Posts Tagged ‘Album Review’


Indiana Pacers ne kadar iticiyse, Indiana’lı Fredrick Tipton’ın müziği o kadar çekici. Müzik kariyerine adımını attığı ilk günden beri gangsta ve midwest rap’i doruklarında icra eden Freddie Gibbs, yeni stüdyo albümünde bir caz tutkunu olan sıra dışı Hip Hop prodüktörü Madlib ile çalışarak hem kendine, hem de rakiplerine meydan okuyor. Gangsterlik ile nostalji ve doğu ile batının muhteşem birlikteliğini sizlere sunan Piñata, yıllardır cevabı aranan “Sergen ve Tümer aynı takımda oynar mı?” tipi soruları da kafanızdan silmenize yardımcı olacak.

Freddie Gibbs Madlib Pinata

Son albümü ESGN’i 2013 yazında çıkaran Freddie Gibbs, piyasaları alt üst etmese de Hip Hop dünyasının en yetenekli isimlerinden biri olduğunu eşe dosta göstermişti. Duruşundan asla ödün vermeyen Gibbs’in popüler piyasada göz önünde bulunmak gibi bir niyeti olmadığı onu tanıyan herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Kayıtlarına 2011 senesinde başlanan -albümdeki “Thuggin’” şarkısı 2011 senesinde single olarak verilmişti, 2012 ve 2013’te de birer single yayımlandı- Piñata hakkında yine oldukça iddialıydı Gibbs. “Albümde tüm hatalarımı, yanlışlarımı ortaya döktüm. Herkese nasıl rap yapılır göstereceğim” diyordu Gary doğumlu rapçi. Aslında kendi tarzından çok uzak noktalarda dolaşan Madlib ile çalışması bile önemli bir özgüven belirtisi. Zamanında kendi caz grubunu bile kurmuş olan Madlib, albümdeki 17 şarkıda da tek prodüktör konumunda. Madlib Invazion isimli plak şirketi tarafından piyasaya sürülen albümdeki Freddie Gibbs performansıyla ilgili şöyle konuşuyor Oxnard’lı müzisyen: “O, tüm prodüksiyonu benim tarafımdan yapılmış bir albümün altından kalkabilecek az sayıda kişiden birisi.” Albümün hızlanan ve yavaşlayan tempoların egemenliğinde şekillenmesi ve adeta her şarkıda MC’nin ayak uydurmasını gerektirecek için yeni bir challenge’ın yer alması bu söylemi doğrular nitelikte. Tüm bu zorlukların olağanüstü sonuçlara dönüşmesine imkan veren şey ise Freddie Gibbs’in saf yeteneği ve geniş flow repertuarından başka bir şey değil.

Her şarkısının ismi tek bir kelimeden oluşan Piñata’nın kayıt süreci görmeye alıştığımızdan farklı gelişmiş. Madlib CD’ler dolusu altyapı çalışmasını Gibbs’e sunduktan sonra Indiana’lı sanatçı favorilerini seçerek kendi stüdyosunda vokal kayıtlarını hazırlamış  ve son dokunuşları yapması için Madlib’e geri göndermiş. 2011’den beri ortak projeler yürütmekte olan ikilinin bu karşılıklı müzikal güveni, meyvelerini 2014’ün nisan ayında vermiş görünüyor. California doğumlu prodüktörün funk, caz ve nostalji kokan en üst kalite sample’ları, Gibbs’in her kalıbın şeklini alabilecek akışkan flow’ları ile kaynaşmakta hiç zorlanmamış. Albüm boyunca MC’nin soğuk terler döktüğü veya ritme uyabilmek için kendi çizgisinin dışında yürümek durumunda kaldığı tek bir verse bile duyamıyorsunuz. Ve onca beat’in üstesinden ustaca gelirken konu bütünlüğünden, anlattıklarının gerçekliğinden asla ödün vermiyor. Piñata’da sertçe eleştirdiği Lil Wayne, Young Jeezy gibi rapçilerden farklılaşmasını sağlayan ana faktörlerden birisi de bu; müthiş zengin repertuarını sergilerken konu bukalemunluğu yapmaya ihtiyaç duymaması. Gangsta Gibbs ne geçmişinden utanç duyuyor, ne de yaşanmamış olayları dinleyiciye pazarlamaya çalışıyor.

Ne Freddie Gibbs, ne de Madlib birbirlerinin güçlü yanlarını ortaya çıkarabilmek için fedakarlıktan kaçınmışlar. 17 şarkılık genel tabloya göz attığımızda, gangster kimliği ile özdeşleşmiş Freddie’nin kimi zaman bu kimliğini ikinci plana alarak komedi ve hatta duygusal tarzlara yönelmiş olduğu gözlemleniyor. Madlib ise standart projelerinde tercih etmediği karanlık temalı altyapıları nadir de olsa kullanmış (“Bomb”) ve Gibbs’in performansını en uç noktaya çekmiş. Bu açıdan bakıldığında albümün bir bütünlük içerisinde olduğunu söylemek kesinlikle yerinde olur. Çoğu şarkının sonunda kullanılan, 1970’lerde siyahilerin rol aldığı ve ağırlıklı olarak siyah stereotype’ların konu edildiği “blaxploitation” filmlerden kesitler de bütünlüğü sağlama adına atılmış yaratıcı adımlar. Önceki projelerinde odaklanma problemi nedeniyle potansiyeline ulaşamadığı öne sürülen Freddie Gibbs’in -vardıysa- bu sorunu aştığı aşikar olan bir albüm Piñata.

Indiana’da doğmuş ve gençliğini geçirmişti Freddie Gibbs, ancak uzun süredir California’da yaşıyor. Piñata’da Batı tarafının hayatına ve müziğine etkisini görebilmek hayli mümkün. “Lakers”; ismiyle dahi kendini belli eden, “West Side anthem” konseptinde oldukça başarılı bir parça. Nakaratı albümün en iyilerinden olan şarkıda Gibbs’in hayallerinin peşinden koştuğu, müziği için ilham aldığı yerin California olduğu gibi sanatçının hayatıyla ilgili ilgi çekici detaylar yer alıyor. Zaten onu özel bir rapçi haline getiren kilit özelliklerden birisi de hayatına yönelik eşsiz tasvirleri. Pis işlerin her zaman içinde olduğunu ve olacağını vurguladığı “Shitsville”, çocukluğundan bugünlere nasıl geldiğini anlattığı “Knicks”, babasıyla olmayan ilişkisinden paranın hayatındaki yerine kadar pek çok konuya değindiği “Broken”, uyuşturucu ve esrar kokan geçmişini enine boyuna kurcaladığı “Thuggin’”, hapisteyken kız arkadaşının ihanetine uğrayan bir gangsterin yaşadığı kalp kırıklığını dile getirdiği “Deeper” kaliteli örnekler olarak değerlendirilebilir. Paraya sıkıştığı çocukluk yaşlarında ufak işlerle startını verdiği kirli iş kariyeri (kokain, esrar, hırsızlık ve aklınıza gelen her şey) zamanla hayatını kazandığı muazzam bir iş alanına dönüşmüş. “I got it selling nickel bags” (“Knicks”) dizesi Gibbs’in sıfır noktasından Piñata’ya kadar gelen hayatının bir özeti.

Albümdeki hit şarkıların başında tartışmasız “High” geliyor. Styles P’nin klasik albümü A Gangster and a Gentleman’dan “Good Times” şarkısını aklımıza getiren parça tamamen arkaya yaslanıp ot içme kafasında yapılmış. Son ayların yükselen isimlerinden Danny Brown’ın orijinal verse’ü ve uyuşturucu etkisi gibi yavaşlayan son nakarat dinleyeni sürükleyip götürüyor. “Harold’s” albümü özetler gibi; gangsta rap mentalitesiyle yazılmış sözler Madlib’in stilistik altyapısıyla harmanlanarak farklı bir boyutta sunulmuş. Ayrı bir parantez açılmadan geçilemeyecek şarkı ise “Real”; Freddie’nin gençlik yıllarından beri hayranlıkla takip ettiği -kısa süre öncesine kadar da birlikte çalışıyor olduğu- Young Jeezy ile şimdilerde neden bir savaş halinde olduğunu şüpheye yer bırakmadan açıklayan ve bir nevi tüm tartışmalara son noktayı koyan ağır bir darbe. İçeriği tam anlamıyla kavrayabilmek için RapGenius yardımı almanızı şart koşan nefis bir Gangsta Gibbs imzası. Altyapının ilk ve ikinci verse için çok farklı melodilerde seyrettiği şarkıda “I thought the world was at my feet when I linked up with Snow / But I refuse to be his flunkie, so we don’t kick it no mo’”, “You wanna be Jay-Z? N.gga you just a fucking puppet”, “Don’t make me expose you to those who don’t know you” gibi iddialı söylemler yer almakta. Jeezy’den bir cevap gelmeyeceği tahmin edilebilir, gelirse Freddie’nin yetenek olarak kendisinden ne kadar yukarıda olduğunun yeniden görülmesini sağlayacaktır yalnızca.

“Faces, smiling faces, they keep me motivated…” (“Robes”) Paranın üzerindeki yüzlerin ve kendisini destekleyenlerin yüzlerindeki gülümsemelerin onu motive ettiğini söylüyor Fredrick Tipton. Yaptığınız işe böylesine bağlıysanız, korkusuz ve dürüst bir tavırla sizi takip eden kişilere yaklaşıyorsanız, bir de çok özel yeteneklere sahipseniz; ikisine de ulaşmanız pek zor olmayacaktır. Freddie Gibbs Hip Hop sektörünün saf yetenek olarak belki de bir numarası. Bugüne kadar çoğu projesinde bu kabiliyetini doğru prodüksiyonlarla birleştiremediğinden yakınılmıştı. Madlib ve onun kalibresinde isimlerle çalışmaya devam ettiği sürece 2014’ün en iyi albümü olmaya aday Piñata benzeri sayısız projeyle karşımıza çıkacağı şüphesiz. Doğu-Batı sentezi için ekstrem örneklere yoğunlaşmanıza gerek yok, Freddie Gibbs ve Madlib’e bakmanız yeterli.

Top 5: 1) High 2) Harold’s 3) Lakers 4) Shitsville 5) Robes

MadGibbs

Advertisements

Derleme albümleri çok dinledik. Birlikte müzik yapmaktan hoşlanan kişilerin ortak bir firmanın/grubun çatısı altına girerek veya bir araya gelip şarkılar üreterek ortaya çıkardığı bu albümler; Amerika’da solo kariyer öncesi önemli bir kendini gösterme fırsatı olarak değerlendirilirken, ülkemizde bugüne kadar bir ekibin diğer ekiplerden iyi olduğunu vurgulamasından başka bir işe yaramadı. Üstelik bahsedilen profildeki albümler sonrası ne oluşumun üyeleri kendi kariyerlerinde daha iyi noktalara gelebildi, ne de topluluk uzun süre bir arada kalabildi. Batarya Company, altında 7 kişilik kadrosunun imzası bulunan Stereotype albümü ile riskleri göze alarak önceki örneklerden farklı bir yerde durmayı hedeflediğini anlatıyor bizlere.

Oluşum albümü dendiğinde aklıma gelen ilk örnek Kadıköy Acil Mixtape Vol.1 olmuştur her zaman. Büyük umutlar ve iddialarla piyasa sürülen, üstelik zamanının en başarılı albümlerinden olan çalışmanın adında “Volume 1” geçmesine rağmen ikincisi hiçbir zaman yapılamadı ve kısa süre içerisinde ekip bölünmelere uğradı. Bu nedenle kendi şehir veya lokasyonunu yücelten, her şarkısında en az 3 kez (politik bir şaka içermez) grup adı geçiren ve kalabalık şarkıların verse’lerinde istisnasız şekilde ekiptekilerin adını tek tek sayan dizeler içeren albümlerin samimiyetine inanmam. Adı bana sıradan bir rap oluşumundan çok profesyonel bir müzik grubu olma amacı taşıdığı hissini veren Batarya Company’nin yeni albümünde yalnızca “grup tanıtım şarkısı” konseptindeki “Stereotype” şarkısında bu saydığım olumsuz özelliklere şahit olmuş olmak umut verici. Allame, Deviasend, Hasip Aksu, Leşker Asakir, Lider, Necip Mahfuz ve Taki’den -hay Allah, isimleri sıralamış bulundum- oluşan ekip, bu albüm ile potansiyelli bir müzikal topluluk olduklarını kanıtlarken pek çok fırsatı da kaçırmış gözüktüler.

Batarya Company - Stereotype

2010-2012 seneleri arası tüm Türkçe rap piyasasını etkisine almış olan aşk ve kavganın yarışında kavga tarafında bulunmayı seçen rapçileri bir araya getiren Batarya Company, ben dahil pek çok kişi için “Battle rap yapmayı seven birkaç kişi” olarak nitelendirilebilecek gerçek bir stereotype aslında. Bugüne kadar sert mizaçları ve duygusallıktan uzak müzikleri ile ön planda olmayı yeğlemiş isimlerin güçlerini birleştirmesi hem beklenen, hem de beklenmeyen sonuçlar doğurmuş. Kısım kısım deneysel olarak bile öne sürebileceğimiz altyapıların iskeletini oluşturduğu albümde rap dışındaki müzik türlerine neredeyse hiç pas verilmemiş. Anlaşılan o ki Batarya hiçbir zaman “Biraz da rap dinlemeyen kesimden dinleyici kazanayım” mantığında olmayacak. Ağırlıklı olarak Deviasend tarafından hazırlanan beat’ler fazlasıyla elektronik, sample’dan uzak ve şarkı içinde değişkenlik gösterebilen -öyle ki bir beat’e aynı anda hem sevgi, hem de nefret duyabilirsiniz-  dinamik bir niteliğe sahipler. MC’lerin tarzlarına gayet uygun olduğunu söyleyebileceğimiz yaratıcı altyapılara ayak uyduracak yaratıcı verse düzenlerinin üzerinde ise yeterince durulmamış. Verse-nakarat-verse-nakarat sisteminin zaman zaman dışına çıkarak serbestliğe yönelmek; bir yandan beklentileri daha iyi doyururken, diğer yandan da birlik ve uyum mesajını daha kuvvetli verebilirdi.

Albüm içerisinde Batarya Company’nin müzikten çok dostluğu ön planda tutan bir topluluk olduğunu öne süren sözler mevcut, albümün genel yapısı da bunu destekler nitelikte. Genel bir mesaj belirleyerek spesifik konular üzerinden giden şarkılar yerine serbest kürsü stilini benimseyen çalışmalar görüyoruz. MC’ler aynı şarkı içinde bile olsa birbirlerinden çok farklı konulardan bahsedebiliyorlar. Bu durumun olumlu yanı; Batarya’yı aynı çatı altında toplayan şeyin müzikal çıkarlar değil, arkadaşlık ilişkileri olduğunu kanıtlaması. Olumsuz yanı ise albümün bütünlükten uzak, kaydedilmiş bazı şarkıların toplanmasıyla oluşmuş bir proje olduğu düşüncesine yol açabilecek olması. Şahsi düşüncem; en azından birkaç şarkıda tek bir konuya odaklanılıp, MC’lerin kendi vokal tarzları ve sözleriyle bu konuyu dinleyenlere aktarmalarının albüme renk katacağıdır. Tematik şarkılar dinlemesi en keyifli şarkı tiplerinden birisi olmuştur her zaman.

Albümün genelinde politik tartışmalara girmekten çekinilmediği açıkça görülebilir. “Stereotype” şarkısında Necip Mahfuz’un “Kalbim Gezi gibi kocaman” diyerek başladığı bölümü ve Allame’nin “Şikayet”te yaptığı başarılı sosyo-politik analiz aklımda 1959327_430863810392091_434823995_nkalanların başında geliyor. Farklı müzik türünden dinleyicilere yönelmeyen ekibin politik görüşlerini korkusuzca ortaya koyarak olası bir dinleyici kaybını da göze almış olması kendilerinden ne denli emin olduklarını ifade eden pozitif bir tavır. Söz konusu sanat olduğunda tarafsız olunamayacak dalların başında siyaset gelir. Batarya’nın sağlam duruşu ve gündem maddelerine kayıtsız kalamayan tutumu dinleyenler tarafından mutlaka takdir edilecektir.

Batarya Company’nin Stereotype ile kaçırdığı önemli fırsatlardan birisi Hasip Aksu. Tarz bakımından birbirine benzerlik gösteren özellikleri olan ekibin diğer üyelerinden kolayca sıyrılabilen Aksu’ya daha büyük bir rol biçilmiş olmasını arzulardım. Albümde yalnızca okuduğu nakaratıyla dinlenebilir kıldığı şarkılar var (Asparagas, Tabiatname) ve kanaatimce albümde müthiş istikrarlı bir performans vermiş, ancak genel olarak kendisine düşen bölümler oldukça kısa -bu kendisinin bir isteği de olabilir elbette-. Lider ile düeti “Artık İnanma”da uzun bölümler ve yüksek serbestlik ile çok üst seviyelere çıkabileceğini göstermişti. Benzer bir düzene sahip en az 1-2 şarkıya yer verilebilirmiş, albümün yapısı buna gayet uygun. “Tuzak” tipinde altyapılara sahip parçalarda Hasip Aksu’nun genişletilmiş bir role sahip olması çok önemli. Daha yaratıcı nakaratlar ve saniyesi arttırılmış şarkılar hem Aksu, hem de Batarya’ya fayda sağlayacaktır.

Tereddüt etmeden “Ayaz ve Çöl”ü albümün en iyisi olarak gösterebilirim. Albümün bazı şarkılarının fazla uzun olduğundan yakınan kendimi kısalığından şikayet ederken bulduğum bir parça. Ayrıca bir “Hasip Aksu’lu versiyon”u kesinlikle hak ediyor. Sıyrılan diğer parçalara göz atıldığında listenin üst sıralarına Allame’nin domine ettiği “Şikayet” ve Lider’in bir adım öne çıktığı “Truva Atı” yazılabilir. Albüm genelinde de buna paralel olarak özellikle Allame, Lider ve Necip Mahfuz’un tempoları hoşuma gitti. Fazla iniş-çıkış yaşamadan belli bir düzeyin üstünde seyreden eforlar sergilediklerini gözlemledim. Birbirini iyi tanıyan, yine de müzikal anlamda daha iyi tamamlaması gereken bir ekip görüntüsü çiziyor Batarya Company. Kesinkes potansiyelliler ve bu potansiyele ulaşabilecek arzuları olduğu da görülüyor. Her halükarda Stereotype albümü bana şunu dedirtmeyi başardı: Eskişehir’de Yılmaz Büyükerşen dışında da güzel şeyler oluyormuş.

maxresdefault


Oxymoron Cover

Top Dawg Entertainment’ın bizlere sunduğu eşsiz hediyelerden birisi o; ScHoolboy Q. Plak şirketinin çatısı altında bulunan diğer isimler Kendrick Lamar, Jay Rock, Ab-Soul, SZA ve Isaiah Rashad gibi etkileyici, ama bir o kadar da farklı bir isim. Yanlışlarından doğrular, doğrularından çözümler yaratmaya çalışan bir adam ve son albümü Oxymoron tüm uğraşlarına pozitif katkı veren bir çalışma. Yazı boyunca albümü neden dinlemeniz gerektiği sizlere sunulacak, hazırlıklı olun.

Albümün isminden başlamak doğru olacak. Türkçemizin edebi alanında “tezat” olarak kullandığımız “oxymoron”, sıradan bir albüm ismi değil. Türk rap piyasasında görmeye alıştığınız “Hayat”, “Dünya”, “Yalan” gibi tek kelimeyle çok şey anlatmaya çalışan, ama aslında içi boş bir kılıftan öteye gidemeyen albüm isimlerinin aksine Oxymoron, Q’nun yaşamında yaptığı tüm kötü şeyleri iyi şeylere ulaşabilmek amacıyla yaptığını anlatıyor. Los Angeles’lı Quincy Matthew Hanley, albümün içerisindeki parçalarda sıkça yaptığı hırsızlıklardan, uyuşturucu kullanımından, girdiği fiziksel ve ruhani kavgalardan bahsediyor. Q yapmış olduğu bütün kötülükleri kutsal sayılabilecek bir amaç uğrunda topluyor: Kızı Joy’a (albümün normal versiyonunun kapağında da kızının fotoğrafı bulunmaktadır) bakabilmek ve ona iyi bir yaşam sunma imkanına erişmek. Bu açıdan baktığımızda gerçekten nefis bir isim seçtiğini söyleyebiliriz üçüncü resmi projesine.

Deluxe versiyonlarla birlikte toplam 17 şarkıya ulaşan albümün girişi adeta size albümde olacaklarla ilgili ipucu veriyor. Kızı Joy’un “Benim babam bir gangster” sözleriyle başlayan “Gangsta” şarkısı, hem sözler hem de altyapı bakımından oldukça sert bir mizaca sahip. ScHoolboy Q şarkı boyunca sıradan bir siyahken nasıl eli silahlı, uyuşturucu ticareti yapan bir gangstere dönüştüğünü aktarıyor. Çoğu “soft rap” dinleyicisinde albümün geri kalanını dinlememe dürtüsü uyandırabilecek bu şarkı, Q’nun müzikal karakter analizini yapmamız için bize harika bir fırsat sunuyor. Bir röportajında Oxymoron albümün ilk iki ciddi çalışmasından farklı olduğuna değiniyor California’lı rapçi ve şöyle konuşuyor: “Bu albümde kendimden hiçbir şekilde ödün vermek zorunda kalmadım.” Albüm başlangıcında bizi selamlayan “Gangsta”nın yanı sıra “Break the Bank” ve “Prescription/Oxymoron” gibi çok sayıda şarkı kendisinin bu demecini doğrular nitelikte.

ScHoolboy Q hiçbir zaman dinleyici kitlesini genişletmek veya basında daha önemli bir yer edinmek adına müziğinden, konularından veya tarzından taviz vermemiştir, bundan sonra da vereceğe benzemiyor. Bu tavrın kendisinin sanatçı olarak bir adım ileriye gitmesi yolunda bir engele dönüşeceği savunulabilir, Q’nun bunu umursaması ise uzak bir ihtimal. Albümün “commercial rap” konseptine en yakın şarkısı Kendrick Lamar düeti olan “Collard Greens” olarak gösterilebilir. THC ve Gwen Bunn ortak prodüksiyonuyla oluşturulan yaratıcı sound, albüme kesinlikle renk katıyor. Albümde rap dışı dinleyici kesiminin tek ilgisini çekme şansı olan bu parçada bile konuları; cinsellik, alkol ve esrar gibi kavramlar oluşturuyor. Bu da Q’nun sound ayırt etmeksizin samimi tarzını ön planda tuttuğunun bir başka kanıtı. Şarkılarında onu olduğu kişiden farklı bir konumda bulmanız oldukça güç.

Oxymoron’da DJ Dahi, The Alchemist ve Pharrell Williams başta olmak üzere sayılı prodüktörlerin oluşturduğu iddialı bir altyapı donanımı mevcut. Q’nun kolaylıkla şekil alabilen üst düzey flow repertuarı da işin içine girince ortaya kimi zaman köklerinden güç alan West Coast rap türünde, kimi zamansa içindeki dizginleyemediği katili ortalığa saldığı Gangsta rap türünde ürünler ortaya çıkmış. Duygusallıktan uzak, genellikle agresif ve realist bir yaklaşımla sıralanıyor dizeler. Şarkılarını dinlerken kendinizden bir parça bulamıyorsunuz, çünkü bu onun hayatı ve bundan da önemlisi; sizin okumak istediğiniz şekilde değil, onun anlatmak istediği şekilde dile getirilmiş. Bana göre ScHoolboy Q’yu özel kılan ve “Break the Bank” şarkısında geçen “Tell Kendrick move from the throne, I came for it” sözleriyle de öne sürdüğü gibi Kendrick Lamar’ı tahtından indirebilecek potansiyeli kendisinde görmemi sağlayan başlıca özelliklerinden birisi de bu.

Patlayıcı etkisini özellikle albümün sonlarında gösteren bir çalışma olduğuna değinmeden geçmemek gerekiyor. “Gangsta”, “Collard Greens”, “What They Want”, “Studio”; hepsi tek başlarına dahi önemli etki yapabilecek şarkılar. Ancak benim görüşüme göre onların etkisi, albümün klasik versiyonunu sona erdiren 3 parçayla kıyaslanamaz. Hangi şarkılardır bunlar? İlk olarak “Hell of a Night” konuşulmalı. Tek kelimeyle olağanüstü bir altyapıya sahip: Biraz gizemli, biraz korkutucu ve tam manasıyla bir gece beat’i. Müzikle “gece” kavramının bu kadar net ifade edilebileceğini hiç düşünmemiştim. Yer yer hızlanan ritimleriyle dinleyenleri coşturan Q, para-müzik-gece hayatı üçgenini enfes bir biçimde betimliyor. Hemen ardından başlayan ve hafif East Coast etkileri sezebildiğimiz “Break the Bank” ise ScHoolboy Q’nun yükselişini özetleyen bir parça. 3 verse, köprüler ve nakarattan oluşan ve yaklaşık 6 dakika süren şarkı boyunca yaptığı müziğin paraya dönüşme sürecinden bahsediyor Q. “Fuck rap, my shit real, came up off them pills
 / Hustle for my meal, grindin’ for my deal” sözlerinde esasında klasik bir rap müzik-para ilişkisi görebiliriz. Artık parlama sırasının kendisine geldiği ve hem maddi, hem de manevi olarak yükselmeye hazır olduğu da Q’nun şarkıda belirlediği temalar. Üçlemenin son halkası ise “Man of the Year”. Albüm çıkışı öncesi dinleme şansı bulduğum bu sıra dışı yapım, Q’nun eğlence anlayışını bizlere sunan bir çalışma. Leziz bir Nez & Rio altyapısı, en formda günündeki Wade orta mesafeli şutları kadar keskin bir ScHoolboy Q flow’u.

“I’m a gangsta rapper” diyor ScHoolboy Q. Bugünlerde Hip Hop piyasasında basamakları tırmanmak isteyen çok sayıda rapçinin adının önünde gördüğünü sandığı fakat göremediği bir sıfatı yaşayarak kazandığını bizlere bas bas bağırıyor Oxymoron albümünde. Şimdiye kadar yaptığı en iyi iş olduğunu söylediği Oxymoron ile bir yandan müziğini yapma sebebi olan –ve bunu asla gizlemediği- parayı kazanıyor, bir yandan da samimiyetiyle insanları kendine bir adım daha yaklaştırıyor. Uyarmalıyım: Bu albüm ne hayatınızı değiştirir, ne de müziğe farklı bir pencereden bakmanızı sağlar. Sadece size kaliteli müzik sunar. Hem de en iyisinden.

Top 5: 1) Hell of a Night 2) Man of the Year 3) Break the Bank 4) Collard Greens 5) Studio

Oxymoron Cover 2


Yıllardır Kadıköy’ün değişmez isimlerinden biri olan Sayedar’ın oldukça gecikmeli olarak piyasaya sürülen Farkındalık albümü safkan rap müzik arayışındaki müzikseverlerin keyfini yerine getirecek, albümün çok özel olacağını umanları ise hayal kırıklığına uğratabilecek nitelikte.

İlk çalışmasını dinleyici adaylarına sunduğu günden beri rap müzikteki tercihleri ve tarz seçimlerini koruyarak ilerlemiş olan Erman Demircioğlu, yeni “yasal” albümü ile bilhassa kendisini yeni tanımakta olan genç rap severlere “Ben buralarda uzun zamandır varım ve benim tarzım budur” mesajı gönderiyor. Karanlığı hissettiren, Gangsta Rap öğeleri barındıran ve klasikleşmiş nitelendirmesini yapabileceğimiz “Intro” sonrasında ilk şarkı ile göndermelerine başlıyor Saye. Isırmayan ama sertliğini sezdiren, ses tonundan çok sözlerini ön plana çıkardığı “Paranoyalar Aklımda” ile hiç vakit kaybetmeden eleştiri oklarını fırlatıyor. Yıpranmış insan ilişkileri, iki yüzlü dostluklar ve Türkçe rap endüstrisine tokatları vuran şarkıyı gerekmediği kadar Rapozof stilini yansıtan ve Sayedar’a çok yakışmadığını düşündüğüm bir altyapı ile hazırlanan sosyal ve politik yönü ağırlıklı “Farkındalık” takip ediyor. Sayedar istikrarlı flow’unu duygusala yakın bir altyapıya sahip “Boş Sokaklar” parçasında dahi sürdürüyor, ancak nakaratın yumuşaklığı kendi verse’leri ile kulağa pek tatlı gelmeyen bir zıtlık yaratıyor. Bahsi geçen zıtlığın oluşumuna rağmen altyapı konusunda ilk iki sözlü şarkının bir kademe üstüne çıkıldığı ortada.

Farkındalık - Albüm Kapağı

Albümün başlarında yorgun ve zaman zaman aşınmış ses tonunu dinlediğimiz Sayedar’ın beklenen sert vokali ilk kez “Drakula” şarkısında kendisini gösteriyor. Kullanılan altyapının bu sertliği bozacak özellikleri mevcut, yine de kuvvetli ve kendinden emin bir nakarat ile bu uyumsuzluk görmezden gelinebiliyor. “Zafere Doğru” Ayben’in ders verdiği, potansiyeli yüksek olan bir şarkı. Ne yazık ki son derece kopuk olan nakaratı bu potansiyele ulaşılmasının önüne set çekiyor. Nakarat hakkında düz bir eleştiri yaparak “olmamış” demek yerine “ne yapılmak istendiğini anlayamadım” görüşünde bulunmayı tercih edeceğim. “Kara Mevsim” lirikal düzeyi en yukarıda olan parçalardan biri, albümün başında ortaya koyulan tavrın ve seçilen konuların dışına çıkmıyor. Vokallerin altyapı uyumsuzluğu/yetersizliği nedeniyle hak ettiği başarıya ulaşamaması ise oldukça üzücü. Albüm adına çizilecek düz çizgiyi dalgalandırabilecek ilk şarkı “Tan Yeri”; Paranoyak Adam ses rengi ve güçlü liriklerinden taviz vermeden enstrümanların duygusal-arabesk karışımı melodisine uyum sağlıyor, konu olarak aşkı benimsiyor, böylelikle albümün konsept dışı diyebileceğimiz ilk şarkısı ortaya çıkıyor. “Kabus” insanda albüme ara verip birkaç saat boyunca yoğun bir şekilde Sahtiyan dinleme dürtüsü uyandırsa da bu Sayedar’ın şarkıda başarısız olduğu anlamına gelmiyor. Ek olarak dakikalar önce dalgalanmış olan çizginin tekrar rayına oturduğu söylenebilir. Sayedar ilk on şarkının en kaliteli altyapısında yine rap endüstrisi üzerine eleştirel sözlerle karşımıza çıkıyor; “Uyan Artık” daha kalifiye bir nakarat ile sunulmuş olsaydı çok daha yükseklerde kendine yer edinecek bir şarkı olabilirdi.

Albümün son bölümü U.L.a.Ş ve Kayra’nın nostalji özlemleriyle tetiklediği ve bir akım haline gelmeye yakın olan “Eski Günler”in anılması ile başlıyor. Sayedar’ın geçmişini asla unutmaması ve yaptığı her işle gurur duyuyor olması şarkının dikkat çekici unsurları, ayrıca bir müzisyen adayı için olumlu özellikler. Kadıköy ekibinden çıkan her albümün tek ortak özelliği olan ve genellikle albüm sonlarına iliştirilen kalabalık şarkı geleneği Farkındalık için de geçerli görünüyor. “İllegal Organize” nakaratı gereğinden fazla sayıda kullanılmış olan, verse’lerin çoğunda ise yeterliliği sağlayabilen bir görüntüye sahip. Sona yaklaşırken karşılaştığımız “Külüstür Teyp”, altyapıların Sayedar’ın duygusal yoğunluğu ve karmaşasını yeterince yansıtamadığı, sürece kısa şarkılardan oluşan albümü özetler nitelikler sergiliyor. Kapanışı “Düşünsel Anafor” ile yapan Sayedar, favorisi olan konuyu işleyerek insanları ve onların ilişkilerini anlatan, nakaratı neredeyse albümdeki her şarkıdan daha iyi oturtulmuş bir veda seslendiriyor. Paranoyak Adam’a selamlar…


1. Intromatik: Giriş parçası için Farazi ve DJ Argub gibi iki deneyimli ismin seçilmiş olması şarkının prodüksiyon kalitesi açısından eksiksize yakın olmasını sağlamış. Kamufle’nin söz seçiminde basiti çok aşmaması ve kendinden çok müziği ön plana çıkarması olumlu hareketler. Etkili ve akılda kalıcı bir giriş.

2. Faydası Yok: Kupa-A tarafından hazırlanan altyapı sıradan bir şarkıyı hit yapabilecek cinsten. Düşük BPM’e bir miktar dans müziği havası katılarak hazırlanmış bu prodüksiyonun enstrümantal halinin bile kendi başına tutma şansı var. Hal böyle olunca MC performansını eleştirmek göründüğünden daha zor oluyor. Üç adet verse ile süslenmiş şarkının başında Emrah Karakuyu’nun fevkalade olmasa da kendini dinleten nakaratı ve dinlemesi her zaman ayrı bir keyif veren Nomad’in ustalıkla hayat verdiği giriş bölümüne rastlamak mümkün. Takip eden saniyelerde önce Anıl Piyancı’yı başarısız sayılamayacak, ama şarkıda yer alan diğer 3 ismin arka planında kalacak bir performansla dinliyoruz. Son olarak ise söz seçimi ve müzikalitesini uzun süredir yeterli bulmadığım ve bu şarkıda beni oldukça şaşırtan, gayet olumlu bir verse’e imza atan Grogi geliyor. Grogi’nin kendisini geliştirmiş olduğu, hatta potansiyelinin doruklarına yakın gezdiği ortada. Şarkıyı albümün en iyi şarkıları arasında göstermeyeceğim, yine de kendine binlerce hayran kazandıracağına eminim.

6.4 / 10

3. Kusura Bakma: Almanya’da kopup gelen bir şarkı ve bu üçlünün bir araya gelerek Almanya temalı olmayan bir çalışma yapmaları gerçekten takdire şayan. Aksi halde klişe ve sıradan gözükebilecek bir işi bu sayede orijinal hale getirmeyi başarmışlar. Summer Cem ve Prody Cem doyurucu rap’ler ile karşımıza çıkmışlar, Defkhan ise bir kez daha kusursuzluğun sınırlarında dolaşmış. O, kendi bölümünü okurken nakarat asla gelmesin istiyorsunuz. Bu hissiyatı müziksevere verebilmek her sanatçıya nasip olmaz. Defkhan çok haklı, Fatmagül’ün suçu kendisini dinlememiş olması olabilir. Son parantez OO2 albümünün en iyi 3-4 beat’inden birine imza atan Big Daddy Shane’e. Şarkı başındaki “Bu altyapı ney böyle moruk?” sözü hiç de abartı olmamış. Albümün en iyisi olmaya ciddi adaydır.

7.9 / 10

4. Dur Yerinde: Şarkıda kimlerin yer aldığını bilmeden enstrümantal versiyonu bana dinletilmiş olsa, “Tam Xir Gökdeniz’lik iş” derdim herhalde. Her ne kadar Sancak’ın yalnız nakaratta yer almasından dolayı hayal kırıklığı hissini doruklarda yaşamış olsam da şarkının övgü hak eden noktalarından bahsetmeliyim. Xir Gökdeniz kendisine böylesine yakışan bir altyapıyı, diğer bir deyişle Rapozof’un “al da at” dercesine verdiği pası reddetmemiş. Rapozof ise bildiğimiz Rapozof. Sözler ancak kendisinin tercih edeceği, okuyuş rahatlığı yalnız onunla hayat bulacak cinsten. Nakarat mı? Tabii ki şarkının en güzel bölümü. Hit sınıfına koyulması güç, “olmuş” denebilecek bir iş.

7.1 / 10

5. İki Tek: Erci E’den tarzını değiştirmesini, yeni okula ayak uydurmasını beklemek doğru olmaz. Kendini rahat hissettiği şekil bu ve o tarzında ısrar etmeyi sürdürecek. Yorum yaparken bu gerçeği göz önünde bulundurmak gerekiyor. Son Cartel albümünden farklı olarak duyduğumuz bu Erci E stili şarkıda insanı rahatsız etmiyor, Casus’un güçlü vokali ile birleşince daha da yükseklere tırmanıyor. Bir rap şarkısının en temel öğelerinden ikisi olan beat ve nakaratın özenli hazırlanmış oluşu şarkıya derinlik katmış. Kliple süslenmeyi hak eden bir çalışma; eski okul fanatikleri için ise bir şölen, yeni okul dinleyiciler için eski tarzın yerinde bir tanıtımı.

6.9 / 10

6. Bıktım Artık Buradan: Farazi ve Argub’un albümde ikinci kez bir araya gelişleri, Dramelodi ve Kayra’nın ise uzun bir süre sonra yeniden buluşmaları. Ama bu şarkıyı sadece iki olgunun gerçekleşmesiyle tasvir etmek doğru değil. İnsanın içine işleyen bir altyapı, yorumuma ihtiyacı olmayan scratch’ler, eskilere gönderilen selamlar, üç adet olgunluğu çoktan aşmış vokal ve birbiriyle uyum içinde olan pek çok insan. Kişilerin müzikal anlamda birbirlerini tanımaları kaliteli müziğe giden en kısa yollardan birisidir. OO2’nin 6 numaralı şarkısı bunun canlı bir kanıtı.

8.1 / 10

7. Sır: Kadroya bakarak şarkı veya albüm yorumlamak büyük ve sık rastlanan bir hatadır. Eminim bu şarkı için de aynı hataya düşecek birçok insan ve böyle yaparak Da Poet’e, Hayki’ye, Patron’a, Karaçalı’ya bilmeden haksızlık edecekler. Önyargı her zaman negatif olmak zorunda değildir, pozitif önyargı da öteki kadar zararlıdır. Piyasanın önderlerinden sayılabilecek bu insanlar artık “dinlemedim ama kesin harikadır, siz adamsınız, kralsınız” yorumlarını görmek yerine övgünün içindeki yapıcı eleştirileri tercih ediyorlar. Evet şarkı mükemmele yakın, ama bu isimlerin gelecek işlerini mükemmele taşıyacak olan mükemmel olduklarının söylenmesi değil, geçen yılların Karaçalı’nın eski baskınlığını biraz azalttığı, Patron ve Da Poet’in flow yönünden Hayki’nin gerisinde göründüğü gibi ufak eleştirilerin dile getirilmesidir. Onun dışında adamsınız, kralsınız falan filan…

8.0 / 10

8. Belki Yarın: Seviyeyi yükseltmek için sözleri karmaşıklaştırmak, Türkçenin sınırlarını zorlamak gerekmiyor. Bunun canlı kanıtı Taha Player; bana değil ama rap dinleyicisinin çoğuna albümün sürprizi dedirtecek bir çalışmayla karşınızda. Son zamanların suskun lirisisti Grejuva ve rapseverleri yeteneklerinden yılın büyük bölümünde mahrum bırakan DJ Kano ile tamamlanan üçlü kadrodan başa oynayacak, görünüşte sade, içten içe iddialı bir şarkı. Müzik kariyeri boyunca lirikal zekası ile ön plana çıkan Grejuva’nın küçümsenmeyecek performansını her açıdan geride bırakan Taha Player’ın formunun zirvesine yakın olduğunu söylemek güç değil. Şarkı bize bulmaca çözdürmüyor, duygularımızı birbirine düşürmüyor, sadece yapması gerekeni yapıyor; yani eğlendiriyor. Tebrikler dostlar.

7.8 / 10

9. Kasımpatı: Pit10 ve Sansar Salvo isimlerini aynı cümlede duyunca hangimiz heyecanlanmıyoruz ki? Türkçe rap müziğin ilk senelerine dayanan bu birliktelik aradan yıllar geçse de bizi şaşırtmaya ve etkilemeye devam ediyor. OO2 için öyle bir şarkı kaydetmişler ki; insanı eski 9-10 sene öncesine döndürebiliyor, duygusal olmaya çalışmadan duygulandırabiliyor. Sansar’ın kendinden emin kemikleşmiş tarzı, Pit10’un tüm piyasanın kullanmaya başlamış olmasına rağmen hala bir numara olduğu çift uyakları bir de büyülü bir geri vokalin süslediği nakaratla birleşince bizlere de mest olmak düşüyor. Konserlerde duymaktan nefret ettiğim “bi’ daha!” temposunu bile tutmayı aklımdan geçirebilirim bu şarkının etkisiyle.

7.9 / 10

10. Kısır Döngü: Ömer Oral ile Abluka Alarm’ın yüksek bir uyum içerisinde oldukları aşikar. Laedri ve Savaş’ın vokallerini zenginleştiren yumuşak ama güçlü bir sound’ı var Oral’ın. Şarkıya yansıyan uyumlu birliktelik Laedri’nin son albümünde karşılaştığımız ve burada da tekrar etmiş olan ufak miksaj ve düzenleme sorunlarını görmezden gelmemizi sağlıyor. Grubun baskın vokali olan Laedri’nin büyük bölümünü seslendirdiği Kısır Döngü, yer yer itinayla serpiştirilmiş göndermeleri ile dikkat çekiyor. Dil kullanımı ve söz yazımında üniversitelerde ders verebilecek yeteneğe sahip grup üyelerinin farklı yönlerini görebilmek adına değerli bir çalışma. Ayrıca nakaratta ya Karadeniz sahillerinden esintiler var ya da müzikten hayal görmeye başladım.

7.1 / 10

11. Umut Tükenmiş: Da Poet’in ermeye başladığının göstergesi bir beat ile açılıyor yeni Kamufle – Red düeti. Tarz ve flow’un yanı sıra ses renkleri de birbirine epey yakınlaşmış olan ikilinin albümün en iyi 3-4 altyapısından birini gayet iyi bir şekilde doldurduklarını söylemeliyim. MC’ler kötü altyapıya söz yazmanın zor olduğunu söylerler, aslında Da Poet seviyesindeki isimlerin ürettikleri kaliteli altyapılara söz yazmak daha zordur. Beat’in altında kalmamalı, hali hazırda birçok temel öğeyi en üst sınırda bulunduran bir prodüksiyonu sesiniz ve seçimlerinizle alt etmelisiniz. Hem Kamufle hem Red şarkı boyunca vurguladıkları “rap müzik ve hayat” temasından kopmadan vasatın üzerinde verse’ler ve onlardan iyi bir nakaratla bu işin üstesinden gelmişler.

6.9 / 10

12. Son Durak: Şarkıyı dinlemeden önyargılarımı ve yakın geçmişteki işleri bir kenara atarak objektif bir bakış açısıyla yaklaştım Mavzer’in yeni çalışmasına. Son zamanlarda hep benzer, hep başarıya uzak işler sunmuşlardı sadık dinleyicilerine; bu şarkının farklı olmasını umuyordum. Üzülerek gördüm ki Alaturka Mavzer müziğinde bir ilerleme söz konusu değil. Civciv gruptan ayrıldığından beri dinlediğimiz şarkıların adeta bir özeti ve üstüne üstlük eksiklikler kapatılmaya çalışılmamış, sound hiçbir değişim göstermemiş. Bahsi geçen konular, kullanılan tarzlar, tercih edilen sözcükler hep aynı. Türk Hiphop’ına müzik dışında birçok alanda daha destek vermeye çabalayan bu köklü gruba acilen müzikal bir yenileme girişimi gerekiyor. Bana göre piyasanın çok gerisinde kaldılar ve dönüşüme bir yerden başlamaları şart.

2.3 / 10

13. Orijinal: “Matematik” albümü için yazdıklarımın bir benzerine rastlayacaksınız bu satırlarda. Yunus Emre ve Frekans’tan oluşan Canavar grubunun lirikal seviyesi oldukça yüksek ve iki isim de farklı tarzlara adapte olmaya elverişli yapıdalar. Burada değişen şey tercih ettikleri müzikal yapı. Bu yeni yapıyı sadece sağlamak değil, insanlara kabul ettirmek de zaman alacağa benziyor. Orijinal şarkısında henüz tam olarak istediklerini hayata geçiremediklerini görüyoruz. Sezonun ilk maçlarında %30 – %40 ile oynadığını, zamanla performansını yükselteceğini söyleyen futbolcu durumu Canavar için de geçerli. Emin olun; Orijinal şarkısı en fazla 1 sene içinde Canavar grubunun en iyi şarkıları arasında ilk 10’a bile giremez hale gelecek.

6.6 / 10

14. Yaprak Düşerse: Yener ve Ais Ezhel’i aynı satırda görünce ne düşündünüz? Alaturka müzik! Eski ve yeni okulun buluşmasını daha iyi tasvir edemeyeceğimiz bu düet size beklentilerinizi belli başlı alanlarda verebilirken, hayal kırıklığını da beraberinde getiriyor. Potansiyeli oldukça yüksek olan bu ortaklığın sonucu tam olarak potansiyeli yansıtamamış. Altyapı kesinlikle beklediğimiz türden, Anadolu ezgilerini barındıran yerel bir tat. Buradan geçmiş olsun dileklerimi iletmeyi uygun gördüğüm Yener eski okulun, Ais ise yeni okulun simgelediklerini vasatın üstünde, umut ettiğimizin ise altında verse’ler ile seslendirmişler. Şarkının geneli için kullandığım yüksek potansiyel nitelendirmesini fazlasıyla yapabileceğim nakarat ise altyapıyla yeteri kadarıyla sağlayamadığı uyum ile deyim yerindeyse “güme gitmiş”. Kötü veya dinlenemez bir şarkı değil, ancak daha büyük şeyler bekliyorduk. Orası kesin.

6.0 / 10

15. Organize Ol da Gel: Benim için albümün tatlı sürprizi. Şarkı listesine bakıldığında göze çarpmayacak, iddialı olmaktan uzak görünen; dinlediğinizde ise Nafile albümündeki Frekans şarkısı etkisini yapan bir düet karşımızda. Kaliteli işlerin beklenmedik kişilerden, beklenmedik anlarda gelmesi her zaman daha büyük etki yapmıştır. Red yavaş yavaş kendini piyasaya kabul ettiren bir isim, albümde iki kere yer alması bile kendisine verilen önem ve güveni ifade etmeye yetiyor. Rapcato albümde yer alacaklar açıklandığında şaşkınlık yaratanlardandı, kendinden şüphe edenlere bu şarkıdan daha iyi bir cevap veremezdi sanıyorum. Türkçe rap müzik endüstrisinin eksiklerinin irdelendiği, teması itibariyle sıklıkla alaya alındığı şamata dolu bir yapım olmuş. Argoya meyil konusu şahane irdelenmiş, nakarat dillere dolanacak cinsten.

7.5 / 10

16. Dünya İnanmıyor: Albümün bankolarından, insanların mutlaka görmek istediği bir ortalık Allâme ve Joker. Allâme’nin sahip olduğu seri flow, Joker’in sert vokali ve gerek birlikte, gerekse solo çalışmalarından aşina olduğumuz türden Anadolu motifleriyle süslenmiş bir altyapı. Bir Zombinin Anatomisi albümünde kimi zaman tutuk ve tekdüze bulduğum Allâme, potansiyeli ortaya koyunca nerelere çıkabildiğini gösteren bir performans sergilemiş. Joker’in Allâme’ye oranla daha ağır kullandığı vokali de altyapıyla oldukça iyi kaynaşmış. Şarkıda tutmadığım tek bölüm ise kesinlikle nakarat. Bir arada okumak, dizeleri eşit bölüşmek adına gösterilen çaba ters tepmiş ve tüm nakaratı başarısızlığa sürüklemiş. Genel tabloya bakarsak; albümün olumlu şarkılarından biri olduğu ortada.

6.5 / 10

17. Zaman: Ayben sizi hiçbir zaman üzmez. Her türlü beat’in, her türlü konunun altından kalkabilecek kapasiteye sahip. Üstelik onu en son yıllar önce birlikte gördüğümüz Sahtiyan eşliğinde tekrar dinleyebilmek büyük bir şans. 10 sene öncesinin genç yetenekleri, şimdinin ise tecrübeli rap sanatkarları Ayben Ülkü ve Berk Şenol rap vokal konusunda ustalıklarını yarıştırmışlar adeta. Altyapıya pek ısınamadığımı söylemeliyim, yine de şarkıyı daha sıcak kılan iki değerli ismin olduğu bir gerçek. Allâme ve Joker’in nakarat seçiminde doğru olarak uygulayamadıkları tertibi Ayben ve Sahtiyan bizlere yansıtmış. Vokalden çok sözlerine yansıttığı agresif tavrını takınan Ayben ile şarkının temasından kopmadan lirikal zekasından kesitler sunan Sahtiyan’ı dinlerken “zaman” duruyor.

6.9 / 10

18. Yine Hip Hop Dedik: Öncelikle teşekkürler Pnzr Beats. Albüme damga vuran altyapıların başında gelen, daha parça başında insanı yakalayıp ruhuna giren bir iş yapmış. Ayrıca hem Giyotin, hem de Önder Şahin’in tercih ettiği genel tarza kesinlikle çok uygun. Fersah eski ritmini yakaladı, askerlik ve müzikten ayrı kalış sonrası uzun olabileceğini düşündüğümüz uyum süreci tamamen bitmiş. Özellikle nakaratta enfes okumuş. Önder Şahin üstüne çok koymasa da belli düzeyde bir performansı her şarkıda verebiliyor. Dinlerken ondan ne alıp ne alamayacağınızı bilerek yaklaşıyorsunuz. Şarkının yıldızı ise Narkoz. Söz değil kompozisyon yazmış adeta. Değinmek istediği konuları gereksiz uzatmalara kalkışmadan harika özetlemiş, abartılı yaklaşımlardan kaçınıp doğrudan olaya girmeyi tercih etmiş. OO2’deki favorilerim arasına alıyorum.

7.6 / 10

19. Kafanda Var: Şarkının beat’i “ben komik bir şarkı olacağım” diye bağırıyor. Buna rağmen açıkçası Beta’yı biraz tutuk buldum. Eğlenceli tarz üstüne çok güzel yakışıyor. İşin bu yönünü zaten ilk çıktığı günden beri en iyi yapanlardan. Bu sebeple artık bir nebze farklılaşması, tarzına yeni öğeler eklemesi gerektiği kanısındayım. Şarkıda yine başarılı bulduğum dizeleri ve söz seçimleri var, ama bir o kadarı da çift uyak sevdasına kurban gitmiş. Ben bekliyordum, ama eminim pek çok kişi Deniz Gürzumar’ın şarkıda Beta’yı domine edeceğini beklemiyordu. Dönüşü muhteşem olmadı belki, ama sağlam oldu. Ses tonu çok temiz ve doğal, birçok farklı türün altından kalkabilir. Şarkıdaki bölümüne sanki rap müzikten hiç uzaklaşmamış gibi bir havayla girmiş, öyle de çıkmış. Şarkıya notum olumlu.

6.7 / 10

20. Hip Hop’la Yaşarız: Alaturka Mavzer gibi Bakırköy İstasyon da Türk Hiphop’ının en eski oluşumlarından. Bugüne kadar imza attıkları projelerle albümde yer almayı kesinlikle hak ediyorlar. Yine de albümün sönük şarkılarından birine sahip oldukları gerçeğini değiştirmiyor bu. Profesyonel bir altyapı seçimi yapılmış, ekip içi iş bölümünün üst düzey olduğu bir gruptan bizleri şaşırtmayan bir hamle. Vokal bazında ise piyasanın oldukça altında olduklarını düşünüyorum. Rap müzik konusunda tecrübeli, yaş bakımından olgunluğa erişmiş isimler; bu açıdan baktığımızda ilerleyen senelerde tarzlarında bir değişikliğe gideceklerini sanmıyorum. Eski okulu temsil ediyorlar ve kendilerine saygı duymak gerekiyor. Ancak aynı stilde devam ettikleri sürece dinleyici kitlelerini genişletemeyecekleri açık.

4.8 / 10

21. Skandal: Şarkı Arslantürk ile başlıyor, ben de öyle yapacağım ve tezimi ilk cümleden belirteceğim: Albümün sade söz bakımından en kaliteli 3-4 verse’ünden birisini yazmış. OO2’nin serinin ilk albümüne benzer olarak %70-%80 civarı şarkısında rap müzik ve Hiphop kültürü ana konu olarak belirlenmiş, Arslantürk de bu modaya uymuş. Diğerlerinden farkı ise; sıradan görünen konulara sıra dışı şekilde değinmesi, herkesin bildiğini anlatmaması. “Serdar çöpe atacağı poşetlere kıyamazken benim “ye!” demem sorunsa kapatın, dinlemeyin!” dizeleri ile noktalanan müthiş bir bölüm. Gelelim Mualif’e. Genellikle romantik stili ve slow şarkılardaki başarısı ile tanıdık kendisini, oysa bu şarkının teması kendisine tamamen ters gelebilecek bir türde. Verse’ünü Arslantürk seviyesinde bulmasam da tartışmasız şekilde başarılı bir iş çıkardığını düşünüyorum. Eleştirel stili fazla benimsemediği açık; buna rağmen ne vurucu cümleleri, ne de ses tonu sırıtmamış. Deplasmanda oynuyor hissi yaşatmıyor dinleyicilere. Albümün ilk 10’u garanti, ilk 5’i zorlar.

7.3 / 10

22. Outromatik: Intro’dan daha zayıf, çıkış şarkısı içinse yeterli bir prodüksiyon. Şaşaalı bir çıkış olmadığını söylemek lazım, sonuçta bu bir elveda değil. Serinin yeni albümlerine bir göz kırpış adeta.



Bandrollü albüm hak edilip kazanılan bir şey midir bilinmez; ama eğer öyleyse, bir tanesini hak edenlerin başında Ados Combo Mekanize gelir. Çalışarak, uğraşarak, maddi ve manevi sıkıntıları omuzlayarak, tırnaklarıyla kazıyarak bugünkü konumunu edinmenin sözlük karşılığı gibidir Ados. İstikrarın, mücadelenin, dans eden sözcüklerin tanımı gibi… Hem geç, hem de güç oldu ilk yasal albümünü dinleyicilerine sunuş süreci. Spor dalları başta olmak üzere giriş ve gelişmeyi göz ardı ederek sonuca bakmaya alışmış Türk insanından ümidi kesmediyseniz, onlardan Katarsis’i dinlerken sonucun yanı sıra başlangıç ve gelişimi de dikkate almalarını isteyin. Bandrollü albüm hak edilemeyen bir konsept dahi olsa, bu kadarını hak ediyor Adem Oslu.

Katarsis boyunca bizlere ifade edilen iki farklı Ados var; hem karakter, hem vokal olarak. Bunlardan ilki daha genç, isyankar ve öfkeli. Hayatın ona getirdiklerinden –daha doğrusu getirmediklerinden- şikayetçi, zaman zaman intihara meyilli bir yarı-deli. İkinci karakter ise çok daha olgun, genellikle soğukkanlı ve sakinleşmeyi başarmış bir insan portresi. Şarkıların birçoğunda, özellikle nakaratlarda bu iki insanın bir araya geldiğine şahit olabilirsiniz, iki karakterin birleşimi ise Ados’u yaratıyor. Ados nasıl mı? Bildiğiniz gibi, ama daha serti, daha duygusalı, daha müzikali. Kendi hayatını, aşklarını, dostluklarını ve ruh hallerini konu edinmeye devam eden, gösterişsiz ama bir o kadar kalite kokan lirikal yapısını doruklara ulaştıran ve ihanet, ölüm, yalnızlık, karmaşa, delilik gibi temalarla parçaları süsleyen bir Adem dinliyoruz 13 şarkıda. En önemlisi de safkan bir bandrollü rap albümü dinliyor oluşumuz. Reklamsal tek bir girişimde bile bulunmamış, tarzından asla ödün vermemiş ve profesyonellik ile idealleri bir arada götürmeyi başarabilmiş bir albüm Katarsis. MC’yi eski sıfatından uzaklaştırıp sanatçı yapan bir albüm.

Smek Deces ve Atiberk’e bir parantez açmak gerekiyor. Smek Deces’in hazırladığı renkli, hareketli, yoğun ve vurucu altyapılar ile Atiberk’in imza attığı olağan dışı aranjeler Ados’u muazzam biçimde geliştirmiş ve sanatçının hali hazırda fazlasıyla mevcut olan vokal çeşitliliğini albüme yansıtmasına yardımcı olmuş. Zorlama flow, abartılı hızlı okuyuş, sömürücü duygusallık gibi öğelerden tamamen kaçınmış olan Ados’un altyapıya uygun ses tonu ve müzikal tarzı tercih etmesi şarkıları kesinlikle daha dinlenilir kılmış. Yükselen oktavın bir üst seviyeye taşıdığı yerine göre enerjik, yerine göre içli nakaratlar Adem’in paletinde yeni renkler olarak karşımıza çıkıyor. Değinilmeden geçilemeyecek bir nokta da canlı enstrüman tercihi olmalı. Neredeyse her şarkıya eşlik eden Murat Nuri Şener’in bas gitarı dinleyenin kulağında yerel ve otantik bir tat bırakıyor. “Dökül” parçasında ön plana çıkan akustik gitarın yalnız senfonisi ise bizlere Atmosphere’ın “Guarantees” şarkısını anımsatarak “Dökül”ün daha uzun sürmeyişine sinirlenmemizi sağlıyor. (Gerçekten, neden ama?)

Albüm Intro, Interlude ve Outro gibi elementlerin tamamlayıcı etkisinden yoksun, bu eksikliği kapatmak ise giriş ve çıkış olarak tasarlanan iki kısa şarkıyla geri kalanların yüksek uyumuna düşüyor. Son şarkıya gelindiğinde insanda oluşan albümü başa alma isteği, tamamlayıcı unsurun gayet yeterli olduğunun bir kanıtı. Albümdeki verse + nakarat + verse + nakarat monotonluğunu bozan “Kamber”in iç parçalayıcı öyküsü ve müthiş hitap gücü; “Öz Kızım”ın soyutluğu öne çıkaran tiz vokali; “Basit”in neşeli altyapısına çok iyi giden alışılmadık Ados nakaratı; “Bir Avuç Tende Kayıp”ın samimi anlatım şekli bahsettiğim uyumu sağlayan bazı faktörler. Daha önemli bir uyum ise; Ados’un rap müzik ile uyumu. Rap ona, o rap’e çok yakışıyor. Eğer bir rap dinleyicisiyseniz; şu sıralar ilk göreviniz elinizi cebinize atarak Ados’a hak ettiğini vermeniz ve bu albümü onun “ilk ve tek” bandrollü çalışması olmaktan kurtarmanızdır. Her şey bu kadar basit aslında.


İlk olarak Şüphe ve Radikal, daha sonra Asia Connection, şimdi ise tekrar Şüphe ve Radikal şeklinde karşımıza çıkan Emrah Sezek ile Gökhan Dönmez’in uzun uğraşlar sonucu satışa sunduğu Canlı Yayın albümünün incelemesi ile sizlerleyiz.

Aslına bakarsanız 4 şarkılık albümün içinde yer aldığı bu geniş kapsamlı müzik projesinin iki kişiye ait olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Şüphe ve Radikal birbirlerini yıllardır yakından tanıyan, müzik konusunda düşünceleri örtüşen müzisyenler ve aslan payı elbette ikisine ait. Ancak projenin gerçekleşmesinde büyük katkısı olan profesyonel ekibi görmezden gelemeyiz. Şüphe ve Radikal’in son birkaç senedir vurguladıkları müzikal ideallerine ulaşmalarında onlara yardımcı olan, daha da gecikebilecek albümün çıkışını hızlandıran şahane bir takım çalışması var ortada. İşin prodüksiyon kısmında yer aldığı gibi canlı enstrümanlarıyla da desteğini esirgemeyen Emre Yıldız, mastering ve scratch sağlayan Akşit Baba gibi birçok ismi bu projenin emektarlarına dahil etmek gerekiyor. Sadece kalabalık kadrosuyla bile albüm sıradan yeraltı çalışmalarından ayırt edilebiliyor. Şüphe ve Radikal’in yaptığı müzikten haz etmiyor olabilirsiniz, ama takındıkları profesyonel tavra saygı duymak zorundasınız.

Albümü dinlerken yapılmak isteneni anlamaya, hiçbir detayı atlamamaya gayret ettim. 2-2,5 senelik bir çalışmayı 15 dakikada tüketmek doğru bir yaklaşım olarak gözükmedi gözüme. Gerçekten de müzikal yapısı bakımından oldukça komplike ve anlaşılması için çaba gerektirecek türden şarkılarla donatılmış bir albüm Canlı Yayın. Şüphe ile Radikal parçaları kaydederken vokalden çok müziğin ön planda olmasını arzulamışlar. Yalnızca canlı enstrümanlara gösterilen özen değil, ortaya konulan altyapılar ve uygulanan miksaj tekniği de bunun göstergeleri. Albüme kulak kabartırken mutlaka dikkatinizi çekmiştir; 4 şarkıda da altyapının ses seviyesi vokallerin seviyesine baskın çıkıyor. Baskınlığın sebebinin öne sürüldüğü gibi bir miksaj hatası olduğunu sanmam. Şüphe ve Radikal’in 2 seneyi aşkın bir sürecin sonunda ortaya çıkan ürünün her yönünü kontrol etmiş olacaklarını düşünüyorum. Kaldı ki rap miksajı ilk kez tecrübe ettikleri bir konsept değil, yıllardır işin içindeler ve başta Radikal olmak üzere teknik düzenlemede oldukça becerikliler. Böyle bir yol seçmelerindeki esas amacın müziklerindeki değişimi dinleyiciye daha iyi tattırmak, geçiş dönemini ellerinden geldiğince kısaltmak olduğu kanısındayım. Bunu başaracaklar gibi; şarkıları dinlerken insan ister istemez altyapıya ve enstrümanlara konsantre oluyor, vokal kalitesini tartmak yerine eski sound seçimleri ile yenisini karşılaştırmaya başlıyor. Hangisinin üstün olduğu ise tamamen sizin yorumunuz.

Yenilenmiş 2012 model görünümüyle huzurumuza çıkan Radikal ve Şüphe’nin rap vokallerinde ‘radikal’ değişikliklere başvurmadıkları açık biçimde seçilebiliyor. Melodiye uygun biçimde kimi zaman sertlik, kimi zaman duygusallıkla şekillenen bir tarza sahip albüm. “Su-i Zan” şarkısında Asia Connection dönemine doğru küçük bir yolculuğa çıkabilirken, “Adres Belli”de eski tarz seçimlerinden izler, “Canlı Yayın”da gelecekteki müzik anlayışlarının ne yönde ilerleyeceğine yönelik belirtiler bulabiliyoruz. Kısacası albüm Şüphe ve Radikal’in müzik kariyerlerinin 3 farklı dönemine ev sahipliği yapıyor. Yeni tarzlarıyla uyumlarını istenilen düzeye çıkarttıklarında tek bir dönem üzerinden daha sağlam adımlarla yürümeye başlayacaklarını hayal edebiliriz. Canavar grubunda değindiğim süre ve dinleyici sabrına Radikal ve Şüphe’nin de fazlasıyla ihtiyacı var. Henüz yeterince oturmamış, futbol deyimiyle “uyum sürecinde” seyreden bir stil manevi öğelerden de büyük destek alır. Bu bağlamda dinleyicinin ne kadar anlayışlı olacağı, ikilinin müzikteki geleceğini doğrudan etkileyecek.

Radikal, Asia Connection zamanından beri bayağılaşmış yeraltı rap üslubundan, standart altyapı kalıplarından, dijital seslerden bıktığını ve gerçek müziği aradığını vurgulamaktaydı. Şüphe’nin -aynı sertlikle dile getirmese de- düşüncelerinin Radikal’e paralel biçimde ilerlediğini tahmin edebiliriz. Canlı Yayın hem kendileri, hem de dinleyicileri için yepyeni bir sayfa anlamına geliyor. Peki sayfayı tam olarak açabilmişler mi? Sadece Canlı Yayın albümüne bakarak bunu onaylamak pek mümkün gözükmüyor. Müzikal açıdan kapatmaları gerektiğini düşündüğüm birtakım eksikleri mevcut. Başka bir deyişle sayfayı çevirmeye henüz hazır değiller, ama olacaklar. Sistemli ilerleyişleri ve profesyonel yaklaşımları devam ettiği sürece yalnızca iyiye gidebilirler. Her şey planlandığı gibi giderse, Radikal ve Şüphe pek yakında rap dinleyicisi dışında farklı müzik türlerinden hayranlara ulaşacak bir ikiliye dönüşebilir.

6.6 / 10

Alıntılandığı adres: Şüphe & Radikal – Canlı Yayın EP (Albüm Kritik)