun” takip ediyor. Kalitelerini albümdeki şarkı numaralarıyla aynı şekilde sıralayabileceğim bu üç çalışma sonrası “Meze” çıkıyor karşımıza. Adını verdiği albümün havasına uyum göstermeyen, aslında zekice yerleştirilmiş olan karamsar lirikleri sound’u ile gizlemiş olan deneme türünde bir eseri andırıyor şarkı. Vokalin yükseldiği kısımlarına pek ısınamadığım parçada ülkemizin Rap piyasasına deyim yerindeyse güle oynaya göndermeler serpiştirilmiş. “Bugün bakıyorsun egoları yere değen elemanı
dinleyenlerin çoğu ondan da havalı” gibi ciddi ve yerinde eleştiriler yer alsa da Ados’un en güçlü olduğu tarzın bu olmadığı şüphesiz. Sözleri ve flow’u yine yerli yerinde olsa da altyapıyı istediği kadar kucaklayamadığını hissediyorum.

Son parantezim büyükçe, hem de epey büyükçe olacak. “Numara 42” bu albümün ahtapot salatası, yani bana göre mezelerin yıldızı. Storytelling stilinde, ama anlatılanın kurgulanmış bir hikaye değil Adem Oslu’nun kendi hayatı olduğu leziz bir yolculuk. Kısa süreyle kopulan keder temasına dönüş, Şehrin Kartalı’nın şehir şehir dolaşarak kat ettiği mesafeler ve üstesinden gelmekte hayli zorlandığı özlemleri… Derin ses tonunu bu defa kenara bırakıp daha canlı, daha neşeli ama bir o kadar da özlem dolu bir vokale yönelen İstanbul doğumlu müzisyenin neden kariyerinin doruk noktasında olduğu bu şarkıyla özetlenmiş. Bindiği taşıtlar, tanıştığı kimseler, geride bıraktığı insanlar, sahne aldığı konserler gibi aslında bir sanatçı için oldukça sıradan görünebilecek olayları müthiş bir anlatımla sıra dışı hale getirerek sunmuş bizlere. Bazı dizeler bir olayı öyle kaliteli özetliyor ki Ados sesli bir Kayra dinliyormuş hissine kapılıyorsunuz. Bu parçaya kulak verirken adeta bir roman okur gibi Adem Oslu’nun oturduğu koltuğu gözünüzün önüne getiriyor, geçtiği şehirlerin kokusunu oraları ziyaret etmemiş olsanız bile duyabiliyorsunuz. Adem’in hikayesi bir Türk filmi gibi: Hep yollarda, hep yollarda… “Yollara bak, yollar insanlardan kerimdir.”

Meze ne Katarsis, ne de Eskiz. Meze kelime anlamını çok iyi yansıtan bir iştah açıcı sadece. Size “Numara 42” gibi küçük sürprizler yapan, çok fazla umut bağlamamanız gereken kısa ve öz bir Ados dinletisi. Hızlı bir süreçle tamamlanmış ve buna rağmen özensiz gözükmeyen bir EP, Ados’un Katarsis sonrası hayatını ve hayatının müziğine yaptığı etkiyi gözlemlemeniz için iyi bir fırsat. Albümü olduğu gibi kabul etmek en doğrusu. Ne gereğinden fazla değer verip göklere çıkarmalı, ne de uzun soluklu albümlerle karşılaştırıp yerin dibine sokmalı. Böylesi güzel.

Meze Top 3: 1) Numara 42 2) Göğsüm Daralıyor 3) Toprak ve Gökler

Ados - Meze 2


Sancak

Sonraki 10 (alfabetik): Belki Yarım Kaldım, Dünya, Geri Verin!, Güneşim Batıyor, Hayallerin Yok Olana Dek, Kızgın Olsam da, Kitabın Ön Yüzü, Rüya Değil, Sen Yanımda Olunca, Zamana Çare Yok

10. Burada Her Şey Aynı

Albüm: Burada Her Şey Aynı

Altyapı: Sancak

Sancak’ın anlattığı en güzel ve aynı zamanda en hüzünlü hikayelerden birisi… Gerçek hayattan alınmış bir anı olduğu yönünde güçlü iddialar bulunan öykünün yaşanıp yaşanmamış olduğu sorusunu ancak Sancak cevaplayabilir. Bildiğimiz şeyler ise yine kendisinin üstlendiği prodüksiyonun insanın içini ısıttığı -hatta yaktığı- ve ilk dinleyişte dinleyeni hem şarkıya, hem de müzisyene bağladığıdır. Sancak şarkı sonunda ölüm haberini aldıktan sonra kendisini tanımasanız bile ona karşı bir sıcaklık ve sempati duymaya başlıyorsunuz. Böyle duyguları ancak çok üst düzey müzik parçaları harekete geçirebilir. Sancak vokalinde aşırıya kaçmadan saf bir şekilde sese döküyor yazdıklarını. Hiçbir noktada abartıya kaçtığını veya olayı fazla dramatikleştirdiğini düşünmenize neden olmuyor. Genç yaşta ustalığa attığı önemli adımlardan birisi olarak görüyorum “Burada Her Şey Aynı”yı.

9. Dolunay

Albüm: Genosit (Canka albümü)

Altyapı: Sancak

“Dolunay”, bazı ince sözleri dışında stilini genel olarak pek beğenmediğim Canka’yı dahi bana zevkle dinletmeyi başarır. Çünkü Canka kendi bölümünü bitirdiğinde Sancak’ın anında ezberlenen muhteşem nakaratını dinleyeceğimi bilirim. Ardından “Çok insan gördüm çok, gözüm kör oldu kara” diyerek kendi sözlerini okumaya başlayacağı da her zaman aklımdadır. Duygusal müziğin en önemli 2-3 isminden biri olan Sancak’ın Canka gibi eğlence unsurunu ön planda tutan birinin parçasında -üstelik parça tam da Canka tarzındadır- bu denli başarılı olması hayli etkileyici. Albüm Canka’ya ait olabilir, ama şarkıyı domine eden şüphesiz Sancak’tır. Nakarattaki ustalık, yaşadığı yerleri betimleyişi, müziğini eleştirenlere verdiği cevaplar ile “Dolunay” dört dörtlüktür (hem söz düzeni (4×4), hem kalite açısından). Yılmaz Erdoğan’ın tek yönlü müzik yapmadığının güzel bir kanıtıdır.

8. Unutulmak Haricinde

Albüm: Orkestral Depresyon

Altyapı: Sancak

Ondan bahsederken, ilk defa adının telaffuz edilmesini sağlayan albümünün yıldız parçasını es geçmek olmazdı. Duygusal öğelerle harmanlanmış ve yeraltı Rap’ine klasik Sancak şarkılarından çok daha yakın verse’ler, vokal inceliğiyle lirikalitenin buluştuğu nakarat, albümün tamamına yayılmış temayı örnekleyen bir altyapı ve karşınızda “Unutulmak Haricinde”. İstanbul doğumlu müzisyenin vokal kalitesine bir nebze daha fazla önem verip nispeten -yeni ve eski tarzı arasında uçurum olduğunu söyleyemeyiz- farklı bir tarz edinmesinden önceki Rap anlayışının en başarılı örneği. Umudu, sevgiyi, “o yıldız”ı ve en önemlisi karanlığı işliyor eskiden sık kullandığı adıyla Sancak Forte. Rahatlatıcı, insana huzur verici bir melodisi var şarkının. İşlenen esas konu karanlık olsa da şarkının iç yüzü karanlık değil, hatta epey aydınlık. Şarkı boyunca yıldız ve güneşle yapılan benzetme ve kelime oyunları da ayrıca muazzam. Bu şarkıyı -aslında bu albümü- bilmiyorsanız kendinizi Sancak’ı biliyor saymamalısınız.

7. Dün Gibi

Albüm: Yerin Altında

Altyapı: İtaat

Kariyeri boyunca albümündeki prodüksiyonların yüzde 90’ını üstlenmiş bir sanatçının albümüne prodüksiyonla katılabilmek kolay değildir, bu nedenle İtaat’in altyapısına dikkat çekerek başlamalı. Olağanüstü bir sample, insanı alıp başka diyarlara götüren cinsten. Gitarın büyüleyici, masalsı bir etkisi var sanki. Üstüne Sancak’ın şarkı başındaki nakaratı da eklenince ilk saniyelerde bir rüyanın içindeymiş gibi hissediyor insan. “Ben derinlerde kayboluşlarımı karalıyorum her gece düşünüp o gözleri” gibi son derece iddialı bir cümleyle giriyor şarkıya Sancak. Benzer kuvvetli sözleri, bu ayardaki altyapıları çok defa işitmişsinizdir. “Dün Gibi”yi sıradan bir aşk şarkısı olmaktan çıkaran şey, aşk değil duygu şarkısı olması. Şarkı boyunca tek bir kişi ve ona yönelik tek bir düşünceye odaklı yaklaşım sergilemeyen Sancak, iki kişilik ilişkiye çok farklı açılardan bakarak konuyu monotonluktan kurtartıyor. Aynı zamanda şarkı boyunca söz düzeninin yardımıyla tempoyu bir yükseltip bir yavaşlatıyor, böylece tekdüzelik de ortadan kalkmış oluyor. Başyapıt değerindeki bu eserin bir benzerine rastlayacağınızı sanmıyorum.

6. Uzaklardayım

Albüm: –

Altyapı: Sancak

Sancak’ın çok sık albüm dışı şarkılarla karşımıza çıktığı söylenemez. Bu yüzden “Uzaklardayım” ile olan tanışmam konusunda kendimi oldukça şanslı sayıyorum. Zamanın popüler paylaşım sitelerinden MySpace aracılığı ile edinebildiğim çok değerli bir koleksiyon parçası. Çalışmayı Rap kategorisine koyamıyoruz, bu da Sancak’ın yeteneğini daha iyi takdir etmemizi sağlıyor. Şarkının tamamen ses kalitesine dayalı bir çekiciliği, -alışılan Sancak profilinin aksine- enerjik bir altyapısı ve eşsiz bir nakaratı var. Öylesine kalıpların dışında bir şarkıyla karşı karşıyayız ki Sancak ile asla yan yana düşünmediğimiz Auto-Tune efektine bile rastlayabiliyoruz ve işin ilginci bu bizi rahatsız etmiyor. Güneşli havalarda, mutlu anlarımda dinlemeyi tercih ediyorum bu parçayı. 50’yi aşkın dinleyişimin sonucunda beat’in yansıttığı tonun olumlu ruh halleri ile daha verimli kaynaştığını gördüm. Kısa olması nedeniyle üst üste birkaç kez rahatlıkla çalınabilir. Arşivinizde mutlaka bulunması gereken bir eser.

5. Kimim Ben

Albüm: Yerin Altında

Altyapı: Sancak

İki favori müzisyenimin buluşması; benim için rüya gibi bir şeydi bu şarkının gerçekleşmesi. Sancak önce Başar’sız kısa versiyonunu yayımlamıştı parçanın, o hali bile mükemmele yakındı. Albüm çıkışıyla birlikte Başar da eklenince, şarkı benim için akıl almaz boyutlara ulaştı. Üç bölüme ayrılabilecek şarkı önce yavaş ve ağır nameli başlıyor. Başar ve Sancak adeta vokallerini yarıştırıyorlar ve kimin daha iyi olduğu kararını dinleyenlere bırakıyorlar. Ardından kısa versiyonunda nakarat olduğunu fark etmeyeceğiniz nakarat geliyor; kendisi şahane. Üçüncü bölüm ise hızlandırılmış Rap kursu gibi. İlk bölümde namelerle diyalog kuran ikili bu kez vitesi arttırıp koşmaya başlıyorlar ve finişe birlikte varıyorlar. “Yine gözlerim kapandı dünden / Açmam için onu bana geri gönder”, “Gözlerimin esarete karşı durması için zulüm gerek / Bana bunu ver”, “Son cümlem aklımdan değil kalpten gelir / Sesim kederlidir” gibi yıllar boyunca aklıma kazılı halde duran ve her zaman duracak olan sözleri barındırıyor “Kimim Ben” (Başar’ın sondaki “Yine yalnızım” deyişi insanı bitirir be!). Belki Sancak’ın bir numaralı çalışması değil ama, benim adıma en özel şarkısı bu.

4. Bu Kaçıncı Yağmur

Albüm: Resim

Altyapı: Sancak

Girişi yağmur sesleriyle yapılan bir şarkının başarısız olduğu nerede görülmüş? “Peşimde götürdüklerime katlansın her şehir” diye başlıyor yolculuk. Yağmurlu bir günde şehirler arası yolda gidiyormuş hissine kapılıyorsunuz bir anda; piyano, yağmur ve sözler öylesine sürükleyici ki… Bek vokallerin müthiş kullanıldığı bir verse’ü var şarkının. Doğayı hedef alan tasvir ve kişileştirmelerle umutlu başlayan 16’lığın ikinci kısmına karamsarlık, gelecek kaygısı ve geçmişteki üzüntüler damga vuruyor. Dört kez art arda söylenen nakarata gelindiğinde ise şarkıya tam bir mağlubiyet havası hakim oluyor. Adı Yağmur olan bir arkadaşıma kişisel zil sesi yapmama sebebiyet veren nokta atışı bir melankolik parça. Çalışmada kusur olarak öne sürülebilecek tek şey ikinci verse’ten yoksun oluşu, bu da aslında şarkıyı kısa süreli tutarak ona daha sıkı bağlanmanıza yardımcı oluyor bir bakıma. Şahsen yağmur sevmeyen bir insanımdır, yine de bunu dinlemekten vazgeçemiyorum.

3. Uzakta Yarınlar

Albüm: Sokaktan Selamlar (Desta albümü)

Altyapı: re.Gast

Listede özellikle yer almasını istediğim bir parça. Eminim yazı boyunca sözü geçen şarkıların en az bilinenidir kendisi. Oysa azıcık daha duygusal davransam ilk sıraya yerleştirebilirdim bu sevimli arkadaşı. Yıllardır iTunes’umda “Plays” kategorisinin en üst basamağında yer alıyor. Altyapının sahibi re.Gast ve albüm sahibi Desta’ya ayrı parantezler açılarak teşekkür edilmeli ilk olarak. Sancak’a gelecek olursak sanki kendi prodüksiyonuymuş gibi sahiplenmiş şarkıyı. Desta ile yarı yarıya paylaştıkları nakarat dahil her alanda ağırlığını hissettiriyor ve bu alanları hünerleriyle süslüyor. “Dolunay”ın aksine burada Desta da oldukça dinlenilir bir bölüme sahip. Üstelik ses tonunun Sancak ile oluşturduğu tezat parça bütünlüğü açısından çok olumlu. Daha sert ve agresif olan Desta’yken, Sancak’a tansiyonu düşürüp sakinliği sağlamak kalıyor. E bu da en iyi yaptığı şeylerden birisi. Özel, özel olduğu kadar da ilham verici bir şarkı.

2. Tek Kaçacak Yerim

Albüm: Resim

Altyapı: Sancak

Enfes bir girişi var şarkının. Sancak henüz ilk saniyelerden sesiyle sizi çekim alanına alacağının haberini veriyor. Halihazırda ilginizi çekmiş olan altyapıyı henüz kavrayamadan bir de vokal darbesi yiyor ve iyice sarsılıyorsunuz. Fon müziğini fazla uzatmadan verse’e girişini yapan Sancak sizi yere seriyor ve bir daha kalkamıyorsunuz. Kalkmamalısınız da. Neresinde ne var, hangi söz ne diye yazılmış gibi sorularla boğuşmak yerine keyif almaya bakmalısınız; çünkü sıradan bir şarkı dinlemiyorsunuz. “Aynamda utandığım her şeyimle buradayım / Ve aynı anda utandığım her ne varsa susmadım” diyen Yılmaz Erdoğan hiç çekinmeden sıralıyor birçoğunun düşünmekten bile çekineceği utançları, yaşanmışlıkları, hayatları. Sancak’ı benim için diğerlerinden ayıran en belirgin özelliklerden birini bu şarkıda görebiliyoruz: Samimiyet. Bakmaya cesaret edilemeyen kapıları açması, hata ve eksiklerini şarkılarında dillendirebilmesi onu bahsettiğimiz şarkıda olduğu gibi bir adım öne çıkarıyor. Onun tek kaçacağı yer evi, bizim tek kaçabileceğimiz yerlerse onun notaları, melodileri ve nameleri.

1. Kapatın Her Yanı

Albüm: Yerin Altında

Altyapı: Sancak

Yazının sonuna gelme hüznüm şarkının hikayesindeki hüzünle birleşince ortaya tasviri zor duygular çıkmaya başladı. Sancak’ın nadir de olsa tercih ettiği storytelling metodunun doğru kullanıldığında ne kadar etkili olabildiğini birebir yaşıyoruz burada. En güvendiği kimseler tarafından acı bir ihanete uğrayan bir adamın öyküsüyle baş başayız. Martı ve deniz seslerinin eşlik ettiği masmavi girişin ardından önce dostlarına tekrar kavuşmanın heyecan ve coşkusuyla duygulanan bir kişi ile tanıştırılıyoruz. Kalbi kırık kahramanımızı fazla aktif bek vokal ihtiyacı duymadan yerinde bir Rap verse’ü ile tanıtıyor Sancak. Müthiş kurgulanmış 16’lık sonrası hayatımda duyduğum en iyi nakaratlardan biriyle selamlıyor bizi. Acı, serzeniş, masumiyet, hayal kırıklığı… Hepsi 22 saniyeye sığdırılmış biçimde altın -altın arz ettiği değeri anlatamayabilir bile, elmas mı deseydik- bir tepside sunuluyor. İnsanı böylesine baştan çıkaran, dinlendiğinde kafasında diğer tüm düşünce ve sorunları bir kenara iterek en öne kendisini koyan bir nakaratı başka bir yerde işittiğimi sanmıyorum. Nakarat diye diye geldik ikinci kısma. Kahramanımızın ilk bölümde övgüyle söz ettiği arkadaşlarının sadakatsizliği çıkıyor ortaya. Kaçınılmaz sonunu bekliyor halde bırakılıyor kahraman ve ikinci verse ile nakaratta söz edilenlere çok daha kolay anlam yükleyebilir duruma geliyoruz. Önemini kelimelere dökmenin gerçekten çok güç olduğu bir parça “Kapatın Her Yanı”. Her dinleyenin farklı bir özelliğinden etkileneceğini düşünüyorum, tıpkı herkesin favorisinin başka bir Sancak şarkısı olması gibi. Şarkıyı bir filmden olduğunu düşündüğüm çarpıcı bir alıntıyla sona erdirmiş Sancak, yazımı da aynı şekilde bitirmek istiyorum: “Kimsenin bizi yolumuzdan döndürmesine izin veremeyiz, tamam mı? Kaldığımız yerden devam etmek zorundayız. Çok yol kat ettik, kaybedecek çok şeyimiz var. Yolumuza devam etmeliyiz!”

Not: Favori Sancak şarkınızı bu yazıya yorum olarak yazabilirseniz çok sevinirim.


MT - Anarchist

1. Yoruldum: Adında “Intro” yazmasa da o niyetle yapıldığı her haliyle kendini belli eden bir giriş şarkısı. Geleneksel girişlerin aksine dört dakikaya yakın bir süreye sahip şarkıda MT’nin kendinden çok müzikaliteyi ön plana çıkarmayı hedeflediği söylenebilir. Şarkı boyunca yarım Rap verse’ü bile duymuyoruz (bu aslında albüm hakkında yanlış bir ilk izlenim yaratabilir). Kariyeri boyunca kullanmaktan vazgeçemediği Anadolu ezgilerini ilerleyen parçalarda sıkça işiteceğimiz modern sound’a ne şekilde entegre edeceğini bir fragman halinde sunuyor Hollanda-Türkiye ortak yapımı Murat Çam. Elektro gitar, elektro bağlama ve piyano gibi canlı enstrümanlarla albümün vokal açısından sade ilk eseri müzikal olarak daha da zengin bir hale geliyor. Giriş – gelişme – sonuç düzenini uyarlayabileceğimiz şarkıda giriş ve sonuç sakin, gelişme ise bir hayli hararetli: Tıpkı Anarchist albümü gibi.

2. Anarşist: Albüme “Yoruldum” ile giriş yaptıysanız ve MT’nin deneysel vokaller ile farklı müzik türlerine olan ilgisinden de haberdarsanız; albümün ne derece Rap ağırlıklı olacağını sorgulama şansınız yüksektir. “Anarşist” şarkısı ise tam aksine dolu dolu Hiphop içeren ve albümün tonunu belirleyen bir çalışma. 10 parçalık albüm boyunca dinleyeceğiniz en iyi kayıtlardan birisi bu ve birçok açıdan irdelenmeyi talep ediyor. Altyapının vuruculuğundan başlamalıyız: MT’nin yeni okul Rap sound’unu yakalarken aynı zamanda nasıl köklerine bağlı kalabildiğinin güzel bir kanıtı karşımızda. Sevdiğini yapmakla kendini dinletmenin her zaman birbirinden kopuk kavramlar olması gerekmediği; albümün tüm prodüksiyonunu yine tek başına üstlenen MT’nin bu beat’i ile vurgulanmış. Akustik gitarın lezzeti, Avrupai efektler ve Türk melodileri ile birlikte sıra dışı bir muhteşem üçlüyü oluşturuyor. İki adet sağlam, samimi ve etkileyici MT verse’ü, bir de albümün en iyi nakaratı tabloyu tamamlıyor. Mutluluk arayışlarında yine Murat abimiz, hiç bitmeyen umudunu ise koruyor: “Mutlu günüm olmasa da ben alışırım baba.” MT’nin kartvizitine hoş geldiniz.

3. Ölü Ruhlar Marşı: Hani bir odağa yoğunlaşmayı sevmeyen, birkaç dakikada onlarca farklı denize olta atabilen MT vardı ya, o hala yaşıyormuş. Albüm ismiyle beraber gelen anarşik konsepte oldukça uygun bir biçimde seslendirilmiş üç numaralı parça. Yumuşak ve hafif notalarla startı alan, piyanonun tatlı dokunuşlarıyla beslenen marşımız ilerledikçe hızlı vuruşlara ayak uyduran bir MT ve nameli bir nakaratla süsleniyor. Şarkı boyunca hayatın gerçekleri, toplumsal olaylar, medya, hayaller ve umutlar gibi çok sayıda konuya değiniliyor ve neredeyse hepsi net bir sonuca varılmadan deyim yerindeyse MT tarzında ucu açık bırakılıyor. Şarkının bir anlamda MT’nin kafasının içini yansıttığını düşünüyorum; çok sayıda düşünce mevcut ve bunların çoğu birbiriyle iç içe geçmiş durumda. Bu nedenle parçanın tamamında karışıklık hat safhada. İçinde “Son kurşunu kendine saklayan kahraman bilir aşkı” gibi ustalıkla gizlenmiş iddialı cümlecikler de barından şarkı, albümün önde gelen eserlerinden biri olmasa da kesinlikle tekrar dinlenebilecek düzeyde.

4. Alo! Hain İçinizde: Kafanız doluyken dinlediğiniz takdirde pek bir anlam veremeyeceğiniz, sıradan Rap yazarlarının boyunu aşacak derinlikte sularda yüzen, kimi zaman tuhaflığa kaçan derecede özgün bir parça. Hemen ilk saniyelerdeki “Hazır ol, ölünce rahat!” cümlesi ile dört kelimede dinleyen etkisi altına kolayca alınabiliyor. Paranın yoğun bir tema olarak dikkat çektiği ilk bölümde üst üste benzetmeler ve komplike metaforlarla insan-para-hayat ilişkisi inceleniyor. Şarkı süresince gerek altyapı, gerekse lirikler ile müthiş karamsar bir hava yakalanmış. “Koyu renkli hayatım / Gözlerimin cıvıltısını usulsüz ve göz göre göre çaldılar demin” diye yazmış Beyazkin, içindeki antikapitalistin hala yeterince canlı olduğunu gözler önüne sererek. İkinci bölüme kulak kabarttığımızda karşısına adeta tüm insanlığı alarak onun hatalarını, eksiklerini, zayıf noktalarını ve utanç dolu geçmişini yüzüne vuran bir MT’ye şahit oluyoruz. Ve nihayet nakarata doğru anlamı yükleyebiliyoruz: Hain içimizde.

5. Yeraltından Geliyorum: Birden fazla kez dinlememe rağmen şarkının altyapısına bir türlü ısınamadım. Bana göre şarkının ismiyle epey iyi bir uyum gösteren sözleri bir üst seviyeye taşıyamayan, yüksek potansiyele sahip bu çalışmanın yerinde saymasına sebebiyet veren bir enstrümantal. “Yeraltından geliyorum, batırdıkları tüm umut güneşleri sırtımda” gibi son derece sembolik bir dize içeren, küfre yer vermeden sertliği yakalayabilen parçanın fon müziği (ve nakaratı) çok daha ayakları yere basan, kuvvetli vuruşlara sahip ve amaca yönelik bir şekilde tasarlanmalıydı. Şarkı iki adet kaliteli verse’e sahip; piyasaya içi dolu göndermeler ve düşse de ne olursa olsun kalkabileceğini iması ilk bölümün altını çizerken ikinci bölüm ise; eski günleri, o günlerin “eski” olmasına neden olan hainleri ve ayrıca kendisinden şüphe duyanları içeriyor. Trabzonlu müzisyen, Jay-Z veya Kanye West gibi Tanrı olduğunu iddia etmese de, bu şarkısıyla piyasanın en tepesindeki kişi olarak kendisini işaret ediyor.

 

6. Kobolo: Yine beat kalitesi ile başlayalım. Bu kez önceki şarkının tam tersi bir görüntü ile karşı karşıyayız. Albümün genelindeki varlığından bahsettiğim elektronik öğelerin en yerinde kullandığı parçanın bu olduğu kanısındayım. İlerledikçe kendini belli eden, canlı enstrümansız çıkılabilecek en yüksek noktanın hedeflendiği dinamik bir altyapı eşlik ediyor MT ve bizlere çok da yabancı olmayan yabancı konuğu Die-Key’e. Şarkımız Murat Çam’ın seneler geçtikçe çoğunlukla pozitif yöne doğru dönüşüm geçiren müziğinin aksine bozulmamayı başararak kendini koruyan güçlü duruşunun enfes bir örneği. “Batan geminin malları kişiliğini belki de taptığı materyallerde bulacak” dizesinin sizlere vereceği net mesajı ben sayfalarca yazsam dahi veremeyebilirim. MT popülizm karşıtı tavrı doruklarda yaşıyor ve ses tonuyla, soyutluğu somutluğa tercih ettiği lirikleriyle dinleyene bunu hissettiriyor. “Cahilliğinle geber senden başka insan yokmuşçasına!”

7. Dogma Asker (Teskere): Verse kalitesi bakımından albümün diğer yapımlarını aratmayan, istikrarlı MT performansını rahatlıkla alabileceğiniz bu parçanın nakarat kısmı içime sindiremediğim ender MT nakaratlarından. Sistemi enine boyuna eleştiren, battle Rap kıvamına yakın dizelerden sonra oldukça yumuşak biçimde devreye giren nakaratın şarkı genelindeki tezatlığı bir nebze abartıya ulaştırdığını düşünüyorum. Böylesine kuvvetli örnek ve göndermelere sahip bir şarkı mutlaka daha hardcore bir nakaratla donatılmalıydı. Genelini klasik MT konularının parsellediği çalışmada yer yer kapitalizm karşıtı söylemler, yer yer gerçeklik kavramının sorgulanışı baş gösteriyor. “Sahte huzur, uyuşturucu beynin G noktasını bulur / Nasihat dolu günlerde sistem sessiz durur / Dosyanı kapatır, komada yaşatır / Sesini çıkarırsan kaza süsü verip 28 yerinden vurur” şeklinde duygularını kaleme alıyor Karadeniz’in yerlisi müzisyenimiz. “Yeraltından Geliyorum”’a benzer şekilde potansiyeline ulaşamamış bir şarkı olarak görüyorum “Dogma Asker”’i.

8. Uzun Yollarıma: Etkileyici –MT sevmeyecek olsa da bu kelimeyi kullanmak zorundaydım- Kanyevari bir girişle karşılanıyoruz. Albümde sık tercih edildiği gibi nakaratla başlıyor şarkı. Hemen ardından ise beat’in daha tempolu bir hale geldiğine tanık oluyoruz. Piyanonun ince tonlarının bu altyapıya müthiş uyum sağladığını söylemek lazım. Burada önemli bir notu sizlere sunmak isterim: Bugüne kadar olumlu –bu şarkı için olumlu kelimesi hafif kalır- bir beat’in MT tarafından harcandığı neredeyse hiç görülmemiştir. Şahsi görüşüme göre albümün bir numaralı altyapısı ve akabinde  meydana gelen albümün en iyi üç şarkısından birisi. Oldukça modern bir sound, çok yönlü melodiler, ayrıca yoğun ve sürükleyici. Saf lirikalite olarak yine Anarchist’in en tepedekilerinden, belki de ilk sırada. Şiir okur gibi Rap yapıyor MT şarkı boyunca. Kaybolan umut ve kader temalarıyla donatıyor ilk bölümü, “uzun yollarına” kaderi ve umudu nasıl kurban ettiğini anlatıyor. Güneşsizliği, karanlığı sezdiren bu bölümü takip eden ikinci kısım ise tamamen olumsuzluk üzerine kurulmuş. “Yalan yoktur gerçekle harmanlanamayan”, “insan yoktur ölmeden kendini bulmayan” gibi negatif metaforik örnekler neyin var olup neyin olmadığını düşünmemize yol açıyor. “Yeni MT tarzı nasıldır?” sorusuna sanıyorum ki bu şarkıdan daha iyi bir cevap düşünülemez.

9. Toprak Ana Söyler Neden: Bu beat’i gerçekten işitiyor muyum? Şarkı başladığında kendime sorduğum ilk soru buydu. MT’den hiç alışmadığımız tarz ve kulvarda bir müzikal prodüksiyon gerçekleşmiş. Arka planda duyduğumuz akordeon benzeri (sanırım öyle, yanlışsam düzeltin) melodi olumlu mu olumsuz mu olduğunu kestiremediğim bambaşka bir tat katmış yapıma. İtalya sahillerinde olduğumu düşündüm şarkının başında nedense, nitekim MT de bu eseri baştan sona doğaya ayırmış gibi. Tam olarak ikiye ayırabileceğimiz çalışmanın ilk bölümü toprak anaya sorular yönelten, bir nevi ona isyan eden Beyazkin’i resmediyor. Devamlı “Neden?” diye yineliyor MT. Olumsuzlukların nedenlerini doğanın çok sayıda öğesini sembolik biçimlere büründürerek sorguluyor. İkinci kısım ise toprak ananın cevaplarını içermekte. “Toprak bolluk, bereket, aşktır“ diyor toprak ana, “kırlara savrulan yapraklar yüreğimdendir” diyor ve MT’nin henüz bir iki dakika önce endişeyle yönelttiği soruların hepsini optimizm yüklü cevaplarla açıklıyor. Ölmekte olan doğayı –insanı- tekrar hayata bağlıyor. Siyahı ve beyazı gösteriyor bize MT, siyah ve beyaz olmaya ihtiyaç duymadan. “Aşk yaşamakmış oysa.”

10. Uyan: Anarchist konseptini farklılığıyla yansıtmayı başaran bir altyapı kullanımı ve MT’nin hit parça kadar ses getirebilecek kısa çıkışı. 10 şarkılık albüm kelimelerle değil, teknik yapı ve düzen ile özetlenmiş. Türk ve yabancı melodiler bir arada kullanılmış, nakaratla giriş yapılmış ve umut gibi temalar yinelenmiş. Ancak bunların hiçbiri albümü toparlama amacıyla üstünkörü bir şekilde yapılmamış. Özenli nakarat, özenli sözler, özenli vokal. “Özümde insan” diyerek geçmiş yapıtlarına selam gönderen, içinden çıkamadığı vicdan-akıl-mantık kavgasını işleyen Deli Efendi, yapmaktan vazgeçemediği şeylerden birini yine yapıyor ve albümü dinleyenlerine verdiği mesajla bitiriyor: Uyan!

MT - Anarchist Arka

Top 3: 1) Anarşist 2) Uzun Yollarıma 3) Uyan


Akif Emekli

Ne zaman kendini Rahdan değilmiş gibi hissedersin? Tamamen Akif olabildiğin zamanlar oluyor mu?

Tabii ki oluyor hatta büyük çoğunlukla Akif olarak hissediyorum kendimi. Rap yapan arkadaşlarımızın hepsinde hafif şizofrenlik vardır. Söz yazarken, müzik yaparken ya da kayıt alırken içimizdeki diğer şahsiyet öne çıkabilir. Bunu müzik ile alakalı işlerde gerçekleştirmek tabii ki artıdır ancak hayat bizim hiphop kariyerimizde çizdiğimiz imaj gibi gerçekleşmiyor. Hayatımın şu sıralar büyük bölümü iş ile ilgili şeylerle dolu olduğundan daha çok Akif’im, daha az Rahdan. :)

Düşün ki “Akif Emekli” isminde, seni anlatan bir film çekilecek. Bu filmi kim yönetir, başrolünde seni kim oynar, yardımcı rollerde kimler olur?

Joshua Jackson

Yönetmeni Radyo ve Sinema ya da İletişim fakültesinden herhangi bir bölümde okuyan/mezun, hayatında en az bir kere beni dinlemiş biri olabilir. Oyuncularda eğer bütçemiz yeterli prodüksiyon kaldırabilir bunu diyorsak; Joshua Jackson (solda) olabilir. Sonuçta kilo verirsem yada o kilo alırsa birbirimize benzeyebiliriz. Ha derseniz, bütçemiz pek yok, ama yine de bir şeyler ayırabiliriz; Kerem Fırtına (sağ aşağıda) oynayabilir. Kurtlar Vadisi’ndeki Eren karakteri.

Kerem Fırtına

Eğer bir insan değil de bir hayvan olsaydın hangi hayvan olacağını düşünüyorsun? Bu hayvanla ortak gördüğün özelliklerin neler?

Hocam, ben aslan olurdum sanırım. Lion the Christian diye bir video var. Orada gördüğüm vefa ve merhamet duyguları sebebiyle bu tercihi yapıyorum. Ama kırmızı yanak su kaplumbağalarına da hayranlığım olduğunu gizlemiyorum.

Akif’in dünyasında nasıl insanlara yer vardır? Bu dünyada kendine yer bulamayacak olanlar nasıl insanlardır?

“Şimdi ölüler de sanıyor ki; diriler her gün helva yiyor” diye bir söz var. Biz müzik yapan insanları, dinleyiciler her gün müzikle iç içeyiz falan sanıyor olabilirler. Böyle olanlar da var aslında ama ben arkadaş seçimimi yaparken iyi/kötü müzik yapmasına ya da tanınmış/tanınmamış olmasına değil de müzik dışında konuşabileceğim konular oluyor mu gözüyle bakıyorum. Eğer cevabım evetse; başımın tacı ederim. Etrafımdaki müzik yapan insanlardan edindiğim dostları bu şekilde ediniyorum. Onun dışındaki dostlarımı seçerken dikkat ettiğim en önemli şey saygı ve dürüstlüktür.

Akif’e göre ideal kadın nasıl olmalıdır, hangi özelliklere sahip olmalı, hangilerine sahip olmamalıdır?

Saygı, sevgiden önce gelmeli. Her iki taraf için de bu böyle olmalı. Aşk denilen şeye inanmıyorum, en azından aşkın fanilere karşı hissedilecek bir duygu olmadığını düşünüyorum. Basit bir dil olarak gördüğüm İngilizcede dahi aşk’ın kelime karşılığı yoktur. Love dediğimiz şey aslında sevmek, like dediğimiz şey beğenmek/hoşlanmaktır. Ama biz abartmayı sevdiğimizden duygularımızı abartabiliyoruz bazen. Aşk da onlardan biri, şehvetle karıştırıyoruz. Toparlarsak; saygılı olmalı, beraber gülebilmeliyim, yeni şeyler öğrenmeye açık olmalı, düşündüğü gibi yaşayabilmeli. Annem bu konuyla yakından ilgileniyor. :)

Akif Emekli - 2

Hayatının en doğru kararı ve en büyük pişmanlığı nedir? Bu olayları seçmenin sebepleri nelerdir?

Hayatımın en önemli kararı müzik ile çok haşir neşirken, isim yapmışken okula yönelme kararımdı, kesinlikle zerre pişmanlığım yok.

Genelde pişman olmayı sevmediğimden, bu kendime dahi itiraf edemediğim bir şey açıkçası. Pişman olmak doğru değil ama cinsiyet ayrımı yapmadan, gereğinden fazla değer vermek en büyük aptallığımdır.

Evlenip çocuk sahibi olduğunda çocuklarına koyacağı isimleri herkes mutlaka düşünmüştür. Senin aday isimlerin neler? Bu isimleri özel kılan nedir?

Allah nasip eder de kız çocuğum olursa “Azra” ismini koyacağım. Çok güzel ve modern bir isim olduğundan. Kur’an’da ve İncil’de Hz. Meryem’e el-Azra el-Betül diye hitap edilir. Ayak basılmamış çöl toprağı, delinmemiş inci gibi anlamları var.

Erkek olursa, Rahdan Giray ismini koyacağım. 15 yıllık arkadaşım ve can dostum Abdullah Giray sebebiyle bu isim üzerine yoğunlaştım.

Akif Emekli - 4

Mütevaziliği bir kenara bırakalım, kendinde en beğendiğin özellik nedir?

Mütevaziliği çekmeceye kaldırıp söylüyorum; ben düşünceli bi’ adamım, vefa ve merhamet duygularımın gelişmiş olduğunu düşünüyorum. Sözlerimi tutmaya, kalp kırmamaya çalışıyorum. Bunlar sanırım en beğendiğim özelliklerim. Gözlerimden falan bahsetmedim fark ettiysen. :)

Issız bir adaya düşen Akif’in yanına 3 insan seçebilme hakkı olsa kimleri seçer?

Henüz tanışmadığım eşim, annem ve çocuğum.

Akif Emekli - 3