Posts Tagged ‘Türkçe Rap’


“Freestyle King benim reklamım oldu” diyordu 2008 senesinde İzmirli İndigo. Gerçekten öyle olmuştu. Yarışmada finale çıkışı da finalde soğukkanlılığını yitirerek Da Poet’e sözlü ve fiziksel olarak ufak çapta saldırışı da büyük sürprizler ve reklamın iyisi kadar kötüsünün de faydalı olabileceğini gösteren kanıtlardı. Tarzı ve çizgisini harikulade bir biçimde ortaya koyduğu Madde Bağımlısı albümüyle kendini bir anda yeraltı piyasasının sayılı isimleri arasında bulan aykırı rapçinin 2010 senesinde dinleyicilerin beğenisine sunduğu Jonathan Livingston albümü ise hedeflenen ilgiye ulaşamadı. Oysa İndigo ne bir müzisyen olarak gerilemişti, ne de albüm teknik veya müzikal açıdan ilkine oranla eksiklikler içeriyordu. Farkı yaratan şey algıydı.

indigokapak-on

İndigo, isminin insanlar tarafından sıkça zikredilmeye başlanmasını sağlayan Hiphoplife Freestyle King yarışmasından aldığı rüzgarla haklı olarak vakit kaybetmeden piyasada yerini almak istedi. Madde Bağımlısı bu bağlamda atılmış fazlasıyla yerinde bir adımdı. Albüm eşi benzeri bulunmaz bir çalışmaya sahne olmuyordu; ne yeri yerinden oynatacak altyapılar vardı, ne de örneği görülmemiş flow’lar. Madde Bağımlısı’yı farklı kılan şey İndigo’nun kendisiydi aslında. Hassas kabul edilen konulara eveleyip gevelemeden net girişler yapması, yüksek cesaret ile yakınında dolaşılmaktan korkulan alanları deşmesi ve günün modasına boyun eğmeden kendi çizgisinde yürümesi hem İndigo, hem de albümünü sıra dışı kılmıştı.  Bunların yanı sıra Madde Bağımlısı görsellik ve çarpıcılığın üst seviyelerde tutulduğu, insanı kendisine çekmesi daha kolay olan bir işti. Amaç albümü eleştirmek değil; senesinin kaliteli albümlerinden olduğu tartışmasız. Yine de kendisini takip eden Jonathan Livingston’ın seviyesine asla ulaşamayacak ve zaten ulaşmıyor olması gereken bir çalışma.

Jonathan Livingston’ı ele aldığımızda müzikal açıdan etkileyicilik boyutu aşağıda tutulmuş, dinleyiciye nüfuz etmesi çok daha güç bir proje görüyoruz. “Rakibinim” gibi yarı agresif-yarı saldırgan parçalara rastlamak veya sözlerde “Rapi Bilcen” yoğunluğunda Hip Hop duymak pek olası değil. Bu nedenle sıradan rap dinleyicileri kendilerini albümün bir bölümünde konumlandırmak konusunda epey sıkıntı çektiler. Kimine politik içerik kaldırabileceğinden ağır geldi, kimisi ilk albümde hoşlandığı “İndigo dürüstlüğü” bu kez kendi değerleriyle ters düşünce rahatsız oldu ve sonuç olarak ortaya çoğunluğun kabullenemediği bir tablo çıktı. Böyle baktığımızda, Jonathan Livingston’ın tarih boyunca pek çok sanat eserinin602152_256853477803028_2107315798_n yaşadığı kadere ortak olduğu görülüyor. Derin düşünmeyi -dinlemeyi- sağlıklı gerçekleştiremeyen bireyler, çoğunlukta oldukları toplumlarda bu sayısal üstünlüklerinin katkısıyla düşüncelerini büyük gruplara farklı biçimlerde sunarak sağlıksız fikirlerin toplumda yer bulmasını sağlayabilirler. Jonathan Livingston kadar derin ve güçlü bir albümün çıkış sürecinden itibaren “sıradan beat’ler, basit sözler, öncekinden kötü” kisveleri altında insanlara servis edilmiş olması bu durumun yaşayan bir örneğidir.

Peki neydi Jonathan Livingston’ı bu kadar özel kılan ve kimselerin göremediği şeyler? İndigo net bir adamdır, müziğinin de böyle olmasından hoşlanır. Binlerce soyut kavramı birleştirerek ortaya hiçbir şey ifade etmeyen bir ürün çıkarmak yerine elle tutulabilir konulara yönelmeyi tercih eder. Türkçe rapin 2000’lerin ortasında yükselmeye başlayan profilinde genellikle soyut rapçiler ve onların müthiş komplike şarkıları ön plana çıkmış, rap dinlemeye bu yıllarda başlayan insanlar da bu akımlardan nasiplerini almışlardı. Kaliteli rap müziğin tanımı akıllarda böyle yer edince İndigo’nun daha şeffaf, içten ve direkt stilini yadırgadı belli başlı kitleler. Oysa 2010 çıkışlı albümün daha önce görülmemiş kadar belirgin bir teması -adını aldığı kitabın temasıyla paraleldir- ve yere sağlam basan mesajları vardı. “Çoksa para; seni kolayca severler” diyordu Tevfik Koçak paranın insanın çevresindekiler üzerindeki etkisini betimlerken ve bunu ne bir metafora başvurarak yapıyordu, ne de dinleyicinin içinde kendini kaybedeceği bulmacalar yaratarak. Başka bir parçasında “Sevmez ki devlet bizi, bekliyolar ölmemizi” diyordu cüretkar ses tonuyla. Abartıya kaçmadan, benzetmeler denizinde yüzmeden bir mühendis edasıyla doğrudan ulaşıyordu sonuca. Vermek istediği her mesajı vermeyi başarıyordu. Üstelik bunların hiçbiri “Benim rap’im seninkinden iyi”, “İzmir rap’te tek adres” gibi içi boş mesajlar değildi; aksine hayatın gerçeklerini anlatan, siyasi sorunlara eğilen, insan ilişkilerine ışık tutan, inanç meselelerini tartıya koyan canlı mesajlardı.

Jonathan Livingston’tan alınacak çok önemli bir ders var: Özgürlük. Bir martının özgür olma çabasının İzmirli İndigo’nun müziğinde can bulmuş bu hali, müzikte özgürlüğün ne denli kritik olduğunun fark edilmesine olanak sağlıyor. Bir sanatçının inanç dünyasını müziğinde işleyebilmesi, devletine korkusuzca sitem edebilmesi onu Jonathan’ın arzu ettiğindigo-2_89715211_bigi kadar özgür kılar ve Jonathan Livingston, Türk rap tarihinin şahit olduğu en özgür çalışmalardan birisidir. Zamanında yeterince iyi anlaşılamaması da tam bu yüzdendir. Belirli kalıpların içine sığınmak ve size uygun görülmüş alanın dışına çıkmadan ilerlemek, başta belli bir avantaj sağlayacak ve aksini uygulayanları sizin arkanıza itecektir. Ancak uzun vade düşünüldüğünde -çıkışından bu yana geçen 4 senelik süreç hala yeterli değil gibi görünüyor- kalıpları kırmış olmanın, cesaretinizi derinlere bastırmadan sergilemenin rüzgarı arkanıza alarak sizin istediğiniz rotaya gitmenizi sağlayacağını göreceksiniz. Tevfik Koçak vicdani reddin yasal olması gerektiğine -bu konuda tamamen onunlayım- ne kadar inanıyorsa, ben de Jonathan Livingston’ın bir gün herkes tarafından anlaşılacağına o kadar inanıyorum.

Advertisements

Sancak

Sonraki 10 (alfabetik): Belki Yarım Kaldım, Dünya, Geri Verin!, Güneşim Batıyor, Hayallerin Yok Olana Dek, Kızgın Olsam da, Kitabın Ön Yüzü, Rüya Değil, Sen Yanımda Olunca, Zamana Çare Yok

10. Burada Her Şey Aynı

Albüm: Burada Her Şey Aynı

Altyapı: Sancak

Sancak’ın anlattığı en güzel ve aynı zamanda en hüzünlü hikayelerden birisi… Gerçek hayattan alınmış bir anı olduğu yönünde güçlü iddialar bulunan öykünün yaşanıp yaşanmamış olduğu sorusunu ancak Sancak cevaplayabilir. Bildiğimiz şeyler ise yine kendisinin üstlendiği prodüksiyonun insanın içini ısıttığı -hatta yaktığı- ve ilk dinleyişte dinleyeni hem şarkıya, hem de müzisyene bağladığıdır. Sancak şarkı sonunda ölüm haberini aldıktan sonra kendisini tanımasanız bile ona karşı bir sıcaklık ve sempati duymaya başlıyorsunuz. Böyle duyguları ancak çok üst düzey müzik parçaları harekete geçirebilir. Sancak vokalinde aşırıya kaçmadan saf bir şekilde sese döküyor yazdıklarını. Hiçbir noktada abartıya kaçtığını veya olayı fazla dramatikleştirdiğini düşünmenize neden olmuyor. Genç yaşta ustalığa attığı önemli adımlardan birisi olarak görüyorum “Burada Her Şey Aynı”yı.

9. Dolunay

Albüm: Genosit (Canka albümü)

Altyapı: Sancak

“Dolunay”, bazı ince sözleri dışında stilini genel olarak pek beğenmediğim Canka’yı dahi bana zevkle dinletmeyi başarır. Çünkü Canka kendi bölümünü bitirdiğinde Sancak’ın anında ezberlenen muhteşem nakaratını dinleyeceğimi bilirim. Ardından “Çok insan gördüm çok, gözüm kör oldu kara” diyerek kendi sözlerini okumaya başlayacağı da her zaman aklımdadır. Duygusal müziğin en önemli 2-3 isminden biri olan Sancak’ın Canka gibi eğlence unsurunu ön planda tutan birinin parçasında -üstelik parça tam da Canka tarzındadır- bu denli başarılı olması hayli etkileyici. Albüm Canka’ya ait olabilir, ama şarkıyı domine eden şüphesiz Sancak’tır. Nakarattaki ustalık, yaşadığı yerleri betimleyişi, müziğini eleştirenlere verdiği cevaplar ile “Dolunay” dört dörtlüktür (hem söz düzeni (4×4), hem kalite açısından). Yılmaz Erdoğan’ın tek yönlü müzik yapmadığının güzel bir kanıtıdır.

8. Unutulmak Haricinde

Albüm: Orkestral Depresyon

Altyapı: Sancak

Ondan bahsederken, ilk defa adının telaffuz edilmesini sağlayan albümünün yıldız parçasını es geçmek olmazdı. Duygusal öğelerle harmanlanmış ve yeraltı Rap’ine klasik Sancak şarkılarından çok daha yakın verse’ler, vokal inceliğiyle lirikalitenin buluştuğu nakarat, albümün tamamına yayılmış temayı örnekleyen bir altyapı ve karşınızda “Unutulmak Haricinde”. İstanbul doğumlu müzisyenin vokal kalitesine bir nebze daha fazla önem verip nispeten -yeni ve eski tarzı arasında uçurum olduğunu söyleyemeyiz- farklı bir tarz edinmesinden önceki Rap anlayışının en başarılı örneği. Umudu, sevgiyi, “o yıldız”ı ve en önemlisi karanlığı işliyor eskiden sık kullandığı adıyla Sancak Forte. Rahatlatıcı, insana huzur verici bir melodisi var şarkının. İşlenen esas konu karanlık olsa da şarkının iç yüzü karanlık değil, hatta epey aydınlık. Şarkı boyunca yıldız ve güneşle yapılan benzetme ve kelime oyunları da ayrıca muazzam. Bu şarkıyı -aslında bu albümü- bilmiyorsanız kendinizi Sancak’ı biliyor saymamalısınız.

7. Dün Gibi

Albüm: Yerin Altında

Altyapı: İtaat

Kariyeri boyunca albümündeki prodüksiyonların yüzde 90’ını üstlenmiş bir sanatçının albümüne prodüksiyonla katılabilmek kolay değildir, bu nedenle İtaat’in altyapısına dikkat çekerek başlamalı. Olağanüstü bir sample, insanı alıp başka diyarlara götüren cinsten. Gitarın büyüleyici, masalsı bir etkisi var sanki. Üstüne Sancak’ın şarkı başındaki nakaratı da eklenince ilk saniyelerde bir rüyanın içindeymiş gibi hissediyor insan. “Ben derinlerde kayboluşlarımı karalıyorum her gece düşünüp o gözleri” gibi son derece iddialı bir cümleyle giriyor şarkıya Sancak. Benzer kuvvetli sözleri, bu ayardaki altyapıları çok defa işitmişsinizdir. “Dün Gibi”yi sıradan bir aşk şarkısı olmaktan çıkaran şey, aşk değil duygu şarkısı olması. Şarkı boyunca tek bir kişi ve ona yönelik tek bir düşünceye odaklı yaklaşım sergilemeyen Sancak, iki kişilik ilişkiye çok farklı açılardan bakarak konuyu monotonluktan kurtartıyor. Aynı zamanda şarkı boyunca söz düzeninin yardımıyla tempoyu bir yükseltip bir yavaşlatıyor, böylece tekdüzelik de ortadan kalkmış oluyor. Başyapıt değerindeki bu eserin bir benzerine rastlayacağınızı sanmıyorum.

6. Uzaklardayım

Albüm: –

Altyapı: Sancak

Sancak’ın çok sık albüm dışı şarkılarla karşımıza çıktığı söylenemez. Bu yüzden “Uzaklardayım” ile olan tanışmam konusunda kendimi oldukça şanslı sayıyorum. Zamanın popüler paylaşım sitelerinden MySpace aracılığı ile edinebildiğim çok değerli bir koleksiyon parçası. Çalışmayı Rap kategorisine koyamıyoruz, bu da Sancak’ın yeteneğini daha iyi takdir etmemizi sağlıyor. Şarkının tamamen ses kalitesine dayalı bir çekiciliği, -alışılan Sancak profilinin aksine- enerjik bir altyapısı ve eşsiz bir nakaratı var. Öylesine kalıpların dışında bir şarkıyla karşı karşıyayız ki Sancak ile asla yan yana düşünmediğimiz Auto-Tune efektine bile rastlayabiliyoruz ve işin ilginci bu bizi rahatsız etmiyor. Güneşli havalarda, mutlu anlarımda dinlemeyi tercih ediyorum bu parçayı. 50’yi aşkın dinleyişimin sonucunda beat’in yansıttığı tonun olumlu ruh halleri ile daha verimli kaynaştığını gördüm. Kısa olması nedeniyle üst üste birkaç kez rahatlıkla çalınabilir. Arşivinizde mutlaka bulunması gereken bir eser.

5. Kimim Ben

Albüm: Yerin Altında

Altyapı: Sancak

İki favori müzisyenimin buluşması; benim için rüya gibi bir şeydi bu şarkının gerçekleşmesi. Sancak önce Başar’sız kısa versiyonunu yayımlamıştı parçanın, o hali bile mükemmele yakındı. Albüm çıkışıyla birlikte Başar da eklenince, şarkı benim için akıl almaz boyutlara ulaştı. Üç bölüme ayrılabilecek şarkı önce yavaş ve ağır nameli başlıyor. Başar ve Sancak adeta vokallerini yarıştırıyorlar ve kimin daha iyi olduğu kararını dinleyenlere bırakıyorlar. Ardından kısa versiyonunda nakarat olduğunu fark etmeyeceğiniz nakarat geliyor; kendisi şahane. Üçüncü bölüm ise hızlandırılmış Rap kursu gibi. İlk bölümde namelerle diyalog kuran ikili bu kez vitesi arttırıp koşmaya başlıyorlar ve finişe birlikte varıyorlar. “Yine gözlerim kapandı dünden / Açmam için onu bana geri gönder”, “Gözlerimin esarete karşı durması için zulüm gerek / Bana bunu ver”, “Son cümlem aklımdan değil kalpten gelir / Sesim kederlidir” gibi yıllar boyunca aklıma kazılı halde duran ve her zaman duracak olan sözleri barındırıyor “Kimim Ben” (Başar’ın sondaki “Yine yalnızım” deyişi insanı bitirir be!). Belki Sancak’ın bir numaralı çalışması değil ama, benim adıma en özel şarkısı bu.

4. Bu Kaçıncı Yağmur

Albüm: Resim

Altyapı: Sancak

Girişi yağmur sesleriyle yapılan bir şarkının başarısız olduğu nerede görülmüş? “Peşimde götürdüklerime katlansın her şehir” diye başlıyor yolculuk. Yağmurlu bir günde şehirler arası yolda gidiyormuş hissine kapılıyorsunuz bir anda; piyano, yağmur ve sözler öylesine sürükleyici ki… Bek vokallerin müthiş kullanıldığı bir verse’ü var şarkının. Doğayı hedef alan tasvir ve kişileştirmelerle umutlu başlayan 16’lığın ikinci kısmına karamsarlık, gelecek kaygısı ve geçmişteki üzüntüler damga vuruyor. Dört kez art arda söylenen nakarata gelindiğinde ise şarkıya tam bir mağlubiyet havası hakim oluyor. Adı Yağmur olan bir arkadaşıma kişisel zil sesi yapmama sebebiyet veren nokta atışı bir melankolik parça. Çalışmada kusur olarak öne sürülebilecek tek şey ikinci verse’ten yoksun oluşu, bu da aslında şarkıyı kısa süreli tutarak ona daha sıkı bağlanmanıza yardımcı oluyor bir bakıma. Şahsen yağmur sevmeyen bir insanımdır, yine de bunu dinlemekten vazgeçemiyorum.

3. Uzakta Yarınlar

Albüm: Sokaktan Selamlar (Desta albümü)

Altyapı: re.Gast

Listede özellikle yer almasını istediğim bir parça. Eminim yazı boyunca sözü geçen şarkıların en az bilinenidir kendisi. Oysa azıcık daha duygusal davransam ilk sıraya yerleştirebilirdim bu sevimli arkadaşı. Yıllardır iTunes’umda “Plays” kategorisinin en üst basamağında yer alıyor. Altyapının sahibi re.Gast ve albüm sahibi Desta’ya ayrı parantezler açılarak teşekkür edilmeli ilk olarak. Sancak’a gelecek olursak sanki kendi prodüksiyonuymuş gibi sahiplenmiş şarkıyı. Desta ile yarı yarıya paylaştıkları nakarat dahil her alanda ağırlığını hissettiriyor ve bu alanları hünerleriyle süslüyor. “Dolunay”ın aksine burada Desta da oldukça dinlenilir bir bölüme sahip. Üstelik ses tonunun Sancak ile oluşturduğu tezat parça bütünlüğü açısından çok olumlu. Daha sert ve agresif olan Desta’yken, Sancak’a tansiyonu düşürüp sakinliği sağlamak kalıyor. E bu da en iyi yaptığı şeylerden birisi. Özel, özel olduğu kadar da ilham verici bir şarkı.

2. Tek Kaçacak Yerim

Albüm: Resim

Altyapı: Sancak

Enfes bir girişi var şarkının. Sancak henüz ilk saniyelerden sesiyle sizi çekim alanına alacağının haberini veriyor. Halihazırda ilginizi çekmiş olan altyapıyı henüz kavrayamadan bir de vokal darbesi yiyor ve iyice sarsılıyorsunuz. Fon müziğini fazla uzatmadan verse’e girişini yapan Sancak sizi yere seriyor ve bir daha kalkamıyorsunuz. Kalkmamalısınız da. Neresinde ne var, hangi söz ne diye yazılmış gibi sorularla boğuşmak yerine keyif almaya bakmalısınız; çünkü sıradan bir şarkı dinlemiyorsunuz. “Aynamda utandığım her şeyimle buradayım / Ve aynı anda utandığım her ne varsa susmadım” diyen Yılmaz Erdoğan hiç çekinmeden sıralıyor birçoğunun düşünmekten bile çekineceği utançları, yaşanmışlıkları, hayatları. Sancak’ı benim için diğerlerinden ayıran en belirgin özelliklerden birini bu şarkıda görebiliyoruz: Samimiyet. Bakmaya cesaret edilemeyen kapıları açması, hata ve eksiklerini şarkılarında dillendirebilmesi onu bahsettiğimiz şarkıda olduğu gibi bir adım öne çıkarıyor. Onun tek kaçacağı yer evi, bizim tek kaçabileceğimiz yerlerse onun notaları, melodileri ve nameleri.

1. Kapatın Her Yanı

Albüm: Yerin Altında

Altyapı: Sancak

Yazının sonuna gelme hüznüm şarkının hikayesindeki hüzünle birleşince ortaya tasviri zor duygular çıkmaya başladı. Sancak’ın nadir de olsa tercih ettiği storytelling metodunun doğru kullanıldığında ne kadar etkili olabildiğini birebir yaşıyoruz burada. En güvendiği kimseler tarafından acı bir ihanete uğrayan bir adamın öyküsüyle baş başayız. Martı ve deniz seslerinin eşlik ettiği masmavi girişin ardından önce dostlarına tekrar kavuşmanın heyecan ve coşkusuyla duygulanan bir kişi ile tanıştırılıyoruz. Kalbi kırık kahramanımızı fazla aktif bek vokal ihtiyacı duymadan yerinde bir Rap verse’ü ile tanıtıyor Sancak. Müthiş kurgulanmış 16’lık sonrası hayatımda duyduğum en iyi nakaratlardan biriyle selamlıyor bizi. Acı, serzeniş, masumiyet, hayal kırıklığı… Hepsi 22 saniyeye sığdırılmış biçimde altın -altın arz ettiği değeri anlatamayabilir bile, elmas mı deseydik- bir tepside sunuluyor. İnsanı böylesine baştan çıkaran, dinlendiğinde kafasında diğer tüm düşünce ve sorunları bir kenara iterek en öne kendisini koyan bir nakaratı başka bir yerde işittiğimi sanmıyorum. Nakarat diye diye geldik ikinci kısma. Kahramanımızın ilk bölümde övgüyle söz ettiği arkadaşlarının sadakatsizliği çıkıyor ortaya. Kaçınılmaz sonunu bekliyor halde bırakılıyor kahraman ve ikinci verse ile nakaratta söz edilenlere çok daha kolay anlam yükleyebilir duruma geliyoruz. Önemini kelimelere dökmenin gerçekten çok güç olduğu bir parça “Kapatın Her Yanı”. Her dinleyenin farklı bir özelliğinden etkileneceğini düşünüyorum, tıpkı herkesin favorisinin başka bir Sancak şarkısı olması gibi. Şarkıyı bir filmden olduğunu düşündüğüm çarpıcı bir alıntıyla sona erdirmiş Sancak, yazımı da aynı şekilde bitirmek istiyorum: “Kimsenin bizi yolumuzdan döndürmesine izin veremeyiz, tamam mı? Kaldığımız yerden devam etmek zorundayız. Çok yol kat ettik, kaybedecek çok şeyimiz var. Yolumuza devam etmeliyiz!”

Not: Favori Sancak şarkınızı bu yazıya yorum olarak yazabilirseniz çok sevinirim.


MT - Anarchist

1. Yoruldum: Adında “Intro” yazmasa da o niyetle yapıldığı her haliyle kendini belli eden bir giriş şarkısı. Geleneksel girişlerin aksine dört dakikaya yakın bir süreye sahip şarkıda MT’nin kendinden çok müzikaliteyi ön plana çıkarmayı hedeflediği söylenebilir. Şarkı boyunca yarım Rap verse’ü bile duymuyoruz (bu aslında albüm hakkında yanlış bir ilk izlenim yaratabilir). Kariyeri boyunca kullanmaktan vazgeçemediği Anadolu ezgilerini ilerleyen parçalarda sıkça işiteceğimiz modern sound’a ne şekilde entegre edeceğini bir fragman halinde sunuyor Hollanda-Türkiye ortak yapımı Murat Çam. Elektro gitar, elektro bağlama ve piyano gibi canlı enstrümanlarla albümün vokal açısından sade ilk eseri müzikal olarak daha da zengin bir hale geliyor. Giriş – gelişme – sonuç düzenini uyarlayabileceğimiz şarkıda giriş ve sonuç sakin, gelişme ise bir hayli hararetli: Tıpkı Anarchist albümü gibi.

2. Anarşist: Albüme “Yoruldum” ile giriş yaptıysanız ve MT’nin deneysel vokaller ile farklı müzik türlerine olan ilgisinden de haberdarsanız; albümün ne derece Rap ağırlıklı olacağını sorgulama şansınız yüksektir. “Anarşist” şarkısı ise tam aksine dolu dolu Hiphop içeren ve albümün tonunu belirleyen bir çalışma. 10 parçalık albüm boyunca dinleyeceğiniz en iyi kayıtlardan birisi bu ve birçok açıdan irdelenmeyi talep ediyor. Altyapının vuruculuğundan başlamalıyız: MT’nin yeni okul Rap sound’unu yakalarken aynı zamanda nasıl köklerine bağlı kalabildiğinin güzel bir kanıtı karşımızda. Sevdiğini yapmakla kendini dinletmenin her zaman birbirinden kopuk kavramlar olması gerekmediği; albümün tüm prodüksiyonunu yine tek başına üstlenen MT’nin bu beat’i ile vurgulanmış. Akustik gitarın lezzeti, Avrupai efektler ve Türk melodileri ile birlikte sıra dışı bir muhteşem üçlüyü oluşturuyor. İki adet sağlam, samimi ve etkileyici MT verse’ü, bir de albümün en iyi nakaratı tabloyu tamamlıyor. Mutluluk arayışlarında yine Murat abimiz, hiç bitmeyen umudunu ise koruyor: “Mutlu günüm olmasa da ben alışırım baba.” MT’nin kartvizitine hoş geldiniz.

3. Ölü Ruhlar Marşı: Hani bir odağa yoğunlaşmayı sevmeyen, birkaç dakikada onlarca farklı denize olta atabilen MT vardı ya, o hala yaşıyormuş. Albüm ismiyle beraber gelen anarşik konsepte oldukça uygun bir biçimde seslendirilmiş üç numaralı parça. Yumuşak ve hafif notalarla startı alan, piyanonun tatlı dokunuşlarıyla beslenen marşımız ilerledikçe hızlı vuruşlara ayak uyduran bir MT ve nameli bir nakaratla süsleniyor. Şarkı boyunca hayatın gerçekleri, toplumsal olaylar, medya, hayaller ve umutlar gibi çok sayıda konuya değiniliyor ve neredeyse hepsi net bir sonuca varılmadan deyim yerindeyse MT tarzında ucu açık bırakılıyor. Şarkının bir anlamda MT’nin kafasının içini yansıttığını düşünüyorum; çok sayıda düşünce mevcut ve bunların çoğu birbiriyle iç içe geçmiş durumda. Bu nedenle parçanın tamamında karışıklık hat safhada. İçinde “Son kurşunu kendine saklayan kahraman bilir aşkı” gibi ustalıkla gizlenmiş iddialı cümlecikler de barından şarkı, albümün önde gelen eserlerinden biri olmasa da kesinlikle tekrar dinlenebilecek düzeyde.

4. Alo! Hain İçinizde: Kafanız doluyken dinlediğiniz takdirde pek bir anlam veremeyeceğiniz, sıradan Rap yazarlarının boyunu aşacak derinlikte sularda yüzen, kimi zaman tuhaflığa kaçan derecede özgün bir parça. Hemen ilk saniyelerdeki “Hazır ol, ölünce rahat!” cümlesi ile dört kelimede dinleyen etkisi altına kolayca alınabiliyor. Paranın yoğun bir tema olarak dikkat çektiği ilk bölümde üst üste benzetmeler ve komplike metaforlarla insan-para-hayat ilişkisi inceleniyor. Şarkı süresince gerek altyapı, gerekse lirikler ile müthiş karamsar bir hava yakalanmış. “Koyu renkli hayatım / Gözlerimin cıvıltısını usulsüz ve göz göre göre çaldılar demin” diye yazmış Beyazkin, içindeki antikapitalistin hala yeterince canlı olduğunu gözler önüne sererek. İkinci bölüme kulak kabarttığımızda karşısına adeta tüm insanlığı alarak onun hatalarını, eksiklerini, zayıf noktalarını ve utanç dolu geçmişini yüzüne vuran bir MT’ye şahit oluyoruz. Ve nihayet nakarata doğru anlamı yükleyebiliyoruz: Hain içimizde.

5. Yeraltından Geliyorum: Birden fazla kez dinlememe rağmen şarkının altyapısına bir türlü ısınamadım. Bana göre şarkının ismiyle epey iyi bir uyum gösteren sözleri bir üst seviyeye taşıyamayan, yüksek potansiyele sahip bu çalışmanın yerinde saymasına sebebiyet veren bir enstrümantal. “Yeraltından geliyorum, batırdıkları tüm umut güneşleri sırtımda” gibi son derece sembolik bir dize içeren, küfre yer vermeden sertliği yakalayabilen parçanın fon müziği (ve nakaratı) çok daha ayakları yere basan, kuvvetli vuruşlara sahip ve amaca yönelik bir şekilde tasarlanmalıydı. Şarkı iki adet kaliteli verse’e sahip; piyasaya içi dolu göndermeler ve düşse de ne olursa olsun kalkabileceğini iması ilk bölümün altını çizerken ikinci bölüm ise; eski günleri, o günlerin “eski” olmasına neden olan hainleri ve ayrıca kendisinden şüphe duyanları içeriyor. Trabzonlu müzisyen, Jay-Z veya Kanye West gibi Tanrı olduğunu iddia etmese de, bu şarkısıyla piyasanın en tepesindeki kişi olarak kendisini işaret ediyor.

 

6. Kobolo: Yine beat kalitesi ile başlayalım. Bu kez önceki şarkının tam tersi bir görüntü ile karşı karşıyayız. Albümün genelindeki varlığından bahsettiğim elektronik öğelerin en yerinde kullandığı parçanın bu olduğu kanısındayım. İlerledikçe kendini belli eden, canlı enstrümansız çıkılabilecek en yüksek noktanın hedeflendiği dinamik bir altyapı eşlik ediyor MT ve bizlere çok da yabancı olmayan yabancı konuğu Die-Key’e. Şarkımız Murat Çam’ın seneler geçtikçe çoğunlukla pozitif yöne doğru dönüşüm geçiren müziğinin aksine bozulmamayı başararak kendini koruyan güçlü duruşunun enfes bir örneği. “Batan geminin malları kişiliğini belki de taptığı materyallerde bulacak” dizesinin sizlere vereceği net mesajı ben sayfalarca yazsam dahi veremeyebilirim. MT popülizm karşıtı tavrı doruklarda yaşıyor ve ses tonuyla, soyutluğu somutluğa tercih ettiği lirikleriyle dinleyene bunu hissettiriyor. “Cahilliğinle geber senden başka insan yokmuşçasına!”

7. Dogma Asker (Teskere): Verse kalitesi bakımından albümün diğer yapımlarını aratmayan, istikrarlı MT performansını rahatlıkla alabileceğiniz bu parçanın nakarat kısmı içime sindiremediğim ender MT nakaratlarından. Sistemi enine boyuna eleştiren, battle Rap kıvamına yakın dizelerden sonra oldukça yumuşak biçimde devreye giren nakaratın şarkı genelindeki tezatlığı bir nebze abartıya ulaştırdığını düşünüyorum. Böylesine kuvvetli örnek ve göndermelere sahip bir şarkı mutlaka daha hardcore bir nakaratla donatılmalıydı. Genelini klasik MT konularının parsellediği çalışmada yer yer kapitalizm karşıtı söylemler, yer yer gerçeklik kavramının sorgulanışı baş gösteriyor. “Sahte huzur, uyuşturucu beynin G noktasını bulur / Nasihat dolu günlerde sistem sessiz durur / Dosyanı kapatır, komada yaşatır / Sesini çıkarırsan kaza süsü verip 28 yerinden vurur” şeklinde duygularını kaleme alıyor Karadeniz’in yerlisi müzisyenimiz. “Yeraltından Geliyorum”’a benzer şekilde potansiyeline ulaşamamış bir şarkı olarak görüyorum “Dogma Asker”’i.

8. Uzun Yollarıma: Etkileyici –MT sevmeyecek olsa da bu kelimeyi kullanmak zorundaydım- Kanyevari bir girişle karşılanıyoruz. Albümde sık tercih edildiği gibi nakaratla başlıyor şarkı. Hemen ardından ise beat’in daha tempolu bir hale geldiğine tanık oluyoruz. Piyanonun ince tonlarının bu altyapıya müthiş uyum sağladığını söylemek lazım. Burada önemli bir notu sizlere sunmak isterim: Bugüne kadar olumlu –bu şarkı için olumlu kelimesi hafif kalır- bir beat’in MT tarafından harcandığı neredeyse hiç görülmemiştir. Şahsi görüşüme göre albümün bir numaralı altyapısı ve akabinde  meydana gelen albümün en iyi üç şarkısından birisi. Oldukça modern bir sound, çok yönlü melodiler, ayrıca yoğun ve sürükleyici. Saf lirikalite olarak yine Anarchist’in en tepedekilerinden, belki de ilk sırada. Şiir okur gibi Rap yapıyor MT şarkı boyunca. Kaybolan umut ve kader temalarıyla donatıyor ilk bölümü, “uzun yollarına” kaderi ve umudu nasıl kurban ettiğini anlatıyor. Güneşsizliği, karanlığı sezdiren bu bölümü takip eden ikinci kısım ise tamamen olumsuzluk üzerine kurulmuş. “Yalan yoktur gerçekle harmanlanamayan”, “insan yoktur ölmeden kendini bulmayan” gibi negatif metaforik örnekler neyin var olup neyin olmadığını düşünmemize yol açıyor. “Yeni MT tarzı nasıldır?” sorusuna sanıyorum ki bu şarkıdan daha iyi bir cevap düşünülemez.

9. Toprak Ana Söyler Neden: Bu beat’i gerçekten işitiyor muyum? Şarkı başladığında kendime sorduğum ilk soru buydu. MT’den hiç alışmadığımız tarz ve kulvarda bir müzikal prodüksiyon gerçekleşmiş. Arka planda duyduğumuz akordeon benzeri (sanırım öyle, yanlışsam düzeltin) melodi olumlu mu olumsuz mu olduğunu kestiremediğim bambaşka bir tat katmış yapıma. İtalya sahillerinde olduğumu düşündüm şarkının başında nedense, nitekim MT de bu eseri baştan sona doğaya ayırmış gibi. Tam olarak ikiye ayırabileceğimiz çalışmanın ilk bölümü toprak anaya sorular yönelten, bir nevi ona isyan eden Beyazkin’i resmediyor. Devamlı “Neden?” diye yineliyor MT. Olumsuzlukların nedenlerini doğanın çok sayıda öğesini sembolik biçimlere büründürerek sorguluyor. İkinci kısım ise toprak ananın cevaplarını içermekte. “Toprak bolluk, bereket, aşktır“ diyor toprak ana, “kırlara savrulan yapraklar yüreğimdendir” diyor ve MT’nin henüz bir iki dakika önce endişeyle yönelttiği soruların hepsini optimizm yüklü cevaplarla açıklıyor. Ölmekte olan doğayı –insanı- tekrar hayata bağlıyor. Siyahı ve beyazı gösteriyor bize MT, siyah ve beyaz olmaya ihtiyaç duymadan. “Aşk yaşamakmış oysa.”

10. Uyan: Anarchist konseptini farklılığıyla yansıtmayı başaran bir altyapı kullanımı ve MT’nin hit parça kadar ses getirebilecek kısa çıkışı. 10 şarkılık albüm kelimelerle değil, teknik yapı ve düzen ile özetlenmiş. Türk ve yabancı melodiler bir arada kullanılmış, nakaratla giriş yapılmış ve umut gibi temalar yinelenmiş. Ancak bunların hiçbiri albümü toparlama amacıyla üstünkörü bir şekilde yapılmamış. Özenli nakarat, özenli sözler, özenli vokal. “Özümde insan” diyerek geçmiş yapıtlarına selam gönderen, içinden çıkamadığı vicdan-akıl-mantık kavgasını işleyen Deli Efendi, yapmaktan vazgeçemediği şeylerden birini yine yapıyor ve albümü dinleyenlerine verdiği mesajla bitiriyor: Uyan!

MT - Anarchist Arka

Top 3: 1) Anarşist 2) Uzun Yollarıma 3) Uyan


DK - 1

Doğduğunda sana ailen bir isim vermemiş ve bu kararı sana bırakmış olsalardı hangi ismi kendine seçerdin? Seçtiğin bu ismin senin için özel bir yeri var mı, sana neler ifade ediyor?

Ailem bana Ali İlkan ismini vermemiş olsaydı seçeceğim isimlerden birisi Ali muhakkak olurdu. Bunun dışında Ankan ismini tercih ederdim sanırım. Sebebi ise çok anlam yüklü bir isim olması. İnsanın bu dünyada inancı ne olursa olsun en başta vicdanen rahatlığını göz önünde tutarsak arkasında temiz bir soy, temiz bir isim bırakmak ister. Ankan bir nevi sübliminal mesaj vererek insanlara bunu aşılayabilirdi. :)

Şimdi de Türk olmadığını varsayalım. Hangi ülkenin bir vatandaşı olmak isterdin? Bu milleti seçmenin sebebi Türklere yakın olması mı yoksa kendinle bağdaştırdığın başka özellikleri mi mevcut?

Şimdi kendimi acındırıyor gibi olacağım ama umursamadan söylüyorum. :) Ben yapı olarak kendini “kahır çekmeye mahkum hisseden” insanlardanım. Sanırım sırf bir önceki cevabımda belirttiğim vicdan meselesi yüzünden ezilen bir toplumda ezilen bir birey olmak isterdim, yediremezdim kendime onlar ezilirken sefa süren bir toplumda yaşamayı. Tabii bunlar çok ütopik, daha doğrusu maneviyatla alakalı şeyler olduğu için bu şekilde bir yaklaşım ne derece doğru olur bilmiyorum. Hepsini bir kenara bırakacak olursak Omaha’da dünyaya gelmek isterdim; Nebraska’nın bozkırlarında yaşayan bir Kızılderili kabilesinde. Aynı zamanda Malcolm X bir diğer adıyla Hacı Malik el-Şahbaz‘ın memleketidir. Pek severim kendisini, bu sebepten çok araştırdım o tarafları ve haliyle oraya karşı bir sempatim var.

Sana göre yaşadığımız dünyanın en önemli sorunu nedir ve bu sorunu çözmek için neler yapılabilir? Bu sorun seni nasıl etkiliyor?

Bu soruya politik bir cevap verip sıyrılmak istemiyorum, çok fazla uzatıp okuyanları da sıkmak istemiyorum ama nerden başlayacağımı da bilemiyorum. Bu yüzden minik bir yaşanmışlıktan bahsedip özetleyeceğim konuyu. Büyük bir alışveriş merkezi düşünün. İçinde binlerce yüzbinlerce eşya var, her çeşit sebze, meyve, yiyecek ve içecek mevcut. Şimdi de alışveriş merkezinin içindekileri ve dışındakileri düşünün. Yani alışveriş merkezine girip oranın sunduklarından yararlanabilenler ve dışarıdan bakıp içeriye adım atamayanlar. Bu ikisinin arasındaki tek fark alım gücü. Bahsi geçen alışveriş merkezinden bir şeyler alacak gücü olmayanlar oradan bir şeyler çalıp çok normalmiş gibi hareket edebilir ve bu çok sık yaşanan bir şey. Peki bizlere senelerce gördüğümüz eğitim ve öğretim hayatımızda “yüz kızartıcı” suç olarak bahsettikleri “hırsızlık” nasıl olur da bu denli hafife alınıp uygulanabilir? Alım gücü insanlarda ruhsal sorunlara yol açıyor. Bakın bütçesi düşük bireyler kendilerine sunulanın, haksız kazanç yüzünden zengin olan insanlar tarafından önlerine konulduğunu düşünüp “onlar yapıyorsa ben de yaparım” mantığıyla hareket ediyor. Empati kurar ve vicdanı bir kenara atarsak herkes kendince haklı. Ama sonuç olarak kimden neyi ne şekilde çaldığının önemi yok, hırsızlık bir kişinin değil binlerce kişinin emeğini gasp etmektir. Bu beni yakın çevremden uzak kılıyor. Kendimi ait hissettiğim ortam sayısı azalıyor…

Şimdi sorun nerede diyenler ya da sorunun hırsızlık olduğu düşünenler… Sorun bu davranışı sergileyenlerin aklı başında insanlar olmasıdır. Sorun bir öğretmenin, bir eğitimcinin “boş ver, bize mi kaldı tasası” minvalindeki düşünceleridir. Sorun sözde dava adamlarının davalarının hakikatli taraflarıyla yüzleşmemesidir. Sorun haksızlık karşısında susanlar, radikal olduğunu sanıp zerre etik davranmayan siyasetçilerdir. Sorun üniversitelerin inisiyatif kullanmadan diploma notuyla ve parayla öğrenci yetiştirmesi ve mezun etmesidir. Sorun “adalet” duygusunun çok kabarık fakat bu kabarıklığın işe yaramayan, tırnak geçirsen patlayacak bir balondan ibaret olmasıdır. Sorun içimizdedir, bizdedir… Biz de malum her yerdeyiz, haliyle sorun global ve kimsenin gidemediği bir yerdedir…

DK - 2

Hayatının filmi olarak adlandırdığın bir film var mı? Nedir bu filmde seni bu kadar etkileyen şeyler?

Sayısız film izledim yerli, yabancı, komedi, korku, gerilim, aksiyon uzar gider. İçlerinde etkilendiğim filmler de oldu, çok fazla etkilendim hem de. Kelebek Etkisi mesela hapis sahnelerinde ürperiyordum. Teksas Katliamı gerçek bir hikaye, yaşanmış bir olay çok etkilenmiştim. Piyanist müthiş bir filmdi, çıkarılacak çok ders vardı; en basiti “insan insanı yakmıştı”. Ama en etkilendiğim yabancı yapım Forrest Gump filmiydi. 94 ABD yapımı epik romantik komedi-dram filmidir. Winston Groom tarafından yazılmış, aynı adı taşıyan 1986 romanından sinemaya uyarlanmıştır. Robert Forrest GumpZemeckis‘in yönettiği filmde Tom Hanks, Robin Wright, Gary Sinise ve Sally Field rol almıştır. İnsan “DAHA NE OLSUN” diyor içinden. :) Hatta “En İyi Film” dahil olmak üzere 6 dalda Oscar ödülü almıştır. Zeka seviyesi yüzünden devlet okuluna giremeyen o çocuk –Allah’a şükür zeka sevyem düşük değil ama- beni anlatıyor gibi hissederdim hep. :) Çetin başarılara imza atması, azmi, hırsı, her şeye rağmen mücadele edişi ile takdire şayan bir film. En etkilendiğim replik:

-Neden ölüyorsun anne?

-Vaktim doldu, sıram geldi.

Gözlerim dolmuştu…

Çok uzattım ama bir şey daha var: Bana Bir Şeyhler Oluyor, Yılmaz Erdoğan‘ın müthiş oyunu! Her repliği, her sahnesi aklımda… Altan Erkekli‘nin olağanüstü oyunculuğu ile süslenmiş bir yapıt adeta. En özel yeri de sanırım şu repliklerdi:

-Evet söyledi… Ya da ben duydum… Duyduğuma göre elbet bir ses söyledi bu söylendikçe usulen söylenir olan sözleri. Evet duydum söyledi… Her duyduğumda ağladım… Pek çok ağlayışım sırasında duydum… Kalbim tutanak tuttu duyduklarıma… “Soruldu” dedi, cevap alındı. “Yaşamak” dedi, “tek marifetiniz -biraz özen gösteriniz.” “Zulüm kimse zalimlik yapmayınca biter -mazlumlar dahil” dedi. “Ama yapmayın, o daha bir çocuk” dedi Tanrı.. Ya gördüm neyleyim?! İnsanlar vardı duvarın içinde. Ya ben hep duvara konuştum… Ya da duvar değil konuştuğum, içinde insanlar var. Nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar. Bilmiyorum, belki de ben gerçekten delirdim… Onlar haklı belki de. İçinde değil duvarların insanlar… Sadece arasındalar…

Favori yemeklerin nelerdir? Hangi yemekler olmadan yaşayamayacağını düşünüyorsun?

Hiç yemek ayırmam aslında. Mesela o kadar yemek ayırmıyorum ki öğünlerime dikkat etmeden ne bulduysam yerim. :) Biraz sağlıksız besleniyorum ama en sevdiğim yemek “Fırında karnıyarık”; yanına şöyle güzel pamuk gibi pilav, e cacıksız olmaz. :)

DK - 4

Kendinde bir özelliği değiştirebilecek olsaydın, neyi değiştirirdin?

İkili ilişkilerimde tolere sınırım o kadar düşük ki çok çabuk sinirleniyorum, doktora gitmeye çekiniyorum o derece. Özel hayatımda çok fazla zora sokuyor beni bu durum. Yani hiç sinirlenmek istemediğinizi düşünün ve sinirlenecek bir durum olmadığını. Şimdi de buna sinirlendiğinizi düşünün böyle saçma bir hal. :) Bir de boyum 1.86-1.90 cm olsun isterdim, çok mu? :)

Hayatının en mutlu gününü hatırlıyor musun? O gün neler olmuştu?

Öğrencilik hayatım boyunca başarı elde ettiğim tek ders edebiyat oldu, onun dışında okul takımı vardı. Başka hiçbir düzgün işim yok. Takdir ve teşekkür belgelerinden aldım ama bir anlam ifade etmiyordu benim için. Takdir belgemi almadan amcam “Bu sene takdir al, araba sürmesini öğreteceğim” demişti. 4. sınıfta aldım ilk, çok değişikti. İnsan gaza gelince başarıyor sanırım. Bunların dışında lise 1. sınıfta her zamanki gibi kötü bir öğrencilik hayatı yaşıyorken kurtarma sınavlarına kalmıştım. Tam 6 tane zayıfım vardı. Bunların dört tanesi 1’di, iki tanesi 0. Zor bir gün beni bekliyordu. Bir günde 3 tane sınav olmuştum… Notlar açıklanmaya başladı, akşam saatlerine doğru son sınavlar açıklanacaktı ve kimya dersinden kesinlikle geçer not almalıydım. En aşağı 100 üzerinden 60… Merdivenlerde çaresizce beklerken sınavların kontrol edildiği kapıdan edebiyat öğretmenim çıktı ve eliyle bana “6” yaparak 60 aldığımı söyledi. O gün o an öyle bir çığlık attım ki üst katta sınav olan diğer öğrenciler sınavı bırakıp bana bakmışlardı. Okulun büyük koridorunda bir uçtan diğer uca koşturuyordum. Samimi olduğumuz, bize öğretmenden çok bir ağabey edasıyla yaklaşan Abdullah hocamız vardı hatta Apo derdik kendisine. Koştururken onu gördüm, direk boynuna atladım. “Ne oldu len sevgilinden mi ayrıldın ne bu sevinç?” diye sormuştu hatta. Ben de kendisine olaydan bahsetmiştim, “Koçum benim” deyip sarılmıştı. Hiç unutmuyorum bu anı. Unutacağımı da sanmıyorum.

DK - 5

İlkan nelere güler, İlkan’ı güldürmeyi en iyi başarabilen insanlar kimlerdir?

İlkan en çok kendine gülüyor, kendi çalıp kendi oynayanlar var ya o hesap kendi söylüyor kendi gülüyor. :) Televizyonla uzun zamandır aram yok pek bakmıyorum, eskiden bir kaç diziye bakardım komik olan… Bunun dışında koyu bir Cem Yılmaz hayranıyım. Çok başarılı bir oyuncu olan Olgun Şimşek‘in tiyatro oyunlarında olsun, dizilerde olsun büründüğü bazı roller gülme krizlerime yol açmıştır zamanında. Bunların dışında eğlenceli bir adamım, her şeyden espri türetip neşelenebiliyorum. Ev arkadaşım Necip Mahfuz‘la bazı günler evin içinde izlediğimiz filmlerin, oyunların repliklerini kendi kendimize söyleyip sabahlara kadar güldüğümüzü bilirim. Hatta ben o repliklerin karikatürlerini çizip kendisine fotoğraf olarak gönderirim. Böyle değişik değişik şeylerle uğraşıp eğlenceli vakit geçirmek için her şeyi yaparım. Çok fazla gülerim zaten ben, alnım, göz çevrem çok kırışıktır. Hatta benimkine gülmek denmiyor “Kapat o ağzını” deniyor. :)

Ali İlkan Halli’nin geleceği nasıl olacak, kendine tasarladığın yaşam nasıl?

Çok lüks bir hayat istemiyorum ama isteklerimiz maalesef şu dünya düzeniyle lükse kaçıyor, ekmek bulamayan insanlar var… Sevdiğim kadınla evlenip çocuklarımla büyümek istiyorum. En az 2 çocuk !!! :) Eşim ne der bilemiyorum… Arabam olmasa da olur ama bahçesi olan, yerden biraz yüksek balkona sahip, tek katlı bir ev hayalimdir. Sallanabileceğim bir salıncak olsun bahçede, çocuklar için değil kendim için… Bir de hamak meraklısıyım pek tatmadım o duyguyu, bir hamak istiyorum. Küçükken İzmir/Bornova’da Veteriner Lojmanları’nda oturuyorduk, evimizin bahçesi vardı, mısır ekmiştim oraya perişan olmuşlardı. Bahçe işi hala hayalim, boşuna bahçeli ev istemiyorum. :) Hayat ne getirir ne götürür bilemem, bunlar hemen hemen herkesin istediği şeyler (detaylar hariç). Bunları bir kenara bırakacak olursak; şu anki durumlara göre sanırım İlkan fakir yaşayıp sefil bir şekilde ölecek. Arkasından tek söylenen de şu olacak: “Yazık”.

Dilkeş GY


YS - 1

Mehmet Çetin’den bahsetmek gerekirse bana neler sayabilirsin? Mehmet’in dünyasında nelere yer var?

Bilgiye iman eden bir adam olarak görüyorum kendimi. Her konuda kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Elimden geldiğince okumaya ve farklı dünya görüşlerine sahip insanlarla konuşmaya çalışıyorum. Uyumadığım her saati gözlem yaparak geçirmeye çalışıyorum. Çocukluk arkadaşlarıma ve akrabalarıma değer veren bir yapım var. Şuan için müzik hayatımın dışında Ankara’da özel bir kurumda ve bir basketbol takımında psikolog olarak çalışıyorum. Kitaplar, spor ve bilgisayar oyunları olmadan hayatın daha az katlanabilir bir yer olacağına inanıyorum.

Sporla yakından ilgilendiğini biliyoruz. Mehmet Çetin kendisini hangi sporlarda başarılı buluyor? Bu sporlarda nasıl görevler üstleniyor, hangi özellikleri ile öne çıkıyor?

Futbol, basketbol, atletizm, tenis, binicilik, gibi sporları yapmış biri olarak NBA ve  F1’i çok yakından takip ederim. Gerçi F1’den artık eskisi kadar tat alamıyorum o ayrı konu… Kendimi okul hayatı yerine vaktinde futbola yönelsem futbolcu, basketbola yönelsem profesyonel olarak basketbolcu olabilecek biri olarak görüyorum. Boyumun çok uzun olmaması beni bu karara itti bile diyebilirim hatta. Futbolda sol ayağımı sağ ayağım gibi kullanabildiğim ve sprint özelliğim nedeniyle sol açık oynadım oynadığım takımlarda ama lisanslı olarak futbol çok az oynadım. Arkadaş aralarında yapılan maçlarda da orta saha – forvet oynarım. Nihat Kahveci’nin sol ayaklı olan hali diyebiliriz :) . Basketbolda boyum yüzünden, hızım ve pas yeteneğim sayesinde oyun kurucu olarak mücadele ettim yıllarca. Ve bunu tam 7 yıl lisanslı olarak yaptım.

Hayatında idol olarak gördüğün kişiler var mı? Bu kişilerin hangi özellikleri onları senin gözünde ön plana çıkarıyor, bu kişilerle ortak olduğunu düşündüğün özelliklerin var mı?

Senna

Her gün biyografi okuyan biri olarak aslında bu listeyi çok uzun tutabilirdim. Ama özetlemek gerekirse: Allen Iverson, Ayrton Senna, Franz Kafka… Ve tabii ki de Mustafa Kemal Atatürk. Şu ülkede düzelmiş neye elimi attıysam onun izini gördüğüm için Atatürk en ön sırada. Iverson ve Senna aktif yıllarında, liderlik özellikleri ve düzene başkaldırıcı yapılarıyla hayranlık uyandırıcı hayatlar yaşamışlar. Kafka ise sessizce şu dünyaya bıraktığı düşünce yapısı ve farklı duruşuyla…

Çok yapmak istediğin ama hiçbir zaman yapamayacağını düşündüğün bir meslek var mı? Böyle düşünmene sebep olan şey nedir?

Az önce bahsi geçen basketbolculuk fikri olabilir aslında. Meslek olarak onu yapmak için o işten para kazanmak lazım ama fiziğim buna pek müsaade etmiyor ne yazık ki, hem de NBA’de 94 doğumluların draft edildiği bir yılda…

Seni tanımlayacak, slogan niteliğinde tek bir cümle kurman gerekse bu cümle ne olurdu?

“İkinci olan ilk kaybedendir.” Ayrton Senna

YS - 5

Mehmet için ideal bir gün nasıl olmalı, nasıl başlayıp nasıl bitmeli, neler yaşanmalı, kimleri içermeli?

Söyleyeceğim müthiş bir gün özeti bile tekrarlar sonucu sıradan hale geleceği için anlık şeyler yerine fikirsel şeylerden bahsetmek isterim. Daha önce görmediğim ve kendimi geliştiren bir şeyler görmek/okumak/öğrenmek, müzikal olarak bir çalışmaya imza atmak, yani dolayısıyla müzik yapmadığım her günün boşa geçtiğini düşünmemek ve bunun huzurunu yaşamak… O günde kimler olduğuna gelirsek, tabii ki de sevdiğim kişiler olmalı ve daha da önemlisi o günüm kendini bir şeye adamış insanlarla geçmeli. Bunlar çöpçüler bile olabilir. Önemli olan o şahsın kendini bir şeye adaması.

Yaşamak istediğin şehir nasıl olmalı, kısaca sebeplerini açıklayabilir misin?

Kafamın çok karışık olduğu bir konu bu. Yaşamak istediğim şehirde deniz olsun isterim bir Egeli olarak. Olmasa bile karasal iklime sahip olmasın kesinlikle. Ama her şeyden önemlisi insanlar birbirlerine değer versin, birbirlerini önemsesinler. İnsanların birbirlerini kandırarak ve birbirlerinin üstüne çıkarak yaşamaya çalıştığı metropollerden artık sıkıldım. Ama işim gereği böyle yerlerde bulunmam icap ediyor. Şunu söyleyebilirim; yaşayacağım şehir Ankara olabilir ama yaşamak istediğim şehrin burası olmadığı konusunda tereddüdüm bile yok. Ben Ankara’yı çok seviyorum ama burayı özlemem lazım artık. Yurtdışı konusunu henüz hiç açmıyorum bile.

YS Mezun


İndigo

Sonraki 5: Boş Boş, Çocuk, Peki Neden?, 2 Boş Adam, Zeki Misin Sanıyorsun?

5. Madde Bağımlısı

Altyapı: Rashness

Albüm: Madde Bağımlısı

Daha ilk albümü olmasına rağmen İndigo dinleyicilere kendini tanıtmakta çekingen davranmamıştı. Bugüne kadar Türkçe rap yapan kişiler tarafında pek irdelenmemiş olan bağımlılık konusunu, tamamen kendi çerçevesinden anlatan özel bir şarkı. Bağımlılık temalı bir şarkı hayal edildiğinde akla gelen didaktik “Bağımlı olmayın” tavrını da sergilemiyor üstelik. Günlük hayatımızda farkına varmadan oldukça içli dışlı olduğumuz bağımlılığın yalnızca tanımını yaparak, uygulanması gerekenleri bize bırakıyor. Rashness’in altyapısı sözler ve akış için ideale yakın; sertlik veya çarpıcılık içermiyor. “Uçuk görünmesin, telefonsuz durabilir misin? / Bağımlılık budur, akla ilk eroin gelmesin” dizeleriyle olay ve kavramlara nasıl farklı bir pencereden bakabildiğini gözler önüne seren İndigo, “Sen neye bağımlısın? Söylesene çabuk” ile başlayan tek taraflı konuşmasıyla da akıcı ve bilge sözler sarf edebilmek için herhangi bir melodiye ihtiyaç duymadığını sezdiriyor. “Madde Bağımlısı” şarkısı; İndigo dinleme bağımlılığının ilk aşamasıdır.

4. Uzakta

Altyapı: İlker Vatansever

Albüm: Jonathan Livingston

İndigo’nun duygusal yönünü mü merak ediyordunuz? Buyurun, sizi bu şarkıya alalım. Yalnızlık, yabancılık, özlem, mutsuzluk, çaresizlik, bunalım, sevgi yoksunluğu… Hepsini tek bir şarkıya sığdırmayı başarıyor İzmir’den koparılmış İzmirli İndigo. Parça başına sıkıştırılmış, simgesel öğelerle dopdolu kısa bir telefon görüşmesi ve hakkının nedense hiçbir zaman yeterince teslim edilemediğini düşündüğüm bir Byan Za vokali ile sıradan duygusal bir rap çalışmasından çok farklı boyutlara ulaşan bir eser. Şarkılarında kendi hayatını tüm çıplaklığıyla dinleyicilere sunmaktan çekinmeyen İndigo, bu şarkısında yaşamının olumsuz ve zaman zaman iç karartıcı olan taraflarına yoğunlaşıyor. Dinlerken kendinizi insanlar tarafından yalnız bırakılmış, olmanız gereken yerden çok uzaklarda hissetmenize yol açıyor. Bir müzisyenin müziğini anlamanız için, önce kendisini anlamanız gerekir. Söz konusu İndigo ve “Uzakta” gibi parçalar olunca, işiniz biraz daha kolaylaşıyor.

3. Vicdani Retçi

Altyapı: Life and Death Productions

Albüm: –

İndigo’nun çözülmesi gereken siyasi bir sorunu var ve bu sorunu bizlerle paylaşma cesaretini gösterdiği için kendimizi şanslı saymalıyız. Türkçe rap tarihinde bu derece yürekli bir şarkı yapıldığını veya gelecekte yapılabileceğini sanmıyorum. İnsanların arkadaş arasında bile konuşmaktan çekindiği askerlik meselesine karşı sert duruşunu müzik aracılığıyla tüm ülkeye, hatta belki ülkenin bile ötesine duyurmak herkese nasip olmayacak bir mertlik gerektirir. Doğduğundan beri birlikte yaşadığı ülkenin insanlarına böyle bir şarkı sunduğunda alacağı acımasız, insanlık dışı tepkilerin farkında olarak bu işe kalkıştı İndigo. Görüşlerine katılmayan, müziğini tasvip etmeyenlerin dahi ona sırf bu yüzden saygı duyması gerekiyor. “Vicdani Retçi” sözlerin özenle seçilerek harikulade dizelere dönüştürüldüğü, duygu sömürüsüne kaçmadan saf düşüncelerin yansıtıldığı sıra dışı bir çalışma. Rap müziğin temel öğelerinin birçoğu bu şarkıda mevcut: Eleştirellik, samimiyet, siyaset, insanlık ve niceleri… Bir bakıma yeni çıkan malum spor gazetesi gibi olduğu mesajını veriyor Tevfik Koçak. “AMK” diyor, yani: Açığım, mertim, korkusuzum.

2. Hiphop

Altyapı: Kupa-A

Albüm: Çocuk

O yine iddialı, yine bilinçli ve yine ders veriyor… Kendisi kadar yeterli olduğunu düşündüğü insanlara verdiği içten bir sözle başlıyor ve geri kalan kitleye verdiği sert bir mesajla bitiriyor şarkıyı Tevfik Koçak. Türkiye’deki Hiphop ortamında gördüğü eksiklikleri, yapılan hataları, iyilikten uzak niyetleri ve bilumum bozukluğu sayfalarca yazmaya gereksinim duymadan, dolaylı yollara başvurmadan, çoğunluğun almaktan çekindiği inisiyatifi alarak dinleyicilerin gözüne sokuyor. Şarkı ilk çıktığında devrimsel bir etki yapacağına inanıyordum. Bu etkiyi yaratmaması, yaratmış olması gerektiği gerçeğini değiştirmiyor. İndigo’nun “Hiphop” şarkısı gerektiği zaman, gerektiği şekilde ve gerektiği yere gönderilmiş bir şarkıdır. Yıllar sonra Türkçe rap’in efsaneleri arasında kendisine kolayca yer bulacak bir şarkıdır. İnsanların Hiphop denince İndigo, İndigo denince Hiphop düşünmesini sağlayacak bir şarkıdır. İndigo’ya teşekkür etmemizi gerektiren bir şarkıdır.

1. Kadınlar

Altyapı: DJ Artz

Albüm: Çocuk

Sadece ismiyle bile olağanüstü iddialı bir görüntü çizen böylesi şarkılara kolay kolay rastlayamazsınız. Şarkının ilk dizesi olan “Kadınlar müthiştir uzaktan bakınca” sözü bile “Kadınlar”ın çok özel bir şarkı olacağını haber veriyor. DJ Artz’ın tam isabet altyapısı üzerine İndigo dürüstlüğün ve samimiyetin doruk noktalarında gezen, müthiş cesur ve kendinden emin sözler okuyor. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde çoğu rapçi adayı tarafından irdelenen ve paspasmışçasına kullanılan bu konu, Karşıyakalı Tef’in elinde bir başyapıtın oluşumuna zemin hazırlıyor. Aralara serpiştirilen monologlar şarkının anlatmak istediklerini özetlerken dinleyiciyi de derin düşüncelere sürüklemeyi başarıyor. Konuyu hiçbir zaman sıradanlaştırmaması, duygusal betimlemelere girmemesi İndigo’nun burada yaptığı bazı diğer pozitif seçimler. Hayatım boyunca katılmadığım bir konuda konuşmasını bu kadar dikkatle dinlediğim başka birisini hatırlamıyorum. İstense bu şarkının anlattıklarıyla deneme türünde bir kitap yazılabilir, hatta bir tez olarak üniversitelere sunulabilir. Kadın-erkek ilişkileri inanılmaz karmaşıklaşabildiği doğrudur, net olan şey ise İndigo’nun bu eserinin şahane olduğudur. “Hemfikiriz di’ mi bu konuda?”

Not: Favori İndigo şarkınızı bu yazıya yorum olarak yazabilirseniz çok sevinirim.


Yıllardır Kadıköy’ün değişmez isimlerinden biri olan Sayedar’ın oldukça gecikmeli olarak piyasaya sürülen Farkındalık albümü safkan rap müzik arayışındaki müzikseverlerin keyfini yerine getirecek, albümün çok özel olacağını umanları ise hayal kırıklığına uğratabilecek nitelikte.

İlk çalışmasını dinleyici adaylarına sunduğu günden beri rap müzikteki tercihleri ve tarz seçimlerini koruyarak ilerlemiş olan Erman Demircioğlu, yeni “yasal” albümü ile bilhassa kendisini yeni tanımakta olan genç rap severlere “Ben buralarda uzun zamandır varım ve benim tarzım budur” mesajı gönderiyor. Karanlığı hissettiren, Gangsta Rap öğeleri barındıran ve klasikleşmiş nitelendirmesini yapabileceğimiz “Intro” sonrasında ilk şarkı ile göndermelerine başlıyor Saye. Isırmayan ama sertliğini sezdiren, ses tonundan çok sözlerini ön plana çıkardığı “Paranoyalar Aklımda” ile hiç vakit kaybetmeden eleştiri oklarını fırlatıyor. Yıpranmış insan ilişkileri, iki yüzlü dostluklar ve Türkçe rap endüstrisine tokatları vuran şarkıyı gerekmediği kadar Rapozof stilini yansıtan ve Sayedar’a çok yakışmadığını düşündüğüm bir altyapı ile hazırlanan sosyal ve politik yönü ağırlıklı “Farkındalık” takip ediyor. Sayedar istikrarlı flow’unu duygusala yakın bir altyapıya sahip “Boş Sokaklar” parçasında dahi sürdürüyor, ancak nakaratın yumuşaklığı kendi verse’leri ile kulağa pek tatlı gelmeyen bir zıtlık yaratıyor. Bahsi geçen zıtlığın oluşumuna rağmen altyapı konusunda ilk iki sözlü şarkının bir kademe üstüne çıkıldığı ortada.

Farkındalık - Albüm Kapağı

Albümün başlarında yorgun ve zaman zaman aşınmış ses tonunu dinlediğimiz Sayedar’ın beklenen sert vokali ilk kez “Drakula” şarkısında kendisini gösteriyor. Kullanılan altyapının bu sertliği bozacak özellikleri mevcut, yine de kuvvetli ve kendinden emin bir nakarat ile bu uyumsuzluk görmezden gelinebiliyor. “Zafere Doğru” Ayben’in ders verdiği, potansiyeli yüksek olan bir şarkı. Ne yazık ki son derece kopuk olan nakaratı bu potansiyele ulaşılmasının önüne set çekiyor. Nakarat hakkında düz bir eleştiri yaparak “olmamış” demek yerine “ne yapılmak istendiğini anlayamadım” görüşünde bulunmayı tercih edeceğim. “Kara Mevsim” lirikal düzeyi en yukarıda olan parçalardan biri, albümün başında ortaya koyulan tavrın ve seçilen konuların dışına çıkmıyor. Vokallerin altyapı uyumsuzluğu/yetersizliği nedeniyle hak ettiği başarıya ulaşamaması ise oldukça üzücü. Albüm adına çizilecek düz çizgiyi dalgalandırabilecek ilk şarkı “Tan Yeri”; Paranoyak Adam ses rengi ve güçlü liriklerinden taviz vermeden enstrümanların duygusal-arabesk karışımı melodisine uyum sağlıyor, konu olarak aşkı benimsiyor, böylelikle albümün konsept dışı diyebileceğimiz ilk şarkısı ortaya çıkıyor. “Kabus” insanda albüme ara verip birkaç saat boyunca yoğun bir şekilde Sahtiyan dinleme dürtüsü uyandırsa da bu Sayedar’ın şarkıda başarısız olduğu anlamına gelmiyor. Ek olarak dakikalar önce dalgalanmış olan çizginin tekrar rayına oturduğu söylenebilir. Sayedar ilk on şarkının en kaliteli altyapısında yine rap endüstrisi üzerine eleştirel sözlerle karşımıza çıkıyor; “Uyan Artık” daha kalifiye bir nakarat ile sunulmuş olsaydı çok daha yükseklerde kendine yer edinecek bir şarkı olabilirdi.

Albümün son bölümü U.L.a.Ş ve Kayra’nın nostalji özlemleriyle tetiklediği ve bir akım haline gelmeye yakın olan “Eski Günler”in anılması ile başlıyor. Sayedar’ın geçmişini asla unutmaması ve yaptığı her işle gurur duyuyor olması şarkının dikkat çekici unsurları, ayrıca bir müzisyen adayı için olumlu özellikler. Kadıköy ekibinden çıkan her albümün tek ortak özelliği olan ve genellikle albüm sonlarına iliştirilen kalabalık şarkı geleneği Farkındalık için de geçerli görünüyor. “İllegal Organize” nakaratı gereğinden fazla sayıda kullanılmış olan, verse’lerin çoğunda ise yeterliliği sağlayabilen bir görüntüye sahip. Sona yaklaşırken karşılaştığımız “Külüstür Teyp”, altyapıların Sayedar’ın duygusal yoğunluğu ve karmaşasını yeterince yansıtamadığı, sürece kısa şarkılardan oluşan albümü özetler nitelikler sergiliyor. Kapanışı “Düşünsel Anafor” ile yapan Sayedar, favorisi olan konuyu işleyerek insanları ve onların ilişkilerini anlatan, nakaratı neredeyse albümdeki her şarkıdan daha iyi oturtulmuş bir veda seslendiriyor. Paranoyak Adam’a selamlar…