Archive for March, 2014


Yaşadıkları zamanın ilerisinde olduklarını düşünen sanatçıların bir numaralı şikayetidir anlaşılamamak. Gerçekten de pek çok önemli artist kendi zamanlarında hak ettikleri takdiri görememiş, ancak eserlerini sunduktan veya yaşamlarını yitirdikten seneler sonra tekrar incelendiklerinde uzun süreler evvel oturtulmuş olmaları gereken koltuğa yerleştirilmişlerdir. Ressamlar, heykeltıraşlar, yönetmenler ve elbette müzisyenler… İlk bölümünü okumakta olduğunuz bu yazı dizisinde pek yakın geçmişe yolculuklar yaparak piyasaya sunuldukları günlerde yeterli ilgiyi göremeyen veya olumsuz anlamda eleştirilere uğrayan, bununla beraber yıllar geçtikçe kulak ve akıllarda daha sağlam yerler edinmeyi başaran albümlere göz atacağım.

2009’un genel bir fotoğrafını çektiğimizde Türkçe rap endüstrisinde seçkin bir beatmaker olarak kendisini kanıtlamış, Raziel Nisroc ve Mozole Mirach ile Türkçe rap tarihine geçecek bir ortak albüm hazırlamış, yine olağanüstü ses getiren “Risk Bağımlısı” ve “Aksi İstikamet” gibi albümlerin altına imzasını atmış bir Da Poet görüyoruz. Çıtayı yakalamak yerine çıtayı yerleştirmeyi misyon edinmiş, son derece profesyonel ve vizyoner bir müzisyen görüntüsündedir Ozan Erdoğan, bu övgüleri sonuna kadar da hak ederek o günlere gelmiştir. İşte bu olağanüstü beklentilerin, özellikle son birkaç senenin emeğinin etkisiyle gelinen yüksek noktanın ağırlığının ve müzisyen olarak yapısı gereği orijinallik ile farklılığı ilk planda tutan arayışlarının eşliğinde tamamlandı “Selam Dünyalı” albümü. Büyük bir konser ve kaliteli tanıtım çalışmaları destekledi Da Poet’in yeni albümünün lansmanını. Türkçe sözlü rap müziğin en hızlı gelişimini gösterdiği yıllara şahitlik eden dinleyicilerden albüme gelen tepkiler ise oldukça karmaşıktı.

Da Poet - Selam Dünyalı

Herkes ürününü ortaya koyduğu gün takdir ve övgüyü üzerinde toplamak ister, hele ki ürününün kalitesinden adı gibi eminse. Ne yazık ki bu; çok az kişiye nasip olacak şanslı bir durumdur. “Instant classic” olmak sanıldığı kadar kolay bir iş olmamakla beraber, asla yalnızca size bağlı da değildir. “Selam Dünyalı” piyasaya ilk sürüldüğünde bırakın klasikler arasında girmesinden söz edilmeyi, ciddi kitleler tarafında “kötü” veya “hayal kırıklığı” olarak lanse ediliyordu. Da Poet’in belirli bir süredir üzerinde yürümekte olduğu çizgiye çok sayıda dinleyici aşinaydı ve bu kişilerden pek çoğuna göre çizginin dışına taşan, kabul edilemez bir çalışmaydı yeni albüm. Azımsanmayacak sayıda insan, albümün tanıtım konserinde dinledikleri şarkıların albümdeki hallerinin aslında o kadar da iyi olmadığını savunacaktı takip eden günlerde. Özetlemek gerekirse; “Selam Dünyalı” hiç de Da Poet’in arkasına yaslanıp başarısının tadını çıkarabileceği bir albüm olmadı.

Da Poet’e zirve yaptırması beklenen albümün ilk günleri, ilk ayları, hatta ilk yıllarında neden müzisyenin kariyerinde karanlık bir sayfa olarak algılandığına bir göz atalım. İlk olarak “Selam Dünyalı” ile birlikte öne sürülmeye başlanan şu iddiaya değinmek gerekiyor: Da Poet iyi bir prodüktör ve kötü bir MC’dir. Albümün çıkış senesi olan 2009’da yazının ilk bölümlerinde bahsetmiş olduğum gibi Türkçe rap müziğin belirgin bir çıkışını görebilmek mümkündü. İnsanlar köküne kadar Hip Hop diye bağıran sert melodilere alabildiğince kelime ve kelime oyunu sığdıran yüksek tempolu rapçileri çoktan kabullenmişlerdi. Oysa Da Poet albüm boyunca tempoyu düşürüyor, manevi konulara yoğunlaşıyor, az ve basit görünen sözcüklere yer veriyor, altyapının tamamını vokalle doldurmak yerine sıkça eslere başvuruyor ve ilk dinleyişte 2. sınıf olarak nitelendirilebilecek kafiyelere yöneliyordu. Dinleyicilerin “Sert Ünsüzler” ile alıştığı karakteristik kalın ses tonu da zamanla incelmeye başlayınca, Da Poet’in yalnızca altyapı yapması gerektiği gibi hiç de hafife alınmayacak seviyelerde gezinen eleştiriler ortaya çıkmaya başladı. Beat’lerden memnun olmayanların sayısı da küçümsenecek gibi değildi. Albümün altyapılarını “Da Poet kalitesi” olarak belirlenmiş görünmez bir mertebenin yakınına yaklaştırmıyordu pek çok kişi. Ozan bu kez orijinallik uğruna müziğinden ödün vermiş ve belki de ilk kez başarısızlıkla burun buruna gelmişti ortak kanıya göre. Sıradan sözler, bir şey anlatmayan konular, sürprizden uzak düetler ve denenmek adına gözden çıkarılan bir sound olduğunda adınız Da Poet bile olsa paçayı kurtaramıyordunuz demek ki.

DP

Peki gerçekten “Selam Dünyalı” başarısız bir albüm müydü? Yılların emeğiyle sıfırdan bir noktaya gelmiş Da Poet’i yolun başına olmasa bile bulunduğu noktanın gerisine götürecek bir ıska mıydı? Ozan’ı bir yerden alıp bir yere getiren yıllar, bu sorunun da cevabını verdi. Zaman geçip müziğe inancı yüksek olanlar albüme yeni bir şans vermeye karar verdiklerinde, ilk olarak şarkıların tek dinleyiş ile yargılanmaması gerektiğini gördüler. Birinci dinlemede kulağa vasat gelen bir dizenin, bir sonraki dinlemede şarkının bütünlüğü içerisinde bambaşka bir yer edindiğine tanık olundu. O “Neyse, zaten size ne ki benden / Kime ne ki bahsederim alnımdaki terden” dediğinde gözlerinin önüne amatör bir rapçinin ilk söz yazma denemeleri gelenler, Da Poet’in geçmişine dönüp müzik için girdiği kavgaları ve bu yolda verdiği emekleri gözden geçirme gereksinimi duymaya başladılar. “Intro, Outro hayat da böyle / Doğarsın, ölürsün hayat da böyle” sözü tek başına değerlendirilip basitlikle suçlanırken, zamanın etkisi bu sözlerin aynı şarkının nakaratındaki “Çek tetiği / Bu kadar basit sahi / Hayatım gözümün önünde bi’ film şeridi” dizeleriyle bağlantılandırılmasını sağladı. Daha birçok örnek verebilirdim, bunun yerine yeni örnekler bulma görevini albüme hala yeterli şansı tanımamış olanlarınıza bırakıyorum.

Zamanın prodüksiyon bazında da albüme büyük yararının dokunduğuna inanıyorum. Belli bir standarda alışmış rap dinleyicisinin albümdeki “Sen ya da Ben”, “Yalancı” tarzında şarkıların altyapılarını duyduğunda neden olumsuz tepki verdiğini anlamak zor olmuyor. Ülkemizin modernite adımlarını atarken zorlanmasının önemli sebeplerinden birisi anormal olanın yanlış olduğu algısıdır. Ne zaman ki sıradan olmayan bir kişi, bir olay veya bu durumda olduğu gibi bir melodiyle karşılaşılır; otomatik olarak negatif bir karşılık üretilerek diğer tarafa servis edilir. Aynı sendrom “Selam Dünyalı”da da kendisini fazlasıyla gösterdi. Ne mutlu ki 2014 yılında dinleyici kitlesinin büyük bölümünün 5 sene önceki prodüksiyonların hakkını teslim ettiğini gözlemlediğimiz bir tablo var ortada. “Kör Dövüşü”ndeki giriş, “Lise Gömleği”nin içinden sıyrılmaya çalışan minik ışık huzmeleriyle süslenmiş karanlık teması, “Rüzgar”ın adının hakkını veren mayhoş esintisi eşine sık rastlanan şeyler asla değiller. Bu müziği kafamızı boşaltmak veya kitap okurken kendimize bir eşlikçi yaratmak için dinlemiyor olmamız gerektiğini anlamalıyız artık. Da Poet gibi önemli Hip Hop müzisyenlerinin şarkılarını derinlere inerek anlamlar aramadan dinlemeye çalışmak, hiç dinlememek kadar kötüdür.

Albümleri şarkı şarkı değil, bir bütün olarak değerlendirmeye başladığımız gün bir adım ileri gideceğimizi hissediyorum. Da Poet’in müthiş eseri “Selam Dünyalı” albümü eğer ilk çıkış gününden itibaren piyasaya damgasını vuramadıysa, bunun önemli sebeplerinden birisi de şüphesiz ele alınış şeklidir. Albümün üzerinden zaman geçtikçe akılda kalanın tek şarkılar yerine albümün bütünü olması; hem üst düzey bir proje olduğunu gözler önüne sermiş, hem de müzikseverlerin kendisine yeni bir şans vermesine olanak sağlamıştır. Zaten “Selam Dünyalı” için gereken de tek bir şanstır.

Advertisements

Oxymoron Cover

Top Dawg Entertainment’ın bizlere sunduğu eşsiz hediyelerden birisi o; ScHoolboy Q. Plak şirketinin çatısı altında bulunan diğer isimler Kendrick Lamar, Jay Rock, Ab-Soul, SZA ve Isaiah Rashad gibi etkileyici, ama bir o kadar da farklı bir isim. Yanlışlarından doğrular, doğrularından çözümler yaratmaya çalışan bir adam ve son albümü Oxymoron tüm uğraşlarına pozitif katkı veren bir çalışma. Yazı boyunca albümü neden dinlemeniz gerektiği sizlere sunulacak, hazırlıklı olun.

Albümün isminden başlamak doğru olacak. Türkçemizin edebi alanında “tezat” olarak kullandığımız “oxymoron”, sıradan bir albüm ismi değil. Türk rap piyasasında görmeye alıştığınız “Hayat”, “Dünya”, “Yalan” gibi tek kelimeyle çok şey anlatmaya çalışan, ama aslında içi boş bir kılıftan öteye gidemeyen albüm isimlerinin aksine Oxymoron, Q’nun yaşamında yaptığı tüm kötü şeyleri iyi şeylere ulaşabilmek amacıyla yaptığını anlatıyor. Los Angeles’lı Quincy Matthew Hanley, albümün içerisindeki parçalarda sıkça yaptığı hırsızlıklardan, uyuşturucu kullanımından, girdiği fiziksel ve ruhani kavgalardan bahsediyor. Q yapmış olduğu bütün kötülükleri kutsal sayılabilecek bir amaç uğrunda topluyor: Kızı Joy’a (albümün normal versiyonunun kapağında da kızının fotoğrafı bulunmaktadır) bakabilmek ve ona iyi bir yaşam sunma imkanına erişmek. Bu açıdan baktığımızda gerçekten nefis bir isim seçtiğini söyleyebiliriz üçüncü resmi projesine.

Deluxe versiyonlarla birlikte toplam 17 şarkıya ulaşan albümün girişi adeta size albümde olacaklarla ilgili ipucu veriyor. Kızı Joy’un “Benim babam bir gangster” sözleriyle başlayan “Gangsta” şarkısı, hem sözler hem de altyapı bakımından oldukça sert bir mizaca sahip. ScHoolboy Q şarkı boyunca sıradan bir siyahken nasıl eli silahlı, uyuşturucu ticareti yapan bir gangstere dönüştüğünü aktarıyor. Çoğu “soft rap” dinleyicisinde albümün geri kalanını dinlememe dürtüsü uyandırabilecek bu şarkı, Q’nun müzikal karakter analizini yapmamız için bize harika bir fırsat sunuyor. Bir röportajında Oxymoron albümün ilk iki ciddi çalışmasından farklı olduğuna değiniyor California’lı rapçi ve şöyle konuşuyor: “Bu albümde kendimden hiçbir şekilde ödün vermek zorunda kalmadım.” Albüm başlangıcında bizi selamlayan “Gangsta”nın yanı sıra “Break the Bank” ve “Prescription/Oxymoron” gibi çok sayıda şarkı kendisinin bu demecini doğrular nitelikte.

ScHoolboy Q hiçbir zaman dinleyici kitlesini genişletmek veya basında daha önemli bir yer edinmek adına müziğinden, konularından veya tarzından taviz vermemiştir, bundan sonra da vereceğe benzemiyor. Bu tavrın kendisinin sanatçı olarak bir adım ileriye gitmesi yolunda bir engele dönüşeceği savunulabilir, Q’nun bunu umursaması ise uzak bir ihtimal. Albümün “commercial rap” konseptine en yakın şarkısı Kendrick Lamar düeti olan “Collard Greens” olarak gösterilebilir. THC ve Gwen Bunn ortak prodüksiyonuyla oluşturulan yaratıcı sound, albüme kesinlikle renk katıyor. Albümde rap dışı dinleyici kesiminin tek ilgisini çekme şansı olan bu parçada bile konuları; cinsellik, alkol ve esrar gibi kavramlar oluşturuyor. Bu da Q’nun sound ayırt etmeksizin samimi tarzını ön planda tuttuğunun bir başka kanıtı. Şarkılarında onu olduğu kişiden farklı bir konumda bulmanız oldukça güç.

Oxymoron’da DJ Dahi, The Alchemist ve Pharrell Williams başta olmak üzere sayılı prodüktörlerin oluşturduğu iddialı bir altyapı donanımı mevcut. Q’nun kolaylıkla şekil alabilen üst düzey flow repertuarı da işin içine girince ortaya kimi zaman köklerinden güç alan West Coast rap türünde, kimi zamansa içindeki dizginleyemediği katili ortalığa saldığı Gangsta rap türünde ürünler ortaya çıkmış. Duygusallıktan uzak, genellikle agresif ve realist bir yaklaşımla sıralanıyor dizeler. Şarkılarını dinlerken kendinizden bir parça bulamıyorsunuz, çünkü bu onun hayatı ve bundan da önemlisi; sizin okumak istediğiniz şekilde değil, onun anlatmak istediği şekilde dile getirilmiş. Bana göre ScHoolboy Q’yu özel kılan ve “Break the Bank” şarkısında geçen “Tell Kendrick move from the throne, I came for it” sözleriyle de öne sürdüğü gibi Kendrick Lamar’ı tahtından indirebilecek potansiyeli kendisinde görmemi sağlayan başlıca özelliklerinden birisi de bu.

Patlayıcı etkisini özellikle albümün sonlarında gösteren bir çalışma olduğuna değinmeden geçmemek gerekiyor. “Gangsta”, “Collard Greens”, “What They Want”, “Studio”; hepsi tek başlarına dahi önemli etki yapabilecek şarkılar. Ancak benim görüşüme göre onların etkisi, albümün klasik versiyonunu sona erdiren 3 parçayla kıyaslanamaz. Hangi şarkılardır bunlar? İlk olarak “Hell of a Night” konuşulmalı. Tek kelimeyle olağanüstü bir altyapıya sahip: Biraz gizemli, biraz korkutucu ve tam manasıyla bir gece beat’i. Müzikle “gece” kavramının bu kadar net ifade edilebileceğini hiç düşünmemiştim. Yer yer hızlanan ritimleriyle dinleyenleri coşturan Q, para-müzik-gece hayatı üçgenini enfes bir biçimde betimliyor. Hemen ardından başlayan ve hafif East Coast etkileri sezebildiğimiz “Break the Bank” ise ScHoolboy Q’nun yükselişini özetleyen bir parça. 3 verse, köprüler ve nakarattan oluşan ve yaklaşık 6 dakika süren şarkı boyunca yaptığı müziğin paraya dönüşme sürecinden bahsediyor Q. “Fuck rap, my shit real, came up off them pills
 / Hustle for my meal, grindin’ for my deal” sözlerinde esasında klasik bir rap müzik-para ilişkisi görebiliriz. Artık parlama sırasının kendisine geldiği ve hem maddi, hem de manevi olarak yükselmeye hazır olduğu da Q’nun şarkıda belirlediği temalar. Üçlemenin son halkası ise “Man of the Year”. Albüm çıkışı öncesi dinleme şansı bulduğum bu sıra dışı yapım, Q’nun eğlence anlayışını bizlere sunan bir çalışma. Leziz bir Nez & Rio altyapısı, en formda günündeki Wade orta mesafeli şutları kadar keskin bir ScHoolboy Q flow’u.

“I’m a gangsta rapper” diyor ScHoolboy Q. Bugünlerde Hip Hop piyasasında basamakları tırmanmak isteyen çok sayıda rapçinin adının önünde gördüğünü sandığı fakat göremediği bir sıfatı yaşayarak kazandığını bizlere bas bas bağırıyor Oxymoron albümünde. Şimdiye kadar yaptığı en iyi iş olduğunu söylediği Oxymoron ile bir yandan müziğini yapma sebebi olan –ve bunu asla gizlemediği- parayı kazanıyor, bir yandan da samimiyetiyle insanları kendine bir adım daha yaklaştırıyor. Uyarmalıyım: Bu albüm ne hayatınızı değiştirir, ne de müziğe farklı bir pencereden bakmanızı sağlar. Sadece size kaliteli müzik sunar. Hem de en iyisinden.

Top 5: 1) Hell of a Night 2) Man of the Year 3) Break the Bank 4) Collard Greens 5) Studio

Oxymoron Cover 2