İsyanbul

Posted: 18/08/2014 in Deneme

Öncelikle aynı isimli şarkının sahipleri olan Sansar Salvo ve Fersah’a yazıma başlık olarak belirleyebileceğim bu yaratıcı kelimeyi lügatıma kazandırdıkları için teşekkür etmek isterim. Biliyorum ki İstanbul milyonlarca yazıya konu oldu, hakkında yüzbinlerce şiir yazıldı ve sayısız kişinin iyi ya da kötü ilham kaynağı haline geldi. Doğduğum andan itibaren kesintisiz olarak yaşamımı sürdürdüğüm bu şehre yönelik benim de kendimce söyleyecek sözlerim olduğuna ve bu sözleri söyleyebilecek hakkı kendimde barındırdığıma inanıyorum. Okuyacağınız bu yazı; alıştığınız İstanbul tasvirlerinden olmayacak. Yıllar boyunca tarihi dokusu, doğal güzellikleri ve modern Türkiye’nin merkezi olmasıyla övülen İstanbul, benim için koca bir hiçlikten başka bir anlama gelmiyor ve korkarım kafamdaki bu tanım kolay kolay değişmeyecek.

istanbul-trafik-01-02-03-1390470Birkaç günlüğüne İstanbul’u ziyarete gelen yerli ve yabancı turistlerle şehir hakkında konuştuğunuzda kendilerinden buraya yönelik tek bir kötü eleştiri duymamanız güçlü bir olasılıktır. Onlara sorduğunuz soruları bir de 20 seneyi aşkın bir süredir burada yaşamakta olanlara sorun. Aynı cevapları alacağınızdan oldukça şüpheliyim. Türkiye’yi yeterince gezmemiş olan İstanbul hayranlarını bilgilendirmek gerekiyor: İstanbul, küçük Türkiye’dir. Ülkenin kısa bir özeti, küçük bir minyatürü gibi görev yapar. Türkiye’nin her ilinden insana rastlayabileceğiniz, şehrin yerlisi kavramını seneler evvel yok etmiş bir gayriresmi başkenttir. Ama farklı coğrafyalardan gelen insanların bu şekilde kaynaşması, ülke insanının İstanbul aracılığıyla birbirini yakından tanıması daha iyi, öyle değil mi? Öyle değil.

Belki farkında değilsiniz ama, Türkiye’nin batısı ile doğusu arasındaki uçurum asla kapanmayacak seviyelere ulaşalı çok oldu. İzmir’deki yaşantı çok daha özgür, rahat ve modernken Batman’daki hayat baskıcı, tutucu ve din odaklı. Bu iki şehri -ve benzeri örnekleri- görmüş olan insanlar bahsi geçen şehirlerin aynı ülke sınırları içerisinde yer almasının, üzerinde yaşayan insanların aynı ülkenin vatandaşlığına sahip olmasının ne kadar tuhaf olduğunu mutlaka fark etmişlerdir. İstanbul ise Türkiye tablosunun küçük bir örneği. İzmir-Batman örneğinin aynısı Suadiye-Gaziosmanpaşa, Nişantaşı-Sultanbeyli, Bebek-Fatih gibi eşleşmeler için de fazlasıyla geçerli. Birbirlerinden siyah ve beyaz kadar farklı olmalarının yanı sıra karşı taraftakilerin hayatına saygı göstermeye en ufak niyeti olmayan bir grup insanı yaşamaları için aynı alana bıraktığınızda orada kaynaşma ve birlik değil, sürtüşme ve kaos ortaya çıkar. Bu boş bir söylem değil, tecrübeli edilmiş bir gerçektir.

istanbul-prosvjed-AA625New York örneği, sağlıklı karşılaştırma yapabilmemiz adına yol gösterici olabilir. Amerika’nın en yüksek talep gören şehirlerinden birisi olan New York City, bünyesinde sayısız ülkeden insanı barındırıyor. Peki İstanbul’da yalnızca farklı illerden toplanarak gelmiş olan insanlar devamlı olarak birbirleriyle çatışırken New York’un “Küçük Dünya Düzeni” neden sarsılmadan dimdik durabiliyor? Cevap; ortak değerler. Nasıl Türkiye genelinde insanları ortak bir çatı altında buluşturabilecek bir değer sistemi mevcut değilse, İstanbul’da da durum aynı. Ülkenin kendine ait bir kültürünün bulunmaması, hali hazırda bölünmüş olan toplumu daha çok parçaya ayırıyor ve insanlar savunacak ortak bir değer bulamıyor. Amerika ve New York’u incelediğimizde ise farklı kültür, inanış ve düşünce sistemlerinden gelen insanların “vatandaşlık” dediğimiz aynı toprak üzerinde bir arada bulunma isteğinde buluştuğunu görüyoruz. Amerika’da yaşayan ve vatandaşlığa sahip Meksikalı, Kübalı, Çinli, Endonezyalı, Hint veya Türk birinin kendini tanımlarken ilk olarak “Ben bir Amerikan vatandaşıyım” dediğini duyacaksınız. Sokağa çıkın ve vatandaşlarınızdan kendilerini tanımlamalarını isteyin. İnsanlar kendilerinden söz ederken duyduğunuz ilk kelimeler sürekli değişecektir: Dini kişilikleri ön planda olanlar dinleriyle, milliyetçiler ülkeleriyle, fanatikler takımlarıyla, seksistler cinsiyetleriyle lanse edilmek isteyecekler ve orta noktayı asla göremeyeceklerdir.

81 ili olan ve 80 ilindeki insanların kalan 1 ile gelmek istediği bir ülke düşünün. Evet, böyle bir ülke var. Ülkenin İstanbul’da yaşamayan 4’te 3’ünün büyük çoğunluğu üç tarafı denizlerle kaplı olan ancak kıyılarının yüzde doksanında denize giremediğiniz, yüzde yüzünde ise ışık ve hava kirliliğinden dolayı gece yıldızları göremediğiniz bu güzide kente yerleşmek istiyor. Kişi başına şu an bile 1’den fazla otomobil düşen şehrin daha fazla kişiye ev sahipliği yapabilmesi için merkezinin her geçen gün genişlemesi, düşük katlı binaların yıkılarak yerine daire başına daha az metrekare düşen müteahhitsever yapıların inşa edilmesi, geriye kalan azıcık yeşil alanın da yeni köprü ve yeni havaaalanı gibi ulaşım merkezleriyle kaplanması gerekiyor. Yeşilliklerin katliyle “sağlanan” ulaşım olanaklarının katlanarak artan insan ve araç trafiğini hiçbir şekilde hafifletemediği, hatta ikamet alanlarını arttırarak -yeni köprü yapıldığında önceden yeşilden ibaret olan çevre mahallelerin site ve farklı tip yaşam alanları haline gelmesi- bu trafiğe katkıda bulunduğu gibi ironik bir gerçek de var ortada. Yedi köprü ve dört havaalanı olduğunda sokakların arabasız kalacağını sanıyorsanız, rüyadan uyanma vaktiniz gelmiş demektir.

haydarpasa

Geriye ne kaldı? Her geçen gün birer birer yıkılarak rant merkezleri haline getirilen tarihi yapılar mı? Ev kirasını bile zar zor karşılayabilen maaşlara sahip olabileceğiniz müthiş iş olanakları mı? Doğru söylediğine asla inanamayacağınız, çıkarı uğruna her şeyi satmaya hazır olan milyonlarca insan mı? Yoksa turistlerin deveye binilmediği için “Beklediğimden çok daha modern” damgasını yapıştırdığı ama sevgililerin öpüşmeyi bırakın el ele tutuşamadığı, erkeklerin şort giymesine ürkütücü bakışlarla cevap verilen, bazılarında kafası açık, bazılarında ise kafası kapalı kadınların dışlandığı semtlere sahip yozlaşmış bir metropol mü? Burada yaşadığım her gün daha fazla stres olmak için onlarca sebep bulabiliyorum kendime. Siz yakında elinizden alınması pek muhtemel Boğaz’ınıza bakmaya devam edin. Ben almayayım.

Advertisements

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s